Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Zorunlu Ara

2008/11/10


Bir süredir bu konu nedeniyle yazamıyordum, evet ara sınavlar geldi çattı. Kasım 22'ye kadar zorunlu bir ara veriyoruz...

Fatih Akın Filmleri Tv8'de

2008/11/04


Fatih Akın'ın üç filmi Kasım ayında Cumartesi akşamları tv8 ekranlarında olacak.

15 Kasım Cumartesi Fatih Akın'ın ilk büyük bütçeli filmi Solino.

22 Kasım Cumartesi Kısa ve Acısız

29 Kasım Cumartesi Im Juli

Benden Bu Kadar - As Good As It Gets


Sanırım Şampiyonlar Ligi maçlarını sabote etmek için olacak, 4 Kasım 2008 tv kanallarınca iyi filmlerle süslenmiş durumda. Bu kez Cnbc-e yapıyor hamlesini, Benden Bu Kadar'ı yayına alıyor.

1997 yapımı filmde Jack Nicholson döktürüyor. Kadroda Helen Hunt, Greg Kinnear ve Cuba Gooding Jr. gibi isimler var. Filmin en büyük şanssızlığı ise yayına girdiği dönemin Titanic ile aynı olması. Buna rağmen Oscar gecesinde Jack Nicholson'a en iyi erkek oyuncu, Helen Hunt'a da en iyi kadın oyuncu ödülünü getirdi. En iyi yardımcı erkek oyuncu (Greg Kinnear) dahil beş adaylık da cabası.

As Good As It Gets, 4 Kasım 2008 Salı gecesi 22.00'de Cnbc-e ekranlarında. Kaçıranlar için tekrarı ise aynı gece 02.15..

4:30


Singapurlu yönetmen Royston Tan'in yazıp yönettiği çok başarılı bir dram ekrana gelecek bu akşam.

Okulunun, büyük yalnızlığının içindeki tek anlam olduğu 11 yaşındaki Xiao ve 30lu yaşlardaki bir Korelinin dostluk ilişkilerinin konu alındığı bu film, bu akşam -4 Kasım 2008- saat 20.30'da tv8 ekranlarında olacak. Yalnızlık teması, film bittiğinde iliklerinize kadar işlemiş olacak emin olun. Yalnız olun veya olmayın içinize işleyecektir..

Kaçıranlar için aynı gece 00.30'da tekrar ekranlarda olacak.
*******
Bu arada tv8 bu hafta da filmlerde aşmış şekilde devam edecek. 6 Kasım Perşembe 22.30'da Norveçli yönetmen Pal Oie'nin Karanlık Orman filmi ekranlara gelecek. Ayrıca bu ay her Cumartesi akşamını Fatih Akın filmlerine ayıracaklar. Bu da ayrı bir post konusu olsun.

Rec

2008/11/03






Ülkemizde 14 Kasım 2008'de gösterime girecek, yönetmenliklerini Paco Plaza ve Jaume Balaguero'nun yaptığı bir İspanyol filminden bahsedeceğiz, Rec...



Yerel televizyon için "Siz Uyurken" adlı bir program yapan Angela ve kameramanı Pablo, bir gece itfaiyecilere konuk olarak, çalışma şekilleri hakkında röportajlar yapıp görüntü almak isterler. Gece gayet sorunsuz ilerlerken istasyona aniden gelen bir telefonla itfaiyeciler harekete geçer. Sürekli panik halinde ve hiç susmak bilmeyen Angela ile kameramanı da itfaiyecilerle birlikte olay yerine doğru yol alır. Verilen adrese ulaştıklarında, apartman sakinlerince üst katlardan sesler geldiği ve söz konusu seslerin kaynağı dairede tek başına yaşayan yaşlı bir kadının kaldığı bilgisini edinirler. Yukarı çıktıklarında karşılaştıkları şeyler asla doğmamış olmayı dilemelerine neden olacaktır. Bir çeşit hastalık nedeniyle kadın garip davranmakta ve ona yaklaşan ilk kişinin gırtlağını kopartmak suretiyle ısırmaktadır. Ardından salyayla bulaşarak yayıldığı anlaşılan bu hastalık kısa sürede binadakilere de yayılır. İspanyol yetkililer durumdan haberdardır ve bina karantinaya alınır, tüm çıkışlar engellenir, tek seçenek "ölmek"tir...


Filmin sonuna dek süren kaos ortamı boyunca kamera sürekli kayıttadır...


Bu film son yıllarda atağa geçen İspanyol yönetmenlerin hanesine bir artı daha ekliyor. Klişe nüanslara rağmen gerilimi artan bir şekilde hissediyorsunuz...

Engellendik... Mi acaba?

2008/10/25


Zihniyet aynı, pire için yorgan yakmaya devam..

Jim Jarmusch Günleri

2008/10/22


Anadolu Üniversitesi Sinema Kulubü 23-24 Ekim 2008 günlerinde 1953 doğumlu, bağımsız sinemanın önemli temsilcilerinden yönetmen Jim Jarmusch'un filmlerine yer veriyor. Özellikle Broken Flowers, Stranger than Paradise, Dead Man ve Night on Earth filmleri dikkatle takip edilmeli. Kongre Merkezi Kırmızı Salonda yapılacak gösterimlerin ardından söyleşiler yapılacağını da belirtelim..

*****

-23 Ekim Perşembe-

10.00 Down by Law

13.30 Stranger than Paradise

15.30 Night on Earth


-24 Ekim Cuma-

10.00 Broken Flowers

13.30 Coffee and Cigarettes

15.30 Dead Man

La fille Coupee En Deux - İkiye Bölünen Kız


Biraz geç oldu sanırım bu yazı için fakat bu akşam (22 Ekim Çarşamba) saat 22.00, kaçıranlar için gece 02.00'de Cnbc-e ekranlarında bir Claude Chabrol filmi olan İkiye Bölünen Kız yayınlanacak. 2007 yılında çekilen filmde kendinden yaşça büyük birisine aşık olmanın acı deneyimine tanık olacağız...

Daha daha...


Günümüzdeki durumu bilmeyen ve hiç bilmeyen aynı karede. Aragones sağ işaret parmağıyla gözlüğünün altından gözünü kaşıyor. Bu arada Dolar selam ediyor, 1.66 olmuş...

Delicatessen

2008/10/20


Belki de jenerasyonumuzun görüp görebileceği en özgün yönetmenlerden Jean Pierre Jeunet var koltukta, yanında Marc Caro; bize kara mizahın tanımı olarak verilebilecek filmlerden birini sunuyorlar, Delicatessen...

Hikaye bir kasap ve onun yaşadığı - aynı zamanda sahibi olduğu- apartmanda gelişiyor. İkinci Dünya Savaşı sürerken, hani insanlar açlıktan birbirini yiyor derler ya, bu durum hakim Fransa'da. Kasap da apartmanında yaşayanlardan birini, diğerlerinin karnını doyurmak için kullanıyor. Ziyadesiyle etini kemiğini paylaştırıyor komşularının... Bir gün kasabın iş ilanı için gelen eski bir sirk çalışanı -Louison- ise düzenin tam odak noktasına çomağı sokuyor bilmeyerek de olsa. Kasabın kendisinden garip kızı kalbini Louison'a kaptırıp, onun da babasının satırından payını almasını engellemeye çalışınca ortaya çok hoş bir hikaye çıkıyor...

****

Detay üzerine gelen detaylardan filmin konusunu takip edememeye başlıyor insan, kesinlikle defalarca izlenmeli bu film. Her karesinde farklı bir emek, jeneriğe ise diyecek tek kelime yok. Kasap rolündeki Jean-Claude Dreyfus döktürüyor. Film boyunca intiharı deneyen fakat amacına ulaşamayan Aurora karakteri ise Robert diyaloğunda gülmekten kırıyor. Troglodytler ayrı bir olay. Aslında film için yazılabilecek çok fazla şey yok çünkü anlatılabilecek olgulardan oluştuğunu söyleyemeyiz. İzlemeyenler çok şey kaçırır diyelim sadece...

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı Kaybettik

2008/10/15


15 Ekim 2008, bugün, hayata 94 yaşında gözlerini yumdu şiirin usta kalemi. Huzur içinde yat üstad..

Depeche Mode @ İstanbul

2008/10/13


Yer Santralistanbul, tarih 14 Mayıs 2009 Perşembe.. Dave Gahan'i bir kez daha dinleyebilme fırsatını yakalıyoruz. Reach out and touch faith!.

Styx

2008/10/09


Sonuncusu 2005 yılında yayımlanmış 23 albüme ve sayısız ödüle sahip bir topluluktan bahsedeceğiz, Styx.

Amerikalı grubun şarkıları büyülü, bir kez dinledikten sonra vazgeçilmez olabiliyorlar. Boat on the River ile tanınsalar da bir Suite Madame Blue, This Old Man çok daha fazla anı barındırıyor zamanla insanda. Diyebilirsiniz ki 15 albüm içerisinden üç şarkı mı çıkarabildiler, size başlı başına bir şaheser olan 1980 çıkışlı Paradise Theatre albümünü edinmenizi öneririm. Hiçbir şarkı aklınızdan çıkmayacak..

Günümüzün Popmundo havasındaki gruplarının ardından ilaç gibi geliyor Styx hayatın arka planında. Yeri geliyor gece yolculuğunda trenin camından yansıyor, yeri geliyor evin kapısını dışarıdan kapadığınızda sıkıntıları da içeri kilitliyor...

Suite Madame Blue ile bitirelim...

Death Race

1975 yapımı, Carmageddon temalı efsane film Stallone'lu Death Race 2000'in yeniden çekillişi var karşımızda, Jason Statham ile birlikte..
2012 yılında Birleşik Devletler ekonomisi çökmüş, işsizlik oranı tavana vurmuştur. Suç oranı feci şekilde artmış, ceza evi sistemi de kırılma noktasına gelmiştir. Bundan çıkar sağlayan bir yer vardır, Terminal Island Hapishanesi..

Ölümüne yarışlar düzenleyerek bunları internetten canlı yayına sunan hapishane müdüresi, bu işten feci paralar kazanmaktadır. Bir sürü silahlarla donatılmış araçlar ve yarış pisti üzerinde alınan yağ, duman gibi rakibi olumsuz etkileyen bonuslar yardımıyla yapılan yarışlarda beş birincilik alan mahkumun özgürlüğüne kavuşacağı vaadedilir. Dört yarış birinciliği bulunan Frankenstein takma adlı mahkumun beşinci yarışta ölmesi sonucu, onun üzerinden kazandığı paradan vazgeçmek istemeyen müdüre Statham'i -bir yolla- hapse düşürür, son yarışı kazanması karşılığında özgürlüğünü teklif eder...

Senaryo ve cast açısından film başarılı diyebiliriz. Sonuçta böyle bir hikaye ancak bu şekilde aktarılabilirdi. Bir Rollerball beklenmemeli. Filmin genelinde bilmecelere pek yer yok, bu açıdan yalın bir film diyebiliriz. Zaman geçirmek için iyi bir seçenek olabilir..

Das Boot Cnbc-e Ekranlarında..

2008/09/29


Nacizane fikrim, en iyi savaş filmlerinden biri olan 1981 yapımı Das Boot, bu akşam (29 Eylül 2008) 22.00'de, eğer kaçırır da gece izlemek isterseniz 02.30'da Cnbc-e ekranlarında..

Ara

2008/09/28


Bayram tatilini değerlendirmek üzere evimize doğru yol almış bulunuyoruz. Bu süre içerisinde de sanırım bir kaç tatil planı değerlendirilecek, sekiz günlük bir boşluktan söz ediyoruz..

Yol Arkadaşları - 5

2008/09/23





Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Matt Uelman - Tristram (Diablo OST)
2- Terence Blanchard - 25th Hour Finale
3- Radiohead - All I Need
4- Zeljko Joksimovic - Lane Moje
5- Mana - En el Muelle de San Blas
6- Pearl Jam - Better Man
7- Amorphis - My Kantele
8- Jeff Buckley - Lover, You Should've Come Over
9- Manic Street Preachers - Everlasting
10- The Smiths - There is a Light that Never Goes Out

Haftanın Beşlisi

2008/09/21





* Iron Maiden, Dance of the Death ve Rainmaker dolu bir hafta.

*Metallica, Death Magnetic, olmamış ya da biz çok fazla şey bekliyoruz-istiyoruz. Yine de St. Anger'dan iyidir.

*La Antena, beşliye alalım, hafta sonuna doğru bir de inceleme yazalım..

*Cahillikler Kitabı, NTV Yayınlarından çıktı, 7. baskıyı yapmış durumda. İçindeki bilgiler bol bol " hadi canım..." dedirtiyor insana. Fiyatı da gayet makul.

*Young Adam, ilerledikçe sarpa sarsa da iyi bir film.

El Orfanato

2008/09/20


Bu kez yapımcı Guillermo Del Toro. Yönetmen koltuğunda Katalan yönetmen Juan Bayona var. Hikaye ise Del Toro'nun alıştırdığı cinsten, gerçek hayata sıkıştırılmış fantastik olaylar..


Laura ve Carlos adlı çift, Laura'nın yetiştiği yetimhaneyi satın alır ve burada yaşamaya başlarlar. Evlat edindikleri Simon ise çok hastadır ve günlük bakıma ihtiyacı vardır. Simon kendine "hayali" arkadaşlar edinip onlarla oyunlar oynayarak geçirir vaktinin çoğunu. Hayali arkadaş kavramından pek şikayetçi değildir ailesi, çünkü etrafta arkadaş olabileceği insanların oturduğu tek bir ev dahi yoktur, çevredeki yegane yapı eski bir deniz feneridir..


Bir gece deniz feneri ve civardaki bir mağarayı soran Simon'a sabah seni oraya götüreceğim der Laura sonradan olacakları bilemeden. Sabah olur, Simon mağarada yeni arkadaşlar edinir, ne var ki bu arkadaşlar gizemli oyunlardan hoşlanır ve Laura için de pek yabancı değillerdir. Simon'un ortadan kaybolmasıyla olaylar gelişir..


Sevgi hikayesiyle harmanlanmış bir gerilim filmi diyebiliriz Yetimhane için, kesinlikle izlenmeli..


Cengiz Han


Film beklenmeyecek derecede güzel. Yönetmen Sergei Bodrov, özel efektlerle süslenmeden ve abartılı savaş sahneleri koymadan da güzel bir film çekilebileceğini göstermiş. Tam anlamıyla epik bir yapıt çıkarmış ortaya..


Timuçin'i canlandıran Asano Tadanobu ise gerçekten harika bir oyunculuk sergiliyor. Moğol boylarındaki gelenekler ve bunların zamanla yozlaşması, Timuçin'in kısa bir süre olsun rahat duramadığı yaşamı ve ordan oraya sürüklenişine tanık oluyoruz filmde.


Hikaye Timuçin'e eş seçmek için stepler boyunca yol alan Timuçin'in babası Han Esugei 'nin, dönüş yolunda bir yemek sırasında ikram edilen sütten zehirlenerek öldürülmesiyle başlar. Otorite boşluğunu fırsat bilen Esugei'nin adamlarından Targutai'nin asiliği, Timuçin'in cesareti, eşi Börte ve kardeşim dediği Jamukha etrafında dönen harika bir kurguyla ilerler. En dikkat çekici nokta ise keşiş ile Timuçin'in diyaloglarıdır şüphesiz.


Filme yöneltilen eleştirilerden biri savaş sahnelerinin gereğinden az yer kapladığıydı, ki bu sürekli savaş halinde olan bir Hanedanlık için pek olası bir durum değildir. Fakat bu hanedanlığı ve kişiliği ele alış açısının savaş alanındaki yetenekleri olmadığını her sahnede belgeliyor yönetmen ve bu eleştiriyi çürütüyor..


Rus yönetmen izlenmeye değer bir film ortaya koyuyor..

The X Files : I Want to Believe

2008/09/15


İşte yılın fiyaskosu.. Karakterleri bu kadar zorlama bir hikayeye uydurmaya çalışırsanız sonucun farklı olmasını bekleyemezsiniz..

Dana Scully ve Fox Mulder aynı evdeler.. Scully kendini doktorluk mesleğine vererek izleri silmeye çalışırken Mulder rahat duramıyor ve bir araştırmaya danışmanlık yapmak için göreve dönüyor. Hiper mega sapıkça deneylere alet edilmek için kaçırılan insanlar serisine bir de ajanın eklenmesiyle gelişiyor olaylar. İzlemeyin sakın..

Film veya konusu hakkında bir şey yazamıyorum çünkü geçmişe saygısızlık etmek istemiyorum. Xzibit'i ajan olarak izlediğimiz bir filmden bahsediyoruz. En azından serinin özgünlüğüne gölge düşürmeseydiniz diyorum ve yorumu sizlere bırakıyorum..

Hellboy II : The Golden Army


Guillermo del Toro yönetmenliğinde geliyor serinin yeni filmi, ilkinden daha güzel olmakla birlikte yine de çok fazla şey vaadetmiyor seyirciye..


Night Elf ya da Dark elf diye tabir ettiğimiz karakterler giriyor bu kez hikayenin içine.. İnsanlarla olan savaşta yenilmez olabilmek için, Elf kralının emrine verilmek üzere Altın Golemlerden oluşan bir ordu yapma teklifiyle gelen goblin demircilerin ustasının teklifi, kralın oğlu Prens Nuada'nın da baskısıyla babası tarafından kabul edilir ve ordu yapılır. Orduyu kontrol edebilmek için bir altın taç da yapılmıştır orduyla birlikte. Bunu giyen kişi orduyu kontrol edecek kişidir.. İnsanlar tekrar saldırıya geçtiğinde ise tam bir katliam gerçekleştirilir duyguları ve merhameti olmayan Altın Ordu tarafından, bunu goren Elf Kralı kararından pişmanlık duyar, orduyu geri çağırır ve tacı üç parçaya böldürür. Tacın bir parçasını insanlara verir. Kalan iki parçanın birini kendisi alır, diğerini de Prens Nuada'nın ikizi Prenses Nuala'ya verir. İnsanların sözüne güvenmeyen Prens Nuada ülkesinden sürülür ve en ihtiyaç duyulduğu anda geri geleceğini söyler. Altın Ordu da dünyanın bilinmeyen bir yerine kapatılır ve barış yapılır..


Yıllar önce ortadan kaybolan Prens Nuada, Altın Ordu'yu çağırıp uyanışı gerçekleştirebilmek için tacın parçalarının peşine düşer ve yolları Hellboy ve ekibiyle kesişir. Bu arada Abe Sapien'e dikkat..
****
Bu filmde Hellboy aşkla tanışacak, aynı zamanda da fedakarlık yapmayı öğrenecek. Hellboy'un geleceği hakkında da pek çok fikir sahibi olmamızı sağlayacak..

Anket Hakkında

2008/09/14


Blogun deniz feneri teması bazı arkadaşlara dokunmuş sanırım, ne alaka diyerek geçiştiriyorum fakat bir anket de yapmak istiyorum konuyla ilgili..

Malum, bildiğimizden farklı şekilde aydınlatan bir "Deniz Feneri" vakası var şu günlerde, google services da meseleyi daha önceden gördüğü için deniz feneri temalı bir arka plan tasarlamış, blogspota eklemiş. Mail atan gerçekten ilginç bir arkadaş da temayı değiştirsem çok daha güzel olacağını söylemiş, soralım arkadaşlarımıza durum nedir?

The 69 Eyes

2008/09/13


Kendi deyimleriyle bir "Goth'n'Roll" grubundan bahsedeceğiz, The 69 Eyes..

90lı yılların başında Helsinki'de kurulan grup, vokalist Jyrki ve davullarda Jussi'nin başarısıyla tanınıyor daha çok. Jyrki'nin vokalindeki Peter Steele havası ve Jussi'nin davulundan yayılan The Misfits tınıları da grubu çekici kılan nedenlerden. Grup sahneye hakim, canlı kayıtlarında en ufak bozulma olmuyor. Diğer Finli gruplardan The Rasmus ve HIM ile de çalışan The 69 Eyes, ilk albümünü 1992 yılında Bump 'n' Grind adıyla piyasaya çıkardı. 1994 yılında Motor City Resurrection, 1995'de Velvet Touch'ı barındıran Savage Garden ve 1997'de Wrap Your Troubles in Dreams albümleri ile piyasaya tutundu. Grubun yükselişi 1999 yılında çıkardıkları Wasting the Dawn albümü ile başladı. Hand of God, All-American Dream ve Wasting the Dawn şarkıları ile büyük bir patlama yaptılar. Klibinde Ville Valo'nun, Jim Morrison hayaleti olarak karşımıza çıktığı Wasting the Dawn halen pek çok kişi tarafından grubun en iyi şarkısı olarak nitelendirilir. 2000 yılında çıkan Blessed Be albümü ise grubun tepe noktasıdır. Ben dahil pek çok kişi bundan daha iyi bir albüm yapamayacaklarını düşünmüştür ve öyle de olmuştur. Framed in Blood gibi bir şaheser barındırır. Brandon Lee, Angel on my Shoulder ve The Chair de bu albümdedir. 2002 çıkışlı Paris Kills albümü ise grubun şehir takıntısı olduğunu öğrenmemizi sağlar. Betty Blue ve Still Waters Run Deep bu albümün en büyük armağanıdır bizlere.. Bu tarihten sonra 2004'de Framed in Blood ve 2007'de Angels adlı iki albüm çıkarmış olsalar da, iki albümden sadece Feel Berlin şarkısını "gerçekten iyi" olarak nitelendirebiliriz.. Grup son olarak 2008 Ocak-Şubat aylarında Hollywood Kills adlı bir DVD sürdü piyasaya. Bam Margera önsözüyle başlayan ve 17 canlı performans barındıran bir çalışma yapmışlar. Ana hatlarıyla güzel fakat "Best of" tadındaki bu çalışmada Still Waters Run Deep'in bulunmayışı bir eksi olarak yazılır hanelerine..

Grup, şarkılarındaki geçiş bölümlerine çok önem veriyor, ilk kez dinleyen kişiler grubu genellikle geçişleriyle akılda kalıyor sözleriyle tanımlarlar, bunun nedeni aslında geçişlere verdikleri önem değil, arka plandaki müziklerin değişken olması ve aynı riffler kullanılıyor gibi görünse de tonların sürekli değiştirilmesi. Bu sayede şarkılar sürekli canlı tutuluyor. Şarkıların uzun olmayıp insanı sıkmayışı da artı bir özelliktir bu tarz gruplar için.

Kendilerine Helsinki Vampires gibi tamamen saçma bir takma adı layık gören, kaliteli işlere imza atmış bir grup var karşımızda. Linklerle bitirelim,

The 69 Eyes - Framed in Blood

The 69 Eyes - Wasting the Dawn

Death Magnetic

2008/09/10


Albüm loopta. Yazımız yakında..

Haftanın Beşlisi


* Mana, Labios Compartidos ve En el Muelle de San Blas'dan vazgeçilemiyor..

*Tadım Pizza, Bursa Zafer Plaza'daki şubelerine konuk olduk, Mexican'ı harika. Bazı kişilerin dediğine göre domates çorbası da gayet güzelmiş :)

*Full Metal Jacket, arşivden çıkarıp tekrar göz atmalı.

*Heroes of Might and Magic III, aslında dördüncüsünü saymazsak tüm seri bir efsane.

*2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası Elemeleri, 12 Dev Adam'ı takipteyiz.

Aynalar


Yönetmen koltuğundaki Alexandre Aja bile pek çok kişi için bu filmin izlenme sebebidir. Kadroya bir de Kiefer Sutherland'i ekleyince beklentilerin biraz daha yükselmesi söz konusu..


Aslına bakarsanız içinde zombiler, iskeletler veya cin-peri olmayan korku filmleri ile pek karşılaşmıyorduk son zamanlarda, en azından korku temasının hakkını verenlerle. Filmin türdeşlerinden ayrılmasını sağlayan Tepenin Gözleri'nin yönetmeni Aja, en iyi yaptığı işi yaparak görselliği iki kademe yukarı çekmiş bu filminde. Kiefer Sutherland ise donuk yüz ifadeleri konusunda Keanu Reeves ile yarışamasa da filmin final sahnesindeki oyunculuğu kaç aktör bu denli verebilir, açık bir fikrim yok doğrusu..


Herkesin aklından geçmiştir aynaların aslında ne kadar ürkütücü olabilecekleri. Kendinize bakarken arkadan başka bir yansıma görmek, ya da sonsuz kırılmanın içinden çıkabilecek bir kolun sizi boyut kapısı tadında yanına çekmesi.. Film de bu ayna temasını gayet iyi işleyerek, yüze göze bulaşması pek bir olası konuyu gayet iyi kotarmış. Yalnız filmden çıkarken düşündüğüm bir şey vardı, acaba bu film Hollywood değil de Uzakdoğu sinemasının bir ürünü olsaydı?..

Zohan'a Bulaşma

2008/09/09


Sonbahar çerezi isteyenlere Adam Sandler ve Emmanuelle Chriqui'den güzel bir seçenek var önümüzde, Zohan'a Bulaşma..

İsrailli eski bir anti-terör uzmanı ve aynı zamanda yaptığı her hareketiyle "Captain Awesome" Zohan, sürekli savaşmaktan sıkılarak Orta Doğu'nun kasvetli havasından Birleşik Devletler'e yol alır. Hayali "saçlara ipeksi bir dokunuş katmak" olan Zohan -yeni adıyla Scrappy Coco-, hünerlerini sergileyebilmek için öncelikle Paul Mitchell'ın kapısını çalar fakat pek de hoş karşılanmaz. Dalia'nın işlettiği bir köşe başı kuaföründe yere düşen saçları toplamak konusunda -ücretsiz- olarak işe başlar fakat makası bir an önce eline alıp işine koyulmak istemektedir. Bir gün salondaki kuaförlerden biri işi bırakır ve Zohan şansını dener, saç kesiminin yanında müşteri memnuniyeti odaklı(!) çalışma tarzı, köhne salonun her gün insan kuyruğuyla açılış yapmasını sağlar. Dalia'ya kayan kalbi de Filistin-İsrail konusuna girmiştir.. Kuaförlük mesleğine tutunmuşken Orta Doğu'dan düşmanları onu tanıyarak arkasından oyunlar çevirmeye başlamışlardır bile..
Filmde dikkat çekici noktalar fazlalıkta. Ezeli düşmanı Fantom ile aralarındaki çekişme ise gerçekten komik olabiliyor. Evinde kaldığı arkadaşının annesiyle yaşadıklarından humus aşkına kadar her şeyiyle ilginç bir karakter yaratılmış..

Sonuca bağlamak gerekirse gidin, görün, eğlenin. Geçen zamana değecektir..

Şöyle oldu böyle oldu - 3


Kayıtlar, yer ayarlama ve az biraz kafa dinleme derken habersiz bir ara vermek zorunda kaldık. Arada isteyerek veya istemeyerek (!) izlediğimiz filmlerden bahsedeceğiz tabii ki fakat öncelikle sabırla her gün linkimize tıklayan arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Cuma okul açılacak ve kendimize ayıracağımız vakit artacağından blogun kuruluş amacını daha iyi yerine getirebileceğiz diye umuyorum..