Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Yaz Aksiyonları #1 - Gece Atıştırmaları

2009/07/04


Bir serinin ilk yazısı oluyor bu... Erkeği dişisi, genci yaşlısı herkes dertli kilo olayından. Yazdan yaza gördüğünüz kişilerin ağzından çıkan ilk sözcüklerdendir "kilo almışsın-vermişsin". Peki yaza girerken biraz biraz dikkat ederek attığımız kiloları yazın nasıl geri alıyoruz? Bira göbeği demeyin, biranın yanındakilerin ve sonrasındakilerin göbeği demek daha etkin bir cevap.



Gece erken yatıp sabah erken kalkmak derdi olmayan tatil dönemi kilo almaya davetiyedir adeta. Gece çıkıp içkileri gayet güzel indirirken ardından gelen kumru, kokoreç, kumpir, midye tava-dolma gibi yiyecekler zaten daha boğazdan geçerken mideye haber yolluyor "şişiyoruz dostum" diyerek. İçeceklerin yanında gidenleri saymıyorum bile. Zaten alkolün kendisinin açlık katsayısını arttırdığını hatta mideniz dolu olsa dahi sanki bütün gün yemek yememişsiniz gibi hissettirdiğini biliyorsunuz, burada devreye gece atıştırmaları giriyor. Atıştırma doğru kelime olmuyor aslında çünkü oturup "adam gibi" yeniyor genelde. Sonra da "eve yürüyerek döneriz canım" kandırmacası giriyor devreye, 5-6 km yürüsek kumrunun yarısını yakamadığımızı bilerek. Sonra da mevsimin başına dönüyor vücut, daha sağlıksız versiyonu da diyebiliriz. Yüzmeyi sevenler daha az etkileniyor tabi.

Gece atıştırmalarının sonuçlarını azaltmanın yolları da en az bahsedilen aktivite kadar sağlıksız oluyor. Kahvaltıyı es geçmek, akşama kadar çok çok az yemek gibi. Sonra da vücut kasları yakıyor ve bum! sıfıra yakın bir vücut direnci ile tüm virüslere el sallayan bir bünye. Yazın getirdiklerinin yanında götürdükleri de var anlayacağınız. Dikkatli olmalı, dinlenip eğlenelim derken ömrü kısaltmamalı.

Lucifer?!

2009/06/29


Tatilimize devam ederken Supernatural 5. sezonda Lucifer'ı canlandıracak isim belli oldu, Mark Pellegrino. Allah iyiliğinizi versin diyorum. Gerçi Ghost Whisperer, Dexter ve Chuck gibi pek çok dizide konuk oyuncu olarak gayet iyi performanslarını izlemiştik, beklentilerin yüksekliğine kurban gitti sanıyorum. Epey tepki çekti çünkü bu seçim. Neyse, bekleyip görelim.

"Şehrin Şifreleri" Başlıyor

2009/06/19


Yeni bir program, Şehrin Şifreleri.


Levent Erden reklamcılık alanındaki en yetkin kişilerden biri. Markanın ismini sloganın içine sıkıştırmak da onun fikriydi (Hayat Maximumda). Pek çok konuda bilgisinin olmasının dışında harika da bir hitap tekniği var. Şimdi de İstanbul'u turlayacak ve cadde cadde bilgiler sunacak, İstanbul hikayeleri anlatacak. Sohbetini Sade Vatandaş programından hatırlayanlar ne kadar eğlenceli bir program olacağını tahmin edebiliyordur az çok. Her Cuma 21.15'de NTV'de.

Mevsimsel Değişimler - Yaz


Tatil moduna girdik, blog yazan arkadaşlarımızın çoğu da aynı şekilde kabuklarına çekilip tatilin tadını çıkarıyorlar muhtemelen. Ortalık biraz sakin, yazılar azaldı anlayacağınız. Futboliklerin gözü transferlerde, basketbolseverler halen final serisinin son maçındaki 3. Dünya ülkesi olaylarını tartışıyor. Facebook'dakiler her zaman olduğu gibi test çözüyor, Öykü-Berk Gürman da NTV'ye çıkmaya devam ediyor. Berk Gürman konuştukça daha da itici oluyor. Yekta Kopan ve Burcu Esmersoy'un yeni programı "Yaz Gecesi"nde gördük onları bu kez, sanırım Yekta Kopan kardeşlerin sıkı bir takipçisi. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Neyse, Hande Yener yok en azından.

Haberlerde rastlamıştım, lise mezuniyet törenlerine giderken botoks yaptırmak modaymış, mevsimlerden dolayı insanlar gariplikler yapmayı seviyor galiba. Tamam önümüz yaz, "özgür insan okulum yok hey yo" falan da botoks nedir yahu o genç bedene? Var mıdır zararı bilmiyorum da gidişat kötü.

Peki yaz bundan ibaret mi?

Okula gidenler için yaz mevsimi kurtuluş olmaktan çıkalı epey bir zaman geçti. Lise öğrencileri için ÖSS'ye yaklaşılan ve boş geçirilse umutları azaltan dönemleri ifade ediyor artık Yaz. Üniversite öğrencileri de staj veya yaz okulu ile uğraşır oldular. Çalışan kesimde de izin kullanma meselesi Kaf Dağı'nın ardında artık, gideni ucuzuyla yenileme peşinde patronlar. Yani eski yazlar yok gibi. İlkokul bittiği an yaz mevsiminin çekiciliği de gitti sanki. Karnen nasıl, kilo almışsın-vermişsin muhabbetleri, "senin boyun ne kadar da uzamış?" replikleri sıkıcı gelmiştir hep fakat bunların toplamına eklediğimiz eğlenceydi sanırım Yaz. Babanın yüzüne güneş ışığından dolayı tek gözü kısarak bakıp kağıt helva istemekti aslında tam olarak. Eskiden yani. Sonra ne oldu? Disco oldu, bar oldu evet. Baş başa kalmalar ve sessiz sakin yürüyüşler geride kaldı. Belki de biz geri kafalıyız bilemiyorum. Kızlar da büyüdükçe birbirlerinin kopyası olmayı seçtiler. Giyim kuşamdan karaktere kadar hepsi klonlanmış gibiler. Erkeklerde de durum farklı değil, yaz mevsiminden ne anlaşıldığını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur...

Halen büyüyüşümüzü ve çevremizdeki değişimleri en iyi anlayabildiğimiz zaman halinde bu mevsim, yeniden başlıyor...

Uni-Rock Fest 2009 #2

2009/06/14


Kamp alanı ayarlamayı başarmış organizatörler. Kapasite 1500 olsa da bir başlangıç sonuçta, artacaktır gelecek yıllarda. Bu arada indirimli (50 TL) biletlerin satışı 10 Haziran tarihinde bitmişti.

Bilet fiyatları şu linkte. 1 Temmuz'dan sonra fiyatlar artacak bu arada.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 10

2009/06/12


Finalleri bitirdik bugün itibariyle, geneliyle gayet iyi bir dönem geride kaldı. Eve dönüş? Hayır dostum hayır, hemen değil. Üstten ders alıp okulu kısaltmak için yaz okulu muhabbeti var, ne olur ne biter son gün karar vereceğiz. İbre Fenerbahçe'den yana.

Terminator Salvation, yoksa hala izlemediniz mi? Cık cık...

Göksel'in yeni albümü bana tüm laflarımı yedirdi. Cem Köksal'ın Masal albümünden beri aldığım ilk yerli albüm oldu. Cebimden çıkan her kuruşa değdi...

Havalar abartmaya başlamışken bahçe cafeler tekrar türedi. Arkadaşım sarmaşık falan yapıyosunuz çok güzel de ona bakmazsan böcek falan çekiyo o meret, düşüyo insanların orasına burasına. Raid mi alalım cafeye giderken?

Sokak Cafe Eskişehir terası harika, dönem sonu keşfettiğim için devamsızlıktan kalmaktan yırttık. Havelka bir, Taps iki, Sokak üçtür benim için bundan sonra. Hatta Taps'i atalım di mi, bence de...

Okuldaki kız! .... ki dönem bitti. Tekrar karşılaşırsak güzel olacak. Hatta harika olacak. Bir olay var ama dur bakalım... Boşluklar dolmalı cümle başındaki.

Facebook'da "yağmurdan sonra toprak kokusu" hayranı olanlar, psikolog masraflarınızı blog
okuyucuları karşılayacak, iyi olacaksınız...

Kriz var diye stajyer alımları düşmüş, "hehey ben sigortamı başlatıcam" insanlarına duyurulur. Zaten sigorta olaylarını da değiştirdiler. Kolay gelsin size.

Yazacağız bundan sonra, tatil resmi olarak başlıyor! Öykü-Berk ve Hande Yener'i görmeden güzel bir yaz geçirmenizi diliyorum.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 9

2009/06/02


Ara vermiştik finaller dolayısıyla, bir süre daha öyle kalacağız fakat biraz boşluk bulmuşken bir şeyler karalayalım. Bunu da kalıp gözetmeksizin yazdığımız Şöyle Oldu Böyle Oldu serisi dahilinde yapacağız tabii ki.


Haftalar boyunca Paasche, Fisher, Laspeyres diyerek başımızda gezen İstatistik prof.u ve asistanı, bugünkü finalde sormadığınız sorularla çok ahımızı aldınız. Aslında kolaydı ama niye sorulur SEE-DEE geçiş soruları?


Okulumuzda ağır bir hava var şu aralar, malum uçak kazası sebebiyle Türkiye'nin yegane arp sanatçılarından, dünya çapında bir üne sahip değerli sanatçımız ve öğretim üyemiz Fatma Ceren Necipoğlu'ndan halen haber alınamıyor. Biliyoruz ki hayatta...


TNT Türkiye'ye bir çift lafım var, niye bölüyorsunuz filmleri de bize dizi gibi haftada bir bölüm halinde seyrettiriyorsunuz, ne bu şimdi?


Thick as Thieves, ülkemizde Son Oyun ismiyle gösterime giren Banderas-Freeman ortaklığını halen izlemediyseniz haftasonu 2 saatinizi ayırın derim.


Yaz geliyor, geliyor diyorum çünkü halen serin buralar, dolayısıyla arjantin bardakta soda-elma suyu karışımı da geri dönebilir kahvaltı masasına, tek öğün olarak... Cidden başka bir şey yemek veya içmek istemiyorsunuz onu tükettikten sonra ve uzun süre tok tutuyor. Sağlıklıdır (tamamen varsayım). Akşamdan kalmaları da ayağa kaldırır.


Geçtiğimiz günlerde arkadaşım olarak tanımlayabileceğim bir müzik market sahibiyle laflarken, Hande Yener müzik tarzını değiştirdiğinden beri albüm satışlarının ne kadar azaldığından bahsetti, teşekkürler Hande Yener, azalarak bit!


Öykü ve Berk, azalıyorlar ama bitmiyorlar, NTV'ye çıktılar yahu. Şaka mısınız? Zaten "Gece Gündüz" programının hayattaki gayesini çözemedim, umarım mutludurlar.


Reklamlar şaşırdı. Ata Demirer'in şarkı söylediği reklam saçmalıklar konusunda başı çekiyor. Gerçi bunlara da şükür diyor insan, biz "var mı Nazo gibisi?" reklamını izlemiş kişileriz.


Bu arada mail vardı hiperplatonik ile ilgili, o konu çözüldü ne mutlu. Nasıl çözüldüğü konusunda kitap yazsak memlekette en çok satan kitap olur. Entrikadan hoşlanan toplumlarda kanaat önderi oluruz. Bir sabah Seda Sayan'a ertesi sabah da Petek Dinçöz'e çıkarız. Esra Ceyhan'a çıkmak yok, standartları o kadar düşürmemek gerek.


Finalleri yarıladık, bir-iki haftaya devam ederiz yazmaya. Bağlantıyı koparmayalım.





Masstival'den Haber Var!

2009/05/22


Hem de ne haber... Mehmet Tez'in yazdığına göre Faith No More ve Keane kesinleşen isimler. Bu yıl gerçekleşen ilk dileğim olarak Faith No More'u yazıyorum kenara ve organizatörlere kocaman bir teşekkür yolluyorum. Eylül'ün üçüncü haftası Santral İstanbul'da yapılması planlanıyormuş festivalin. Detaylı bilgi için blogumuzu ve Mehmet Tez'in Hafif Müzik sayfasını takipte kalınız.

and... Lucifer Rises!

2009/05/17


Supernatural'de dördüncü sezon 14 Mayıs 2009'da yayınlanan bölümle noktalandı. Beşinci sezon için tek bir ipucu dahi bırakmadan bitirdi senaristler. Bölüm içinde Sam'in kararan gözleri ve bölüm sonunda Dean'in "gidelim" sözüne büyülenmişcesine verdiği "o geliyor" tepkisi, Ruby'nin beklenenden de güçlü ve sinsi çıkması, Sam'e en başından beri Lillith ve Ruby tarafından oynanan akıllıca oyun ve Dean'in asıl rolünün ortaya çıkması, Castiel'in de bir nevi Fallen Angel durumuna düşmesi... Tüm bunlar dördüncü sezon finalinde 15-20 dakikaya sıkıştırılmış olaylardı ve son derece sürükleyici bir final oldu diyebiliriz.

Hepsinden önemlisi çok kötü tongaya düşen Sam'in beşinci sezondaki rolü olacak. Ne olursa olsun Lucifer, kafesinden çıkmasında en büyük rolü oynayan kişiyi görmezden gelmeyecektir ve yaygın kanı da Sam'in doğası gereği Lucifer'a hayır diyemeyeceği. Yapımcılar Lucifer'ı diziye kuyruk ve boynuzdan ibaret bir "şey" olarak sokmazlarsa beşinci sezon televizyon tarihinin en iyi yapımlarından biri haline gelebilir. Tüm roller canlandıran kişilere cuk oturmuştu şimdiye kadar, Lucifer rolünü oynayacak kişiyi de başarıyla seçeceklerdir. Başka ihtimaller de var tabi, Sam'in Lucifer tarafından vessel olarak kullanılması ki bu ihtimal çok çok uzak, Lucifer'ın bir vessel'a ihtiyacı olacağını düşünen yoktur sanırım, belki ilk bölümlerde, henüz zayıfken olabilir ki bunun için de iki kardeşin en sevdiği kişileri yani Mary ya da John Winchester'ın bedenini kullanabilecegi düşünceleri var ortalıkta. Diğer ihtimal de Lucifer'ın görünmemesi ve senaryoya aktif bir güç olarak eklenmesi, sezon (büyük ihtimalle de dizinin) finaline doğru da konuk bir aktörce (Hugo Weaving ve Christian Bale adları geçiyor) canlandırılması. Nasıl olursa olsun tüm teoriler sağlam ve çok çok rahat iki seviye yukarıya alır diziyi.

Şimdilik bu kadar, Ağustos ayına doğru pek çok şey netleşmiş olur sanırım, bu arada bir gelişme olursa blogda yazarız.

Eurovision, Run Forrest Run!..



Eurovision 2009'du Cumartesi aktivitemiz. Akşam saat 6'ya kadar gece dışarı çıkarız hazır haftasonunu bulmuşken diye konuşuyorduk fakat Eurovision'un o nefretle birlikte gelen merak duygusunu aşamadık. Türk vatandaşı olan herkesin genlerinde muhakkak vardır Eurovision merakı, tü kaka desek bile "aa eblekler 10 puan verdi, bir de komşu olacaklar 8 ne ola ki" diye yorum yaparız televizyon karşısında.

2009 finalinde yarışacaklardan sadece bizim şarkıyı dinlemiştim her yerde çalmasına paralel olarak, Eurovision konsepti de az çok belli olduğundan diğer şarkıları dinlemeden "ilk beş olur sanırım" yorumunu yapabiliyorduk. Neyse program başladı, biz şarkıların ilk 10 saniyesinden sonra Real maçına geçer olduk. "X Faktörü"nden dolayı Estonya, İzlanda, Azerbaycan ve Ukrayna bizden tam puan aldı. Özellikle Estonya, direk Ayrık Vadi'den bir elfle katılmış gibiydi, bambaşkaydı gerçekten. En çok da Yunanistan'a güldük, yürüyüş bandı tarzı aletin üzerinde zıpladıkça "yan bassa da bileğini falan burksa, düşüp kafayı gözü patlatsa" diye bekledik ama nafile. Almanya'yı da bekledik tabi von Teese faktöründen dolayı ama oldum olası nefret ettiğim kişilik hakettiğini buldu, çok da güzel oldu. Şarkı daha fazla puan alabilirdi o da başka bir konu. Yarışmanın başından beri en çok beklediğimiz isim Alexander Rybak'dı diyebilirim. Shire'dan tez gelmiş bir hobbit edasıyla daldı sahneye, yanında kültür fizik hareketleri yapan kırıklar olmasaydı daha bile fazla puan alabilirdi. Beğenmeyen de çokmuş ama sözleri değil de müzik çok hoşuma gitti ne yalan söyliyim. Bunun ardından gelecek yıl İzlanda'dan Sigur Ros hamlesi bekliyoruz. Bu arada Patricia Kaas güzel bir güle güle dedi bu yarışmayla sanırım, daha fazla puan almalıydı kesinlikle.

İkinci olan ilk kaybedendir derler fakat İzlanda kendini birinci sayabilir, Norveç kategori dışı kalmış bir puan aldı çünkü. Bilmiyorum rekor kaç puan fakat bu sonucun ardından güzel kızlar kadar şirin erkeklerin kullanıldığı şarkılar sanırım daha da artacak gelecek yıllarda. Biz de yine oryantal temalı ve ezgili şarkılara devam ederiz, batı zaten gayet güzel yiyor bu konsepti. Neyse, bir yıl kafamız rahat artık.

Bambaşkaymışsın For Hot, "Begüm Hu"


Aziz Kedi'den muhteşem bir eser, en güzel Beggin' coverı, "Kalbim seni ignore etti".

video: Begüm@Kingo Disco

rapidshare

Ele Güne Karşı...

2009/05/12


Alakasız bir arkadaştan mesaj gelir, "bahadır trt'yi aç neler dönüyor bir bak". Ne alaka derken açılır tabi merakla. Kalinka Maya'nın ardından Kızılordu korosunu t.A.T.u ile birlikte izleme şansını yakaladık böylece. Abiler not gonna get us dedikçe komik sesler yükseldi ortamdan. Çok güzel Türkçe terimler var aslında durumu tanımlayabilmek için ancak "Holy crap" bu gibi durumlara cuk oturuyor. çok, ııı... acaipti... sadece bu kadar. Kızılordu'nun Kalinka Maya (uğurböceğim) ve not gonna get us performansı dış mihrakların iştahını kabartıyordur cidden. Off çok kötü çok. Bu arada bize ne oluyosa...

Vuelve

2009/05/06


Bir Ricky Martin albümünü tavsiye edeceğim kesinlikle aklıma gelmezdi. Geçtiğimiz hafta hediye edildi Vuelve albümü bana ve başta ciddi ciddi dalga geçiliyor falan sanmıştım. Ricky Martin'in henüz piyasanın kuklası olmadığı zamanlar, 1998 yılında çıkmış bir albüm. Şarkıların hepsi İspanyolca ve gerçekten boş bir tane şarkı yok. Bunları yazarken nasıl çelişkiler içindeyim bir bilseniz, biraz aşağıda AC/DC postu var...
Parçalara şöyle bir göz gezdirince Desmond Child ismi göze çarpıyor. Bon Jovi, Aerosmith, Dream Theater, Alice Cooper, Katy Perry, Kiss gibi isimlerle çalışmış ve Songwriters Hall of Fame üyesi bir kişiden bahsediyoruz. En iyi şarkı Casi un bolero, Asi es la vida ise tamamlayıcı. Fransa 98'in müziği Cup of Life da albüm dahilinde. Her şarkının kendine has bir güzelliği var. Bahsettiğim şarkılardan başlayıp bir deneyin derim.

11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali

2009/04/24




Festival programı açıklandı. Festivalde yer alacak filmler kategorilendirilmiş şekilde aşağıda mevcut, başlıklara tıkladığınızda filmler hakkında detaylı bilgileri görebilirsiniz.

Dünya Sinemasının Genç Yıldızları: Pingpong Kralı (Yön. Jens Jonsson), Açlık (Yön. Steve McQueen), Kar (Yön. Aida Begic), Moskova Belçika (Yön. Cristophe van Rompaey), Wendy ve Lucie (Yön. Kelly Reichardt), Donmuş Irmak (Yön. Courtney Hunt).

Luis Bunuel Seçkisi: Gündüz Güzeli (1967), Özgürlük Hayaleti (1974), Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği (1972), Samanyolu (1969), Arzunun O Belirsiz Nesnesi (1977).

Ingmar Bergman ve Kadınları: Bekleyen Kadınlar, Monika'yla Bir Yaz, Kadın Düşleri, Yaşamın Eşiğinde, Persona, Bütün O Kadınlardan Söz Etmeden, Çığlıklar ve Fısıltılar, Güz Sonatı.

Dünya Festivallerinden: Gomorra (Yön. Matteo Garrone), Sınıf (Yön. Laurent Contet), Ricky (Yön. François Ozon), The Wrestler (Yön. Darren Aronofsky), Daima Mutlu (Yön. Mike Leigh), Kıyamet : Yeniden (Yön. Francis Ford Coppola), Düşüş (Yön. Tarsem Singh), Kontes (Yön. Julie Delphy), Somers Town (Yön. Shane Meadows), Kerkenez (Yön. Ken Loach).

Freddy Olsson'un Seçtikleri: Yalnız Bir Adam (Yön. Enrique Rivero), La Salamander (Yön. Alain Tanner), Bu Senin Hayatın (Yön. Jan Troell).

Türk Sineması 2008-2009: Kız Kardeşim Mommo, Gitmek, Gölge, Hayat Var, Nokta, Pandora'nın Kutusu, Pazar-Bir Ticaret Masalı, Üç Maymun, Vicdan, Sonbahar, Sıcak, Gökten Üç Elma Düştü, Güneşin Oğlu, Dilber'in Sekiz Günü, Ali'nin Sekiz Günü, Usta.

Geceyarısı Sineması: Gir Kanıma (Yön. Tomas Alfredsson), Ölüm Çığlığı (Yön. Paco Plaza, Jaume Balaguero).

Hayatımız Belgesel: Man on Wire, Omuz Omuza, Devrimci Gençlik Köprüsü, Unmistaken Child.

Amerikan Belgeselleri Kuşağı: Akış:Su Aşkına, Halkın Başkanı:İnsan, Efsane ve Medya, Sputnik Çılgınlığı.

Canlandırma Sineması: Beşirle Vals, Küçük Deniz Kızı Ponyo, Ahmaklar ve Melekler, 9.99 Dolar.

Petra Dolleman'ın Seçtikleri: Anna ve Bella, Sientje, Arles'de Yatak Odası, Johannes Vermeer'in İncili Kızı, Yumurtayı Öldürmek, Baba ve Kızı, Pas A Deux, Müze.

Kısa Filmler: Hoşgeldin Bebek, Temas, Hangi Savaş, Buzlar Kırılınca, İşkenceye Tolerans, Zor, Kasapoğlu, ID, Sinope'nin Yolculuğu, Büyükannem, Sapak, Kurban Bayramı, İki Kişilik Birliktelik, Benim Ağacım, Sessiz Kızlar.

Ayrıca "Sinema Dersleri" bölümünde Tevfik Başer, Handan İpekçi, Işıl Özgentürk; atölye çalışmasında da Özay Fecht festivalin konuğu olacak isimler. Seminerlere bir göz atarsak, "Siz Hangi Taraftasınız? Ken Loach'un Yaşamı ve Yapıtları" ile John Cunningham, "Asya'da Film Yapmak" ile Fran Borgia, "Kişisel Anlatı" ile Cecilia Condit, "Bir Belgesel Film Yapmak" ile Ethem Özgüven ve Petra Holzer isimlerini görüyoruz.

Yazıyı 1 Mayıs Programıyla sonlandıralım,

Sinema Anadolu

10:30: Kısa Filmler

12:30: Üç Maymun

15:30: Güz Sonatı

18:30: Monika'yla Bir Yaz

21:30: Daima Mutlu

CineBonus Espark (Salon A)

12:30: Gitmek

15:30: Kar

18:30: Kıyamet : Yeniden

21:30: Gomorra

CineBonus Espark (Salon B)

12:30: Yaşamın Eşiğinde

15:30: Kadın Düşleri

18:30: Ahmaklar ve Melekler

21:30: Ricky
****

Hiperplatonik - Bölüm 2

2009/04/22


Lise yıllarında tanıştığım iki müzik grubunu hep diğerlerinden ayrı tutmuşumdur; REO Speedwagon ve Iron Maiden. "En asil duyguların" gruplardır bunlar. "Onu dinlemem, şunu dinlemem, öyle müzik olmaz" insanları için Iron Maiden bir "Metalika" grubudur. Fazlası da olmasın zaten. REO Speedwagon ise başka bir şey. Bambaşka hem de... Zamanın birinde Erasmus nedeniyle Türkiye'de olması vasıtasıyla tanıştığım ve ardından "sevgili olmak" aşamasına geçebildiğimiz bir kişi REO Speedwagon'dan "self updater" olarak söz ederdi. İlk duyduğumda gülmüştüm ama düşününce hak verdim.

Müzik konusunda olduğu gibi, diğerlerinden ayrı tuttuğum filmler, kitaplar, televizyon programları, gazeteler ya da ne biliyim parfüm markaları da oldu. Herkesten başka olan arkadaşlar da oldu hep, hani dostum demezsin ancak zor zamanında yanında bitiverirler. Bunların hepsi somut şeyler yani nedene bağlayabiliyorsunuz sevginizi, bağlılığınızı veya saygınızı. X harika bir film çünkü....... ya da Z çok iyi bir arkadaş çünkü..... gerçi arkadaşlıkları karşılıklı çıkara dönüştürmek gibi oldu bu söylem ancak anlatmak istediğim kesinlikle nedenlere bağlı olduğu çoğu duygunun. Durup dururken kimseyi/herhangi bir şeyi sevemezsiniz sonuçta. Bunları neden mi anlattım,

çünkü platonik izlenimlerimiz devam ediyor...

Bu kez sorun, her şarkıdan anlam çıkarmak ile ilgili. Öyle bir durum ki, evde Teoman'ın rüzgar gülünü bile dinleyemez olduk. Kendi evimizde misafir muamelesi görür durumdayız, ev işleri dışında tabi. Çünkü platonik arkadaşımız ölene kadar yemek değil depresyon butonuna basan laboratuar farelerinden. Uzun zaman oldu bir de, hani doktorluk falan mı bu olay çözemiyorum. Ne acaip şeymiş anlamadım gerçekten. Aylar oldu yahu...

Geçtiğimiz hafta ciddi ciddi konuşma fırsatı buldum kendisiyle, bu yazının ilk iki bölümünü aynen olmasa da aşağı yukarı bu şekilde kendisine anlattım. Aynı şeyler değil tabii ki, ilişkiler bu bahsettiklerimden çok daha fazla sorumluluk gerektiriyor. Konuştuk, bir neden aradık ama bulamadık, pek çok şey saydık tabi. Sık sık göz göze gelmeler ya da sürekli aynı yerlerde bulunuluyor ve bir süre de olsa gözden uzak kalınamıyor gibilerinden. Acaip bir cümle olmuş bu arada. Neyse, sonuca gelelim, kocaman bir hiç. Neden yok, sonuç yok, bir plan bir düşünce yok. Öyle gidiyor işte. Sonradan, sen anlat ben hiç kesmiycem diyince açıldı kapı, bizim fare başka butonlara da gitmeye başladı,

"Abi zaten nedenini bilsem engelliycem, kaç yaşına geldik sonuçta tanıyorum kendimi o kadar ama bir nedeni gerçekten yok. Salak gibi gülüyorum onu görünce, gittikten sonra da kendime kızıyorum neden bu kadar eziyet ediyorum kendime diye."

Tam bunları söylemese de benzer şeyler. Cidden çocuk değil bahsi geçen insan ve bu olaya kadar da istediği şeyleri genelde elde etmiş biriydi. Belki de sorun ilk defa reddediliyor olmanın ezikliğidir hı? Kendi self updaterını arıyordu belki de.

Düşündük tabi bunu da,

Engellenebilecek bir şey değil gibi görünüyordu. Ben de artık daha kötüsü olamaz nasılsa diye düşünüp platoniğe maruz kalan (caanım Türkçe) kız ile konuşmaya gittim.

"Böyle böyle bir durum var ve sen de farkındasın. En azından karşına alıp da bir konuşsan. Dinlesen bir şunu... Kız ne desin, her şeyin en başından beri farkındayım ama olaylar biraz karışık :) "

Bizarre Love Triangle diye bir şarkı vardı çok da eski değil. Meğer kız da platonikmiş ama hedefi farklı, bizim platonik arkadaşımızın bu yıl tanışmış olmasına rağmen çok çok iyi tanıdığı birisi.

Bunu öğrenen platonik arkadaşımız şimdi çok daha rahat. Somebody Else's Lover şarkısı da en çok eğlendiği şarkı oldu bu arada. Alarm melodisi yaptı bunu arıza kişi. Böylece imkansız olgusu somut bir düşünce olarak belirdi önünde. Kendisi için bir fırsat yarattı böylece atabilmek için aklından.

Sonra ne mi oldu, artık benim sorunum sanırım. Biraz uzaktan da olsa....

-(Umarım) SON-



The Fighter, Cast Kaosu


2010 yılında gösterime girmesi planlanan Robocop ile uğraşan Darren Aronofsky'nin isminin geçtiği diğer projenin adı The Fighter. Boksör "Irish" Micky Ward'un hayatının beyaz perdeye uyarlamasında boksörü canlandıracak isimin Mark Wahlberg olacağı açıklanmıştı. Kardeşi Dicky'yi canlandıracak kişinin ise Bradd Pitt olacağı konuşuluyordu fakat 21 Nisan itibariyle Darren Aronofsky'nin projeden çekildiği açıklandı. Ayrıca kadroya Christian Bale ve David Russell eklendi. Yani Aronofsky yönetmen koltuğunu David Russell'a devretti diyebiliriz.

Projede yapılan değişiklikler bununla da sınırlı değil. Christian Bale'in katılımıyla birlikte Mark Wahlberg'in canlandırması planlanan Micky Ward karakteri de Bale ve Wahlberg'den birine verilecek, henüz netleşmemiş. Sanırım Aronofsky'nin projeden ayrılmasının nedenleri arasında bu kadar karmaşa ve plansızlık da büyük yer kaplıyordur.

Bir detay daha vermek gerekirse Mark Wahlberg, yönetmen David Russell ile üçüncü kez çalışma fırsatını yakalamış durumda. Aslında Russell bu şansı üçüncü kez yakaladı desek daha iyi olur. Bu ikili, Three Kings ve izlediğim en berbat filmlerden biri olan I Heart Huckabees'in ardından The Fighter'da da aynı takımda.

Filmin konusuna gelirsek; kardeş ilişkileri, suç, uyuşturucu gibi konuların yoğunluğunda bir boksörün sıfırdan zirveye tırmanışının işleneceğinden bahsediliyor. 2009 Temmuz ayında işe başlanması planlanıyor. Gösterim tarihi ise 2011 olarak planlanmış ancak bu projede planlara sadık kalındığını söylemek pek mümkün değil.

Festivale Doğru...

2009/04/20




11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali yaklaşıyor. Festival programını açıklandığı an verelim, detaylı bilgi için link budur. Site güncellenme aşamasında fakat siteyi gezerek geçen yıl yapılanlar hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. SinemaAnadolu, CineBonus Espark ve CineBonus Neo sinemalarının tüm salonlarında gösterim yapılacağını da ekleyelim. Gösterimler workshop ve söyleşilerle desteklenecek. "Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri" adı altında yapılacak yarışmada, "En İyi Sinema Kitabı", "En İyi Sinema Makalesi" ve "Televizyonlarda Yayınlanan En İyi Sinema Programı" kategorilerinde verilecek ödüllerle sinemanın düşünsel boyutunun zenginleşmesi konusunda araştırmalar yapan yazarlar ve sinema kültürüne destek olmaya çalışan kişiler ödüllerini alacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, UPS, ESPark ve Sony gibi firmaların sponsorlar arasında bulunduğu etkinlik bu yıl da gerek filmler, gerekse konuklarıyla harika geçecek gibi görünüyor. Bu yıl üniversitenin 50. yılı kutlandığından sürprizler de sıkça yaşanacak gibi. Merakla bekliyoruz...

Gelecek Blogger Jr.'da!

2009/04/19


Geowyns yazmış. 23 Nisan'da miniklere de bir köşe veriyoruz blogumuzda. Kendini minik hissedenlere de verebiliriz tabi. Sorun olmayacaktır.

Şimdi, yakından takip ettiğimiz bloglarda yer almak için belirlenmesi muhtemel kriteleri verelim, kaynak ise yoğun sallama metodu;

Flying Dutchman için kriterler: Taraftar gruplarını iyi bilmeli, sağlam bir midesi olmalı ve pek çok konuda ortalamanın üzeri bilgi sahibi olmalı, Korpiklaani'yi köy düğünlerinde kullanmayı akıl edebilmeli.

Pigmelerle Dans için kriterler: Sanırım Türkçe bilmesi yeterli olacaktır :)

Geowyns için kriterler: Çabuk sinirlenmeli, fotoğrafçılığı sevmeli, Galatasaraylı olmalı.

Hubble Bubble için kriterler: Sanırım en çok bunda zorlanacak minikler. Fotoğraf çekmeyi seven ve Online oyunu bırakabilen bir ufaklık yoktur.

Borges için kriterler: Almanya futbolunu iyi bilmeli ve kendinden en az 30 yıl öncesinin müziklerine ilgi duyan biri olmalısın minik.

Artemio Franchi için kriterler: En önemlisi menekşeleri sevmelisin. Yolculukları da.

Salsa Basket için kriterler: Kulağı delik olmalı, pek çok isme ulaşabilmeli. En önemlisi ise basketbola "aşık" olmalı.

7.Oda için kriterler: Öykü'ye iyi bir arkadaş, 7.Oda'ya da iyi bir yandaş olmalı.

Çoban Salata için kriterler: Desteklediği takımı tarafsız eleştirmeyi deneyip dayanamadan çileden çıkabilmeli :)


ve son olarak kendi blogumuza gelelim. Sinema ve müzik konularında az çok zevkleri oturmaya başlamış minikler hoşgeldiler.

Biraz ciddiyeti artırırsak, uygulama çok iyi düşünülmüş. Kriter arandığı falan da yok, blogları takip eden çocuk varsa ve yazmak isterlerse kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Yazarlara ulaşsınlar yeter. Blog okuyan çocuk mail de atabilir, hem şimdiki çocuklar felaket, babasının arabasını sürekli kaçırdığı için arabayı elektrik direğine zincirlemek zorunda bırakabilecek kapasitedeler. Anne veya babalarına da yazdırabilirler söylediklerini tabi, o da mümkün. Ne diyelim 23 Nisan, çocuklara serbest! Sembolik olsa da...


AC/DC, Komşuda Pişen...

2009/04/15


AC/DC bu yaz Avrupa'yı gezecek. Komşu Yunanistan'a da uğruyorlar. Bir turizm şirketi de konser bileti, üç yıldızlı otelde bir gece konaklama ve otobüsle ulaşım dahil olmak üzere 249 Euro'luk bir tarife çıkarmış. İlgilenenler için bu konunun muhatabı link budur. Yalnız slogan garip, "onlar gelmezse biz gideriz" ne yahu. Aynı şey mi?

Turneye dahil olan ülkeleri ve bilet fiyatlarını da bu linkten görebilirsiniz. 9 Haziran Fransa Marseille ve 19 Haziran Danimarka Copenhagen konserlerine bilet şimdiden tükenmiş durumda.

Hiperplatonik - Bölüm 1

2009/04/14


Gerçekleşmesini isteyip bir türlü bunun imkansız olduğunu anlayamadığınız hayalleriniz olmuştur muhakkak . Erkekler söz konusu olduğunda bu hayallerin içinde en çok yer kaplayan da platonik aşk, en azından hayatın ilk çeyreği için durum böyle. Platonik aşk ise ne tek taraflı, ne de çift taraflı bir duygu. Evet, platonik aşk EN AZ üç kişiyi etkiliyor. Niye üç, çünkü arkadaşlar, platonik aşka maruz kalan (tanıma gel) kişiden daha fazla etkileniyorlar. Yanınızda X kişisinin adını sayıklayan ve durmadan onu anlatan bir birey. Muhtemel replik,


-Abi baktım sayfası boş, anladım ki geçen ders yokmuş not veriyim dedim, bir sevindi ki... Sonra da, olur ama sana bir kahve borcum olsun dedi!

-Sakin ol, önce kahveyi iç. Yavaş yavaş...

-Gözlerimin içine baktı kahve borcum olsun derken!

-Abi kalçana mı bakıcak?..


Bunun gibi abuk "ümit vak'aları" haftada iki veya üç kez görülebilir. Sabır gerek, hatta sabır taşı olmak gerek. Arkadaşlar hangi günler içindi?

Bir de platonik aşkın farkında olan bir X durumu varsa ve bunu kullanmaktan ciddi anlamda haz alıyorsa hapı yuttuğunuzun resmidir çünkü X arkadaşınızı dağıtır, o da gelir sizi dağıtır. X güldüyse bilirsiniz ki arkadaşınız bir süre ağlayacaktır. Günlerinizi gecelerinizi arkadaşınızla geçirir olursunuz, bazen parçalandığını görürsünüz ama elinizden bir şey gelmez. Medusa etkisi gibi, lanet gibi sanki, kadim lanetlerden..


DEVAM EDECEK...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 8

2009/04/12


Gece güzelce eğlenmişiz eve doğru yürüyoruz tramvayın izinden. Herkesi ayıran sokağa geldiğimizde yollarına gidiyor ahali, ben de kendi yolumda ilerliyorum, evin kapısını açıp direk pijama moduna geçmek için hızlanıyorum haliyle. Yatağa doğru zıplayıp, havada uyuyarak yatağa düşme fantazisi...

Göz televizyonun pilot ışığına takılıyor, ne vardır ki bu saatte? Bastık tuşa getirdik teknolojiyi odaya, bir de ne görelim; HANDE YENER!?!?!? hadddi cannn..(wtf) demeye kalmadan acaip hareketler eşliğinde dansına başlıyor, gözlerimi ovuşturuyorum, hala orda... Neyse televizyonun sesini biraz daha açınca Romeo falan dediğini anlıyorum lakin vücut her an The Exorcist filmindeki merdiven sahnesi gerçekleşecekmişcesine hareket ediyor. O an anlıyorum ki Öykü-Berk voltranı ardından listemde ikinci sıraya çoktan yerleşmiş Hande Yener. Bu durumun onun umrunda olacağını pek sanmıyorum tabi, fare dağ misali.

Biraz zorluyorum kendimi neler olacak bakalım, yayına ayna getirip soru soruyorlar, cevaplara göre inceltip kalınlaştırıyorlar sanırım kendisinin ekrandaki görüntüsünü. Neyse konuşmayalım "bir tarafımıza girebilir" maddesi işlemesin sonra.

Kral TV'de biri vardı diyince ilk akla gelen isim kimse, o da album yapmış sanırım. Şarkı söyleyecekmiş bekliyoruz. Hande Yener konuştu bir seyirci için "çok hassaslaşmış" dedi. Yapma etme otur kenarda sen, mizacına uymuyor bir kere ciddi konuşmak, konuşmaya çalışmak. Bu arada Luxus'un şarkıları çok güzel, Gogol Bordello kıyaslamasını yapacak ilk kişiye de ıslak odun ısmarlayacağız.

Bir başka konu da kulakları biraz büyük olan insanları, ellerini kulaklarının arkasına koyup biraz öne doğru Fil Jumbo hareketi yapmak suretiyle geyik malzemesi yapan toplumumuzdan bir kişinin yüzünü siyaha boyayıp Obama taklidi yapması. Niye garip gelmiyor acep, hı? Bunu yaparsanız insanlar güler, izler, takip edilirsiniz.

Zeytinyağlı karnabahar ne yahu, Mesut Yar? 1980-1990 yılları arasında doğmuş ve karnabahar ile bamya seven bir kişi tanımadım şu ana kadar, çocuğunun zeytinyağlı karnabahar yemesini nasıl beklersin? Eziyet bu. Hamburger yiyor diye şikayet etme, haklısın tabi ama çocuk yahu yemez bol şekilli şeyleri. Bol sebze koyarsın içine olur biter. Vegi-burger. Onu da istemez çocuklar ya neyse.

Çocuk ve yemek demişken, ufaklıklara yemek beğendirme-yedirme eziyetini bir komşumuzun çocuğu sayesinde yaşamıştım. Küçüklüğümde heykel ve şemsiye çikolatalardan sonra en sevdiğim yiyecek olan Tadelle king size'ı beğenmeyip ağzından şap diye halının ortasına bırakıverirdi, öndeki iki dişin sempatikliğinden dolayı ağzınızı açamıyorsunuz tabi. Bilgisayar başında duran ofis koltuğunu "nönü" olarak isimlendiren bir çocuktur kendisi. En büyük eğlencesi de nönüye tırmanarak gezdirilmeyi beklemesi. Gezme işlemi saatlerce sürebiliyor. Onun için tam olarak bir Disneyland evimiz nönü sayesinde. Nönü! Hell yeah!

Yine Hande Yener çıktı, gaçhayım...

Lazarus Rising...

2009/04/10


Dijital sanatta yavaş ama derinden ilerlemiş ve artık şaheser kıvamında eserler üretmeye başlamış bir isim David Ho. 1999 yılında ciddi anlamdaki ilk eserlerini üretmeye başlayan sanatçı günümüze dek yayınlanmış yedi "dijital sergi" kitabıyla under-rated isimler arasında yerini alıyor.

Sosyoloji eğitimine güzel sanatlar ve sanat tarihi gibi alanlardaki derecelerini ekleyip aklın derinliklerindeki karanlıkları yontmaya başlıyor David Ho. Aile köklerinden gelen Uzakdoğu mitleri ve gençlik yıllarının başında geri döndüğü Amerikan rüyasının izlerini de karanlığın izin verdiği ölçüde karıştırıyor resimlerinde. Bazıları ise ince çizginin delilik kısmında durduğundan bahsediyor sanatçının.

Sanatçıyı tarif ederken gelebildiğimiz nokta bu kadar lakin dijital eserler veren, sınırları olmayan bir isimden bahsediyoruz. Aklından geçen pek çok şeyi resmedebilen, günahın dahi resmini çizen...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 7


Yine bir şöyle olmuş, böyle olmuş ile karşınızdayım. Son durum bildirisinin üzerinden biraz zaman geçti, yeniledik pek çok şeyi...

Başlayalı aşağı yukarı bir ay olan İspanyolca derslerinde bir a-acaiplik hakim şu aralar. Bir haftalık ara dahi nasıl kopukluk yarattı bilemezsiniz. Yeni bir dil öğrenmek gerçekten öncekinden daha fazla çaba istiyormuş bunu anladım, üçüncü dilini alan kişilere saygım daha da artmış durumda, adamlar yapmış diyorum...

Blog olayı inanılmaz ilerledi, kaliteleri günden güne artıyor. Tepe kutucuktaki blogları takipte kalınız, hepsi alanlarında "olmuş" kişilerdir.

Bizim alanımıza dönersek yorumlarda inanılmaz bir "adsız" artışı var. Hesabıma her giriş yaptığımda selamlıyor isimsiz yorumlar, çoğu tek kelime, fikirler de gayet net ortaya konuyor. Durumdan şikayet ediyor değilim fakat yorum sonuna bir isim sıkıştırılsa hiç de fena olmaz hani.

Bir diğer konu blogda verilen adrese gelen film yazılarının artması ve haftanın beşlilerinin geri dönmesi ile ilgili mail. Vizeler nedeniyle uzak kaldım pek çok şeyden, sabah bir süreliğine uyanıp sınava gitmek ve gece geç saate kadar not toparlamak ile geçti şu 10 gün. Yarın son vizeme girip bir Uzakdoğu masaj salonu arayacağım kendime. Gerçi Çinliler onu da imite etmişlerdir, uzak durmalı. Losyon diyerekten makine yağı ile yağlayabilirler insanı. Çıkınca da şehrin en parlak insanı oluverirsiniz gece-gündüz yanan ışığınızla, aman diyim. Şaka bir yana masaj güzel bir şey, yapın-yaptırın.

Bir de havalar ısındıkça hasta olan insan sayısı artıyor, prematüre arkadaşlarımız kısa kollu gezmeye başlayınca üşütüyorlar haliyle. Çevrelerine de bulaştırıyorlar ayrıca. Bizde ise durum aynı, yarın Eskişehir'e kar yağsa bir kişi çıkıp "n'oluyoruz abi?!" demez. Sabah sıcak gibi gecenin ise bir ayarı yok. Norveçli balıkçılar gibi gezen insanlar mevcut halen.

Şekil ve düzen kaygısı gözetmeksizin yazmaya devam ettiğimiz serinin bu ayağını da sonlandıralım. Haftasonu görüşürüz diyerekten ateşleyelim sağdan sağdan...

****

kullanılan resim, copyrighted, David Ho.

Uni-Rock Fest II

2009/04/09


Hakkındaki yazılar parça parça olmasın diyerek Uni-Rock Fest II haberlerini hep ertelemiştik. Arch Enemy ve Paradise Lost ikilisi dahi organizatörlerin gittiği yolu belirtmeye yeter. Çok güzel olmuş diyor, bu tarz isimlerin yurdumuzdan sıklıkla geçmesini diliyoruz. Festivallerin tam programı ve bilet fiyatları da açıklandığında her açıdan karşılaştırmalarımızı yaparız.

Rock'n Coke 2009, Kesinleşen İsimler

2009/04/08


Kesinleşen isimleri verelim, ayrıca eklemeli ki Yüxexes programında koparılan Foo Fighters yaygarası yalan çıktı.


Linkin Park

The Prodigy

Juliette Lewis and The New Romantiques

Kaiser Chiefs

Nine Inch Nails

Santigold

Jane's Addiction


Bir yıl ara verip yukarıdaki listeyi sunmaları nasıl bir olaydır anlaşılamaz gerçekten. Gerçi kriz ortamında yapılabilecek bir şey yok. Rock Werchter listesine ise bakmayın, orada kriz yok, muhtemelen bilet fiyatları arasında pek fark da olmayacak. Neyse, en iyi seçim Jane's Addiction gibi duruyor, Nine Inch Nails ve Juliette de var. Bir tane indie grubu barındırmayan bir festival yapıyorlar ne kadar güzel. Kaiser Chiefs demeyin sakın, ıslak odunla bekleyenler varmış. Gidecek kişilere şimdiden iyi eğlenceler. Bize de Masstival'in line-up'ını beklemek düşer...

Rock'n Coke 2009 #2

2009/04/07


Sanırım bu habere benden fazla sevinen çok az kişi vardır, Juliette & The New Romantiques 18 Temmuz 2009'da Rock'n Coke sahnesinde! Canlı performansı en çok övülen gruplardandır kendileri. Şimdi imaj düzelmeye başladı işte...

Freddy Krueger Geri Dönüyor

2009/04/05


İlki 1984 yılında gösterilen ve 2003 yılındaki Freddy vs. Jason rezaleti ile noktalandığı düşünülen Elm Sokağında Kabus serisinin rahatsız kahramanı Freddy Krueger, rüyalara geri dönüyor. Projeyi diriltme görevi edinmiş yapımcı ise Armageddon, The Island ve Transformers filmlerinden hatırladığımız usta yönetmen Michael Bay. Yönetmen koltuğunda da genelde reklam filmleri ve klip çekimleri ile tanınmış, aynı zamanda Iron Maiden'ın 1992 tarihli Donington Live video kaydının da yönetmenliğini yapmış olan Samuel Bayer oturacak.

Freddy karakteri ile özdeşleşen Robert Englund'un kırmızı çizgili kazağını yeni filmde Watchmen filminin Rorschach'ı Jackie Earle Haley giyecek. Wes Craven kaleminden çıkmış bir efsanenin yeni senaryosu ise projeye hafif kalacak bir isim olan Wesley Strick tarafından yazılıyor.

Proje ile ilgili netleşen bilgiler şimdilik bu kadar. Unutmadan gösterim tarihinin 2010 yılı olarak planlandığını da ekleyelim. Freddy Krueger, en sevdiği aktiviteye geri dönmek için uzun süre bekledi ve dönüşü epey "kanlı" olacağa benziyor.

Penthousy Prophet

2009/04/04


4. sezon 18. bölüm itibariyle kartlar açık oynanmaya başladı desek yalan söylemiş olmayız. Cehennem tarafının elit kuvvetlerinin savaşta baskın taraf olduğunu görmeye alışmışken cennet tarafı masaya yumruğunu -biraz geç de olsa- vurmaya başladı. Gerçi zorunlu bir durum sayesinde görebildik yüksek meleklerden birini ancak hikayenin derinleşmesine yetti. Prophet meselesi işin biraz suyunu çıkarsa da Dean'in prophet için yaptığı "bundan olsa olsa penthouse forum üyesi olur" yorumu yardı geçti. Lillith ise yavaştan tırsmaya başlamış durumda, kıyamet gününü getirmeyi başarabilse dahi gerek Sam, gerek sağlam melekler ki Dean de o zaman bazı güçler edinmiş olacak, nedeniyle sağ çıkamayacağının farkında. Neyse, sezon finali olan 4x22'ye kadar bir-iki çerez bölüm izleriz sanırım, sezonun son bölümünde de Sam, Dean, Castiel, Anna ve yeni katılacak melekler son mühürü savunacaklarmış. Bölümün özetini ortaya atıp 3-4 hafta bekleyin demiyorlar mı...