Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

FNM Konseri Detaylar

2009/08/06



Biletler bir süre için 67 liradan satılacak, konser günü yaklaştıkça artacaktır fiyat. Sahne önü ise 99 lira. Mekan Maçka Küçükçiftlik Park. Alt gruplar Kurban ve Nekropsi.

Yasemin Mori, Epic!

2009/08/01


Çok geç kaldık aslında Yasemin Mori hakkında yazmakta, biraz da üzerinden zaman geçmesini bekledik ki o başlardaki çarpıcı etkisi devamlı mıdır görelim...

Hayvanlar adlı ilk albümden bahsedelim. Dokuz parçadan ibaret ve son yılların en iyi albümlerinden biri kesinlikle. Öne çıkan parçaları Konuşmak, N'olur N'olur N'olur, Aslında Bir Konu Var, Kuzgun, Arjantin ve Mutsuz Punk olarak sıralayabiliriz. Tek nefeste dokuz şarkının altısını sıraladık dikkat ettiyseniz. Böyle bir albüm işte, tek bir kötü şarkı yok. Hatta Konuşmak adlı bir "eser" var ki, tekrar tekrar dinlemekten kesinlikle kaçınılmalı. İtiraf etmem gerekir ki Mavi Duvarın ardından beni en çok vuran yerli şarkı oldu şu güne kadar. Mutsuz Punk keza öyle. N'olur n'olur n'olur ise sabahtan akşama kadar mırıldanılıyor ister istemez. Arjantin ve Kuzgun'u muhakkak bir yerlerde duymuşssunuzdur, sabit durmaya çalıştıkça elleriniz kollarınız hareket ediyor, durdurulamaz etkileri.

Tüm bunlarla sınırlı değil vaadettikleri, Rock'n Roll ve indie arası gidip gelen sound ilk şarkıdan itibaren alıştırıyor sizi kendine, albüm ikinciye döndüğünde ise çoktan aşık oluyorsunuz Yasemin Mori'nin yeteneğine. Daha nice albümler bekliyoruz kendisinden, böyle birine gerçekten ihtiyacı vardı "piyasa"nın.

Ip Man

2009/07/31


Uzun zamandir izlenmeyi bekleyen bir filmdi raflarda duran. Ip Man, büyük Wing Tsun üstadı Yip Man'in hayatını konu alan ve Çinlilerin Japonlara karşı sergilediği direnişe kadar varan bir hikayeye sahip.

Konu Wing Tsun olunca bol dövüş sahneli bir film çıkıyor haliyle karşımıza, izleyiciyi filmden soğutacağına tam tersi filmin içine çekiyor bu sahneler. Özel efektlerden uzak, son derece iyi kurgulanmış kareler filmi sürükleyici kılıyor. Tabii ki film dövüş sahnelerinden ibaret değil, Ip Man'in eşi rolündeki Lynn Hung'ın oyunculuğunu es geçmemeli. Donuk sahnelerdeki mimikleri o kadar iyi veriyor ki filmi yaşıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Uzak Doğu'dan yükselen bu film, Çin direnişinin başlangıcına da göndermede bulunarak Ip Man'in cesaretinin halkı tekrar birlik olmaya motive ettiğini de ekliyor. Bir dövüş filmi olarak nitelemek doğru değil aslında, farklı ve kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Öğrencileri arasında Bruce Lee'nin de bulunduğu Ip Man'in hikayesi tek filmle sınırlanmayacak gibi görünüyor. Ip Man II için 2010 ortası söylentileri dolaşmakta ve merakla beklenen filmler arasında şimdiden yerini almış durumda. Kadronun korunduğunu da ekleyelim.

Yol Arkadaşları - 9

2009/07/27



Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Fleet Foxes - Mykonos
2- Texas - Summer Son
3- Supergrass - Mary
4- Faith No More - Be Aggressive
5- Nirvana - Breed
6- Sentenced - Noose
7 - Cake - Never There
8- Kid Rock - Bawitdaba
9- Kamelot - Ghost Opera
10- Siddharta - Napoj

Sürpriz!!!..

2009/07/25


Tatil modundayız halen, dönüşte çok güzel sürprizler var. Harika da bir yazar ekliyoruz kadromuza, hem birikimi hem de tarzı ile bloga çok şey katacak. Biraz da kadın eli değmiş olacak bloga.
Mailleri okuduğumdan da emin olabilirsiniz, hepsi dikkate alınıyor. Tatil dönüşü güzel olacak dediğim gibi, takipte kalınız.

Yazık...

2009/07/22


Blogu açarken kendime söz vermiştim siyasetle ilgili yazmamaya. Ne olursa olsun tuttum kendimi, satır aralarındaki küçük iğnelemelerle geçiştirdim sadece ama son olay artık bardağı taşırdı.

Münevver Karabulut cinayeti aylardır bir sonuca ulaşmadı biliyorsunuz. Epey bilgi kirliliği de yaratıldı konuyla ilgili, detaylar işi bilenlerin ve uzmanların elinde, bunlardan biri olmadığımızdan fikir yürütemiyoruz. Oysa bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın sanat haline getirildiği bir ülkede yaşıyoruz, bir yerde yanlışlık var ama...

Ortada bir cinayetin olduğu kesin, Celalettin Cerrah ettiği lafın ardından ortadan kayboldu. Şimdi biri daha çıktı, bu kişi de makamına saygım olan fakat nasıl bir kişilik ve mantık yapısında olduğunu gerçekten çözemediğimi, Başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan. Konuşmasından bir kesit de şu şekilde, tekrar ediyorum kelimeler bir Başbakan'dan;

"Eğer son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne-baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Acaba biz nerede hata yaptık? Dün tesisleri (İstanbul Harbiye Kongre Vadisi inşaatı) incelemeye gittiğimde maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördüm. Gerçekten üzüntü verici. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi gerçekten dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. Ailemiz, çoluğumuz çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemeyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya, ya zurnacıya... Davulcu zurnacı lütfen bana kızmasın, benim sanatkâr olarak davulcuya, zurnacıya saygım sonsuz."

Kızlarımızı eve kilitliyoruz bundan sonra. Yanlarına da daima bir GPS aygıtı, anlık rapor verebileceği faturalı veya bol kontörlü bir telefon koyuyoruz. On yıllarca önce fezaya çıkılmış, insanlık ayda yürümüş, atomu parçalamış, bizim tartıştığımız şey halen ahlaki erozyon. Nereye gidiyoruz diye bir söz vardı ya, yok artık öyle bir şey. İleriye doğru gidiyoruz ama yön kuzey mi, güney mi, doğu mu, batı mı belli değil... Hep de aynı sorun, ahlaksızlık. En iyisi kız çocuğumuzu-kardeşimizi okuyamadık diye üzülmemeleri için açıköğretime verelim hem evden de ayrılmamış olurlar. Diplomalarını da çekmecelerinde saklasınlar, iş-güç kadın işi değil. Dizimizin dibinde at gözlüğü takılmış bir şekilde seyretsinler hayatı. O zaman da ahlaki erozyona sebep olacak etmenler yok olur. Kızlardan vatandaş değil biat eden köleler yaratalım ki sonradan sorun çıkmasın. Toplumdaki ıslah edilemeyen "insan"lar saldıracak kişi bulamazlar böylece sokaklarda, bakın o zaman ahlaksızlık kalıyor mu...

Geçtiğimiz günlerde de bir Alman turist öldürüldü, öldüren kişi davulcu mu zurnacı mı bilemiyorum ama yetkililerin rahmetlinin ailesini arayarak "bu saatte neden oraya yolladınız?" diye sorup sormadıklarını merak ediyorum. Millet artık iyiden iyiye kafayı sıyırdı, bütçe açığı olmuş Everest kadar biz hala katsayı falan konuşuyoruz. Bütçe açığı işsizlik yaratmaz, işsiz ve aç kalan insan da para için sokakta öpücük dağıtırmış gibi. Yazık ya, bir tane ışık gösterin de ümitlenelim şu ülkede artık.

Özgür birey falan diyorduk, unuttuk bile...

Yol Arkadaşları - 8

2009/07/07




Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Nine Inch Nails - Starfuckers Inc.
2- Citizen Cope - Brother Lee
3- Creedance Clearwater Revival - Have You Ever Seen the Rain?
4- Bob Seger - Lucifer
5- Faith No More - War Pigs (Black Sabbath Cover)
6- Tito & Tarantula - After Dark
7- AC/DC - What Do You Do for Money Honey?
8- Kansas- Carry On Wayward Son
9- Joy Division- Dead Souls
10- Def Leppard- Rock of Ages

Yaz Aksiyonları #1 - Gece Atıştırmaları

2009/07/04


Bir serinin ilk yazısı oluyor bu... Erkeği dişisi, genci yaşlısı herkes dertli kilo olayından. Yazdan yaza gördüğünüz kişilerin ağzından çıkan ilk sözcüklerdendir "kilo almışsın-vermişsin". Peki yaza girerken biraz biraz dikkat ederek attığımız kiloları yazın nasıl geri alıyoruz? Bira göbeği demeyin, biranın yanındakilerin ve sonrasındakilerin göbeği demek daha etkin bir cevap.



Gece erken yatıp sabah erken kalkmak derdi olmayan tatil dönemi kilo almaya davetiyedir adeta. Gece çıkıp içkileri gayet güzel indirirken ardından gelen kumru, kokoreç, kumpir, midye tava-dolma gibi yiyecekler zaten daha boğazdan geçerken mideye haber yolluyor "şişiyoruz dostum" diyerek. İçeceklerin yanında gidenleri saymıyorum bile. Zaten alkolün kendisinin açlık katsayısını arttırdığını hatta mideniz dolu olsa dahi sanki bütün gün yemek yememişsiniz gibi hissettirdiğini biliyorsunuz, burada devreye gece atıştırmaları giriyor. Atıştırma doğru kelime olmuyor aslında çünkü oturup "adam gibi" yeniyor genelde. Sonra da "eve yürüyerek döneriz canım" kandırmacası giriyor devreye, 5-6 km yürüsek kumrunun yarısını yakamadığımızı bilerek. Sonra da mevsimin başına dönüyor vücut, daha sağlıksız versiyonu da diyebiliriz. Yüzmeyi sevenler daha az etkileniyor tabi.

Gece atıştırmalarının sonuçlarını azaltmanın yolları da en az bahsedilen aktivite kadar sağlıksız oluyor. Kahvaltıyı es geçmek, akşama kadar çok çok az yemek gibi. Sonra da vücut kasları yakıyor ve bum! sıfıra yakın bir vücut direnci ile tüm virüslere el sallayan bir bünye. Yazın getirdiklerinin yanında götürdükleri de var anlayacağınız. Dikkatli olmalı, dinlenip eğlenelim derken ömrü kısaltmamalı.

Lucifer?!

2009/06/29


Tatilimize devam ederken Supernatural 5. sezonda Lucifer'ı canlandıracak isim belli oldu, Mark Pellegrino. Allah iyiliğinizi versin diyorum. Gerçi Ghost Whisperer, Dexter ve Chuck gibi pek çok dizide konuk oyuncu olarak gayet iyi performanslarını izlemiştik, beklentilerin yüksekliğine kurban gitti sanıyorum. Epey tepki çekti çünkü bu seçim. Neyse, bekleyip görelim.

"Şehrin Şifreleri" Başlıyor

2009/06/19


Yeni bir program, Şehrin Şifreleri.


Levent Erden reklamcılık alanındaki en yetkin kişilerden biri. Markanın ismini sloganın içine sıkıştırmak da onun fikriydi (Hayat Maximumda). Pek çok konuda bilgisinin olmasının dışında harika da bir hitap tekniği var. Şimdi de İstanbul'u turlayacak ve cadde cadde bilgiler sunacak, İstanbul hikayeleri anlatacak. Sohbetini Sade Vatandaş programından hatırlayanlar ne kadar eğlenceli bir program olacağını tahmin edebiliyordur az çok. Her Cuma 21.15'de NTV'de.

Mevsimsel Değişimler - Yaz


Tatil moduna girdik, blog yazan arkadaşlarımızın çoğu da aynı şekilde kabuklarına çekilip tatilin tadını çıkarıyorlar muhtemelen. Ortalık biraz sakin, yazılar azaldı anlayacağınız. Futboliklerin gözü transferlerde, basketbolseverler halen final serisinin son maçındaki 3. Dünya ülkesi olaylarını tartışıyor. Facebook'dakiler her zaman olduğu gibi test çözüyor, Öykü-Berk Gürman da NTV'ye çıkmaya devam ediyor. Berk Gürman konuştukça daha da itici oluyor. Yekta Kopan ve Burcu Esmersoy'un yeni programı "Yaz Gecesi"nde gördük onları bu kez, sanırım Yekta Kopan kardeşlerin sıkı bir takipçisi. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Neyse, Hande Yener yok en azından.

Haberlerde rastlamıştım, lise mezuniyet törenlerine giderken botoks yaptırmak modaymış, mevsimlerden dolayı insanlar gariplikler yapmayı seviyor galiba. Tamam önümüz yaz, "özgür insan okulum yok hey yo" falan da botoks nedir yahu o genç bedene? Var mıdır zararı bilmiyorum da gidişat kötü.

Peki yaz bundan ibaret mi?

Okula gidenler için yaz mevsimi kurtuluş olmaktan çıkalı epey bir zaman geçti. Lise öğrencileri için ÖSS'ye yaklaşılan ve boş geçirilse umutları azaltan dönemleri ifade ediyor artık Yaz. Üniversite öğrencileri de staj veya yaz okulu ile uğraşır oldular. Çalışan kesimde de izin kullanma meselesi Kaf Dağı'nın ardında artık, gideni ucuzuyla yenileme peşinde patronlar. Yani eski yazlar yok gibi. İlkokul bittiği an yaz mevsiminin çekiciliği de gitti sanki. Karnen nasıl, kilo almışsın-vermişsin muhabbetleri, "senin boyun ne kadar da uzamış?" replikleri sıkıcı gelmiştir hep fakat bunların toplamına eklediğimiz eğlenceydi sanırım Yaz. Babanın yüzüne güneş ışığından dolayı tek gözü kısarak bakıp kağıt helva istemekti aslında tam olarak. Eskiden yani. Sonra ne oldu? Disco oldu, bar oldu evet. Baş başa kalmalar ve sessiz sakin yürüyüşler geride kaldı. Belki de biz geri kafalıyız bilemiyorum. Kızlar da büyüdükçe birbirlerinin kopyası olmayı seçtiler. Giyim kuşamdan karaktere kadar hepsi klonlanmış gibiler. Erkeklerde de durum farklı değil, yaz mevsiminden ne anlaşıldığını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur...

Halen büyüyüşümüzü ve çevremizdeki değişimleri en iyi anlayabildiğimiz zaman halinde bu mevsim, yeniden başlıyor...

Uni-Rock Fest 2009 #2

2009/06/14


Kamp alanı ayarlamayı başarmış organizatörler. Kapasite 1500 olsa da bir başlangıç sonuçta, artacaktır gelecek yıllarda. Bu arada indirimli (50 TL) biletlerin satışı 10 Haziran tarihinde bitmişti.

Bilet fiyatları şu linkte. 1 Temmuz'dan sonra fiyatlar artacak bu arada.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 10

2009/06/12


Finalleri bitirdik bugün itibariyle, geneliyle gayet iyi bir dönem geride kaldı. Eve dönüş? Hayır dostum hayır, hemen değil. Üstten ders alıp okulu kısaltmak için yaz okulu muhabbeti var, ne olur ne biter son gün karar vereceğiz. İbre Fenerbahçe'den yana.

Terminator Salvation, yoksa hala izlemediniz mi? Cık cık...

Göksel'in yeni albümü bana tüm laflarımı yedirdi. Cem Köksal'ın Masal albümünden beri aldığım ilk yerli albüm oldu. Cebimden çıkan her kuruşa değdi...

Havalar abartmaya başlamışken bahçe cafeler tekrar türedi. Arkadaşım sarmaşık falan yapıyosunuz çok güzel de ona bakmazsan böcek falan çekiyo o meret, düşüyo insanların orasına burasına. Raid mi alalım cafeye giderken?

Sokak Cafe Eskişehir terası harika, dönem sonu keşfettiğim için devamsızlıktan kalmaktan yırttık. Havelka bir, Taps iki, Sokak üçtür benim için bundan sonra. Hatta Taps'i atalım di mi, bence de...

Okuldaki kız! .... ki dönem bitti. Tekrar karşılaşırsak güzel olacak. Hatta harika olacak. Bir olay var ama dur bakalım... Boşluklar dolmalı cümle başındaki.

Facebook'da "yağmurdan sonra toprak kokusu" hayranı olanlar, psikolog masraflarınızı blog
okuyucuları karşılayacak, iyi olacaksınız...

Kriz var diye stajyer alımları düşmüş, "hehey ben sigortamı başlatıcam" insanlarına duyurulur. Zaten sigorta olaylarını da değiştirdiler. Kolay gelsin size.

Yazacağız bundan sonra, tatil resmi olarak başlıyor! Öykü-Berk ve Hande Yener'i görmeden güzel bir yaz geçirmenizi diliyorum.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 9

2009/06/02


Ara vermiştik finaller dolayısıyla, bir süre daha öyle kalacağız fakat biraz boşluk bulmuşken bir şeyler karalayalım. Bunu da kalıp gözetmeksizin yazdığımız Şöyle Oldu Böyle Oldu serisi dahilinde yapacağız tabii ki.


Haftalar boyunca Paasche, Fisher, Laspeyres diyerek başımızda gezen İstatistik prof.u ve asistanı, bugünkü finalde sormadığınız sorularla çok ahımızı aldınız. Aslında kolaydı ama niye sorulur SEE-DEE geçiş soruları?


Okulumuzda ağır bir hava var şu aralar, malum uçak kazası sebebiyle Türkiye'nin yegane arp sanatçılarından, dünya çapında bir üne sahip değerli sanatçımız ve öğretim üyemiz Fatma Ceren Necipoğlu'ndan halen haber alınamıyor. Biliyoruz ki hayatta...


TNT Türkiye'ye bir çift lafım var, niye bölüyorsunuz filmleri de bize dizi gibi haftada bir bölüm halinde seyrettiriyorsunuz, ne bu şimdi?


Thick as Thieves, ülkemizde Son Oyun ismiyle gösterime giren Banderas-Freeman ortaklığını halen izlemediyseniz haftasonu 2 saatinizi ayırın derim.


Yaz geliyor, geliyor diyorum çünkü halen serin buralar, dolayısıyla arjantin bardakta soda-elma suyu karışımı da geri dönebilir kahvaltı masasına, tek öğün olarak... Cidden başka bir şey yemek veya içmek istemiyorsunuz onu tükettikten sonra ve uzun süre tok tutuyor. Sağlıklıdır (tamamen varsayım). Akşamdan kalmaları da ayağa kaldırır.


Geçtiğimiz günlerde arkadaşım olarak tanımlayabileceğim bir müzik market sahibiyle laflarken, Hande Yener müzik tarzını değiştirdiğinden beri albüm satışlarının ne kadar azaldığından bahsetti, teşekkürler Hande Yener, azalarak bit!


Öykü ve Berk, azalıyorlar ama bitmiyorlar, NTV'ye çıktılar yahu. Şaka mısınız? Zaten "Gece Gündüz" programının hayattaki gayesini çözemedim, umarım mutludurlar.


Reklamlar şaşırdı. Ata Demirer'in şarkı söylediği reklam saçmalıklar konusunda başı çekiyor. Gerçi bunlara da şükür diyor insan, biz "var mı Nazo gibisi?" reklamını izlemiş kişileriz.


Bu arada mail vardı hiperplatonik ile ilgili, o konu çözüldü ne mutlu. Nasıl çözüldüğü konusunda kitap yazsak memlekette en çok satan kitap olur. Entrikadan hoşlanan toplumlarda kanaat önderi oluruz. Bir sabah Seda Sayan'a ertesi sabah da Petek Dinçöz'e çıkarız. Esra Ceyhan'a çıkmak yok, standartları o kadar düşürmemek gerek.


Finalleri yarıladık, bir-iki haftaya devam ederiz yazmaya. Bağlantıyı koparmayalım.





Masstival'den Haber Var!

2009/05/22


Hem de ne haber... Mehmet Tez'in yazdığına göre Faith No More ve Keane kesinleşen isimler. Bu yıl gerçekleşen ilk dileğim olarak Faith No More'u yazıyorum kenara ve organizatörlere kocaman bir teşekkür yolluyorum. Eylül'ün üçüncü haftası Santral İstanbul'da yapılması planlanıyormuş festivalin. Detaylı bilgi için blogumuzu ve Mehmet Tez'in Hafif Müzik sayfasını takipte kalınız.

and... Lucifer Rises!

2009/05/17


Supernatural'de dördüncü sezon 14 Mayıs 2009'da yayınlanan bölümle noktalandı. Beşinci sezon için tek bir ipucu dahi bırakmadan bitirdi senaristler. Bölüm içinde Sam'in kararan gözleri ve bölüm sonunda Dean'in "gidelim" sözüne büyülenmişcesine verdiği "o geliyor" tepkisi, Ruby'nin beklenenden de güçlü ve sinsi çıkması, Sam'e en başından beri Lillith ve Ruby tarafından oynanan akıllıca oyun ve Dean'in asıl rolünün ortaya çıkması, Castiel'in de bir nevi Fallen Angel durumuna düşmesi... Tüm bunlar dördüncü sezon finalinde 15-20 dakikaya sıkıştırılmış olaylardı ve son derece sürükleyici bir final oldu diyebiliriz.

Hepsinden önemlisi çok kötü tongaya düşen Sam'in beşinci sezondaki rolü olacak. Ne olursa olsun Lucifer, kafesinden çıkmasında en büyük rolü oynayan kişiyi görmezden gelmeyecektir ve yaygın kanı da Sam'in doğası gereği Lucifer'a hayır diyemeyeceği. Yapımcılar Lucifer'ı diziye kuyruk ve boynuzdan ibaret bir "şey" olarak sokmazlarsa beşinci sezon televizyon tarihinin en iyi yapımlarından biri haline gelebilir. Tüm roller canlandıran kişilere cuk oturmuştu şimdiye kadar, Lucifer rolünü oynayacak kişiyi de başarıyla seçeceklerdir. Başka ihtimaller de var tabi, Sam'in Lucifer tarafından vessel olarak kullanılması ki bu ihtimal çok çok uzak, Lucifer'ın bir vessel'a ihtiyacı olacağını düşünen yoktur sanırım, belki ilk bölümlerde, henüz zayıfken olabilir ki bunun için de iki kardeşin en sevdiği kişileri yani Mary ya da John Winchester'ın bedenini kullanabilecegi düşünceleri var ortalıkta. Diğer ihtimal de Lucifer'ın görünmemesi ve senaryoya aktif bir güç olarak eklenmesi, sezon (büyük ihtimalle de dizinin) finaline doğru da konuk bir aktörce (Hugo Weaving ve Christian Bale adları geçiyor) canlandırılması. Nasıl olursa olsun tüm teoriler sağlam ve çok çok rahat iki seviye yukarıya alır diziyi.

Şimdilik bu kadar, Ağustos ayına doğru pek çok şey netleşmiş olur sanırım, bu arada bir gelişme olursa blogda yazarız.

Eurovision, Run Forrest Run!..



Eurovision 2009'du Cumartesi aktivitemiz. Akşam saat 6'ya kadar gece dışarı çıkarız hazır haftasonunu bulmuşken diye konuşuyorduk fakat Eurovision'un o nefretle birlikte gelen merak duygusunu aşamadık. Türk vatandaşı olan herkesin genlerinde muhakkak vardır Eurovision merakı, tü kaka desek bile "aa eblekler 10 puan verdi, bir de komşu olacaklar 8 ne ola ki" diye yorum yaparız televizyon karşısında.

2009 finalinde yarışacaklardan sadece bizim şarkıyı dinlemiştim her yerde çalmasına paralel olarak, Eurovision konsepti de az çok belli olduğundan diğer şarkıları dinlemeden "ilk beş olur sanırım" yorumunu yapabiliyorduk. Neyse program başladı, biz şarkıların ilk 10 saniyesinden sonra Real maçına geçer olduk. "X Faktörü"nden dolayı Estonya, İzlanda, Azerbaycan ve Ukrayna bizden tam puan aldı. Özellikle Estonya, direk Ayrık Vadi'den bir elfle katılmış gibiydi, bambaşkaydı gerçekten. En çok da Yunanistan'a güldük, yürüyüş bandı tarzı aletin üzerinde zıpladıkça "yan bassa da bileğini falan burksa, düşüp kafayı gözü patlatsa" diye bekledik ama nafile. Almanya'yı da bekledik tabi von Teese faktöründen dolayı ama oldum olası nefret ettiğim kişilik hakettiğini buldu, çok da güzel oldu. Şarkı daha fazla puan alabilirdi o da başka bir konu. Yarışmanın başından beri en çok beklediğimiz isim Alexander Rybak'dı diyebilirim. Shire'dan tez gelmiş bir hobbit edasıyla daldı sahneye, yanında kültür fizik hareketleri yapan kırıklar olmasaydı daha bile fazla puan alabilirdi. Beğenmeyen de çokmuş ama sözleri değil de müzik çok hoşuma gitti ne yalan söyliyim. Bunun ardından gelecek yıl İzlanda'dan Sigur Ros hamlesi bekliyoruz. Bu arada Patricia Kaas güzel bir güle güle dedi bu yarışmayla sanırım, daha fazla puan almalıydı kesinlikle.

İkinci olan ilk kaybedendir derler fakat İzlanda kendini birinci sayabilir, Norveç kategori dışı kalmış bir puan aldı çünkü. Bilmiyorum rekor kaç puan fakat bu sonucun ardından güzel kızlar kadar şirin erkeklerin kullanıldığı şarkılar sanırım daha da artacak gelecek yıllarda. Biz de yine oryantal temalı ve ezgili şarkılara devam ederiz, batı zaten gayet güzel yiyor bu konsepti. Neyse, bir yıl kafamız rahat artık.

Bambaşkaymışsın For Hot, "Begüm Hu"


Aziz Kedi'den muhteşem bir eser, en güzel Beggin' coverı, "Kalbim seni ignore etti".

video: Begüm@Kingo Disco

rapidshare

Ele Güne Karşı...

2009/05/12


Alakasız bir arkadaştan mesaj gelir, "bahadır trt'yi aç neler dönüyor bir bak". Ne alaka derken açılır tabi merakla. Kalinka Maya'nın ardından Kızılordu korosunu t.A.T.u ile birlikte izleme şansını yakaladık böylece. Abiler not gonna get us dedikçe komik sesler yükseldi ortamdan. Çok güzel Türkçe terimler var aslında durumu tanımlayabilmek için ancak "Holy crap" bu gibi durumlara cuk oturuyor. çok, ııı... acaipti... sadece bu kadar. Kızılordu'nun Kalinka Maya (uğurböceğim) ve not gonna get us performansı dış mihrakların iştahını kabartıyordur cidden. Off çok kötü çok. Bu arada bize ne oluyosa...

Vuelve

2009/05/06


Bir Ricky Martin albümünü tavsiye edeceğim kesinlikle aklıma gelmezdi. Geçtiğimiz hafta hediye edildi Vuelve albümü bana ve başta ciddi ciddi dalga geçiliyor falan sanmıştım. Ricky Martin'in henüz piyasanın kuklası olmadığı zamanlar, 1998 yılında çıkmış bir albüm. Şarkıların hepsi İspanyolca ve gerçekten boş bir tane şarkı yok. Bunları yazarken nasıl çelişkiler içindeyim bir bilseniz, biraz aşağıda AC/DC postu var...
Parçalara şöyle bir göz gezdirince Desmond Child ismi göze çarpıyor. Bon Jovi, Aerosmith, Dream Theater, Alice Cooper, Katy Perry, Kiss gibi isimlerle çalışmış ve Songwriters Hall of Fame üyesi bir kişiden bahsediyoruz. En iyi şarkı Casi un bolero, Asi es la vida ise tamamlayıcı. Fransa 98'in müziği Cup of Life da albüm dahilinde. Her şarkının kendine has bir güzelliği var. Bahsettiğim şarkılardan başlayıp bir deneyin derim.

11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali

2009/04/24




Festival programı açıklandı. Festivalde yer alacak filmler kategorilendirilmiş şekilde aşağıda mevcut, başlıklara tıkladığınızda filmler hakkında detaylı bilgileri görebilirsiniz.

Dünya Sinemasının Genç Yıldızları: Pingpong Kralı (Yön. Jens Jonsson), Açlık (Yön. Steve McQueen), Kar (Yön. Aida Begic), Moskova Belçika (Yön. Cristophe van Rompaey), Wendy ve Lucie (Yön. Kelly Reichardt), Donmuş Irmak (Yön. Courtney Hunt).

Luis Bunuel Seçkisi: Gündüz Güzeli (1967), Özgürlük Hayaleti (1974), Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği (1972), Samanyolu (1969), Arzunun O Belirsiz Nesnesi (1977).

Ingmar Bergman ve Kadınları: Bekleyen Kadınlar, Monika'yla Bir Yaz, Kadın Düşleri, Yaşamın Eşiğinde, Persona, Bütün O Kadınlardan Söz Etmeden, Çığlıklar ve Fısıltılar, Güz Sonatı.

Dünya Festivallerinden: Gomorra (Yön. Matteo Garrone), Sınıf (Yön. Laurent Contet), Ricky (Yön. François Ozon), The Wrestler (Yön. Darren Aronofsky), Daima Mutlu (Yön. Mike Leigh), Kıyamet : Yeniden (Yön. Francis Ford Coppola), Düşüş (Yön. Tarsem Singh), Kontes (Yön. Julie Delphy), Somers Town (Yön. Shane Meadows), Kerkenez (Yön. Ken Loach).

Freddy Olsson'un Seçtikleri: Yalnız Bir Adam (Yön. Enrique Rivero), La Salamander (Yön. Alain Tanner), Bu Senin Hayatın (Yön. Jan Troell).

Türk Sineması 2008-2009: Kız Kardeşim Mommo, Gitmek, Gölge, Hayat Var, Nokta, Pandora'nın Kutusu, Pazar-Bir Ticaret Masalı, Üç Maymun, Vicdan, Sonbahar, Sıcak, Gökten Üç Elma Düştü, Güneşin Oğlu, Dilber'in Sekiz Günü, Ali'nin Sekiz Günü, Usta.

Geceyarısı Sineması: Gir Kanıma (Yön. Tomas Alfredsson), Ölüm Çığlığı (Yön. Paco Plaza, Jaume Balaguero).

Hayatımız Belgesel: Man on Wire, Omuz Omuza, Devrimci Gençlik Köprüsü, Unmistaken Child.

Amerikan Belgeselleri Kuşağı: Akış:Su Aşkına, Halkın Başkanı:İnsan, Efsane ve Medya, Sputnik Çılgınlığı.

Canlandırma Sineması: Beşirle Vals, Küçük Deniz Kızı Ponyo, Ahmaklar ve Melekler, 9.99 Dolar.

Petra Dolleman'ın Seçtikleri: Anna ve Bella, Sientje, Arles'de Yatak Odası, Johannes Vermeer'in İncili Kızı, Yumurtayı Öldürmek, Baba ve Kızı, Pas A Deux, Müze.

Kısa Filmler: Hoşgeldin Bebek, Temas, Hangi Savaş, Buzlar Kırılınca, İşkenceye Tolerans, Zor, Kasapoğlu, ID, Sinope'nin Yolculuğu, Büyükannem, Sapak, Kurban Bayramı, İki Kişilik Birliktelik, Benim Ağacım, Sessiz Kızlar.

Ayrıca "Sinema Dersleri" bölümünde Tevfik Başer, Handan İpekçi, Işıl Özgentürk; atölye çalışmasında da Özay Fecht festivalin konuğu olacak isimler. Seminerlere bir göz atarsak, "Siz Hangi Taraftasınız? Ken Loach'un Yaşamı ve Yapıtları" ile John Cunningham, "Asya'da Film Yapmak" ile Fran Borgia, "Kişisel Anlatı" ile Cecilia Condit, "Bir Belgesel Film Yapmak" ile Ethem Özgüven ve Petra Holzer isimlerini görüyoruz.

Yazıyı 1 Mayıs Programıyla sonlandıralım,

Sinema Anadolu

10:30: Kısa Filmler

12:30: Üç Maymun

15:30: Güz Sonatı

18:30: Monika'yla Bir Yaz

21:30: Daima Mutlu

CineBonus Espark (Salon A)

12:30: Gitmek

15:30: Kar

18:30: Kıyamet : Yeniden

21:30: Gomorra

CineBonus Espark (Salon B)

12:30: Yaşamın Eşiğinde

15:30: Kadın Düşleri

18:30: Ahmaklar ve Melekler

21:30: Ricky
****

Hiperplatonik - Bölüm 2

2009/04/22


Lise yıllarında tanıştığım iki müzik grubunu hep diğerlerinden ayrı tutmuşumdur; REO Speedwagon ve Iron Maiden. "En asil duyguların" gruplardır bunlar. "Onu dinlemem, şunu dinlemem, öyle müzik olmaz" insanları için Iron Maiden bir "Metalika" grubudur. Fazlası da olmasın zaten. REO Speedwagon ise başka bir şey. Bambaşka hem de... Zamanın birinde Erasmus nedeniyle Türkiye'de olması vasıtasıyla tanıştığım ve ardından "sevgili olmak" aşamasına geçebildiğimiz bir kişi REO Speedwagon'dan "self updater" olarak söz ederdi. İlk duyduğumda gülmüştüm ama düşününce hak verdim.

Müzik konusunda olduğu gibi, diğerlerinden ayrı tuttuğum filmler, kitaplar, televizyon programları, gazeteler ya da ne biliyim parfüm markaları da oldu. Herkesten başka olan arkadaşlar da oldu hep, hani dostum demezsin ancak zor zamanında yanında bitiverirler. Bunların hepsi somut şeyler yani nedene bağlayabiliyorsunuz sevginizi, bağlılığınızı veya saygınızı. X harika bir film çünkü....... ya da Z çok iyi bir arkadaş çünkü..... gerçi arkadaşlıkları karşılıklı çıkara dönüştürmek gibi oldu bu söylem ancak anlatmak istediğim kesinlikle nedenlere bağlı olduğu çoğu duygunun. Durup dururken kimseyi/herhangi bir şeyi sevemezsiniz sonuçta. Bunları neden mi anlattım,

çünkü platonik izlenimlerimiz devam ediyor...

Bu kez sorun, her şarkıdan anlam çıkarmak ile ilgili. Öyle bir durum ki, evde Teoman'ın rüzgar gülünü bile dinleyemez olduk. Kendi evimizde misafir muamelesi görür durumdayız, ev işleri dışında tabi. Çünkü platonik arkadaşımız ölene kadar yemek değil depresyon butonuna basan laboratuar farelerinden. Uzun zaman oldu bir de, hani doktorluk falan mı bu olay çözemiyorum. Ne acaip şeymiş anlamadım gerçekten. Aylar oldu yahu...

Geçtiğimiz hafta ciddi ciddi konuşma fırsatı buldum kendisiyle, bu yazının ilk iki bölümünü aynen olmasa da aşağı yukarı bu şekilde kendisine anlattım. Aynı şeyler değil tabii ki, ilişkiler bu bahsettiklerimden çok daha fazla sorumluluk gerektiriyor. Konuştuk, bir neden aradık ama bulamadık, pek çok şey saydık tabi. Sık sık göz göze gelmeler ya da sürekli aynı yerlerde bulunuluyor ve bir süre de olsa gözden uzak kalınamıyor gibilerinden. Acaip bir cümle olmuş bu arada. Neyse, sonuca gelelim, kocaman bir hiç. Neden yok, sonuç yok, bir plan bir düşünce yok. Öyle gidiyor işte. Sonradan, sen anlat ben hiç kesmiycem diyince açıldı kapı, bizim fare başka butonlara da gitmeye başladı,

"Abi zaten nedenini bilsem engelliycem, kaç yaşına geldik sonuçta tanıyorum kendimi o kadar ama bir nedeni gerçekten yok. Salak gibi gülüyorum onu görünce, gittikten sonra da kendime kızıyorum neden bu kadar eziyet ediyorum kendime diye."

Tam bunları söylemese de benzer şeyler. Cidden çocuk değil bahsi geçen insan ve bu olaya kadar da istediği şeyleri genelde elde etmiş biriydi. Belki de sorun ilk defa reddediliyor olmanın ezikliğidir hı? Kendi self updaterını arıyordu belki de.

Düşündük tabi bunu da,

Engellenebilecek bir şey değil gibi görünüyordu. Ben de artık daha kötüsü olamaz nasılsa diye düşünüp platoniğe maruz kalan (caanım Türkçe) kız ile konuşmaya gittim.

"Böyle böyle bir durum var ve sen de farkındasın. En azından karşına alıp da bir konuşsan. Dinlesen bir şunu... Kız ne desin, her şeyin en başından beri farkındayım ama olaylar biraz karışık :) "

Bizarre Love Triangle diye bir şarkı vardı çok da eski değil. Meğer kız da platonikmiş ama hedefi farklı, bizim platonik arkadaşımızın bu yıl tanışmış olmasına rağmen çok çok iyi tanıdığı birisi.

Bunu öğrenen platonik arkadaşımız şimdi çok daha rahat. Somebody Else's Lover şarkısı da en çok eğlendiği şarkı oldu bu arada. Alarm melodisi yaptı bunu arıza kişi. Böylece imkansız olgusu somut bir düşünce olarak belirdi önünde. Kendisi için bir fırsat yarattı böylece atabilmek için aklından.

Sonra ne mi oldu, artık benim sorunum sanırım. Biraz uzaktan da olsa....

-(Umarım) SON-



The Fighter, Cast Kaosu


2010 yılında gösterime girmesi planlanan Robocop ile uğraşan Darren Aronofsky'nin isminin geçtiği diğer projenin adı The Fighter. Boksör "Irish" Micky Ward'un hayatının beyaz perdeye uyarlamasında boksörü canlandıracak isimin Mark Wahlberg olacağı açıklanmıştı. Kardeşi Dicky'yi canlandıracak kişinin ise Bradd Pitt olacağı konuşuluyordu fakat 21 Nisan itibariyle Darren Aronofsky'nin projeden çekildiği açıklandı. Ayrıca kadroya Christian Bale ve David Russell eklendi. Yani Aronofsky yönetmen koltuğunu David Russell'a devretti diyebiliriz.

Projede yapılan değişiklikler bununla da sınırlı değil. Christian Bale'in katılımıyla birlikte Mark Wahlberg'in canlandırması planlanan Micky Ward karakteri de Bale ve Wahlberg'den birine verilecek, henüz netleşmemiş. Sanırım Aronofsky'nin projeden ayrılmasının nedenleri arasında bu kadar karmaşa ve plansızlık da büyük yer kaplıyordur.

Bir detay daha vermek gerekirse Mark Wahlberg, yönetmen David Russell ile üçüncü kez çalışma fırsatını yakalamış durumda. Aslında Russell bu şansı üçüncü kez yakaladı desek daha iyi olur. Bu ikili, Three Kings ve izlediğim en berbat filmlerden biri olan I Heart Huckabees'in ardından The Fighter'da da aynı takımda.

Filmin konusuna gelirsek; kardeş ilişkileri, suç, uyuşturucu gibi konuların yoğunluğunda bir boksörün sıfırdan zirveye tırmanışının işleneceğinden bahsediliyor. 2009 Temmuz ayında işe başlanması planlanıyor. Gösterim tarihi ise 2011 olarak planlanmış ancak bu projede planlara sadık kalındığını söylemek pek mümkün değil.

Festivale Doğru...

2009/04/20




11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali yaklaşıyor. Festival programını açıklandığı an verelim, detaylı bilgi için link budur. Site güncellenme aşamasında fakat siteyi gezerek geçen yıl yapılanlar hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. SinemaAnadolu, CineBonus Espark ve CineBonus Neo sinemalarının tüm salonlarında gösterim yapılacağını da ekleyelim. Gösterimler workshop ve söyleşilerle desteklenecek. "Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri" adı altında yapılacak yarışmada, "En İyi Sinema Kitabı", "En İyi Sinema Makalesi" ve "Televizyonlarda Yayınlanan En İyi Sinema Programı" kategorilerinde verilecek ödüllerle sinemanın düşünsel boyutunun zenginleşmesi konusunda araştırmalar yapan yazarlar ve sinema kültürüne destek olmaya çalışan kişiler ödüllerini alacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, UPS, ESPark ve Sony gibi firmaların sponsorlar arasında bulunduğu etkinlik bu yıl da gerek filmler, gerekse konuklarıyla harika geçecek gibi görünüyor. Bu yıl üniversitenin 50. yılı kutlandığından sürprizler de sıkça yaşanacak gibi. Merakla bekliyoruz...

Gelecek Blogger Jr.'da!

2009/04/19


Geowyns yazmış. 23 Nisan'da miniklere de bir köşe veriyoruz blogumuzda. Kendini minik hissedenlere de verebiliriz tabi. Sorun olmayacaktır.

Şimdi, yakından takip ettiğimiz bloglarda yer almak için belirlenmesi muhtemel kriteleri verelim, kaynak ise yoğun sallama metodu;

Flying Dutchman için kriterler: Taraftar gruplarını iyi bilmeli, sağlam bir midesi olmalı ve pek çok konuda ortalamanın üzeri bilgi sahibi olmalı, Korpiklaani'yi köy düğünlerinde kullanmayı akıl edebilmeli.

Pigmelerle Dans için kriterler: Sanırım Türkçe bilmesi yeterli olacaktır :)

Geowyns için kriterler: Çabuk sinirlenmeli, fotoğrafçılığı sevmeli, Galatasaraylı olmalı.

Hubble Bubble için kriterler: Sanırım en çok bunda zorlanacak minikler. Fotoğraf çekmeyi seven ve Online oyunu bırakabilen bir ufaklık yoktur.

Borges için kriterler: Almanya futbolunu iyi bilmeli ve kendinden en az 30 yıl öncesinin müziklerine ilgi duyan biri olmalısın minik.

Artemio Franchi için kriterler: En önemlisi menekşeleri sevmelisin. Yolculukları da.

Salsa Basket için kriterler: Kulağı delik olmalı, pek çok isme ulaşabilmeli. En önemlisi ise basketbola "aşık" olmalı.

7.Oda için kriterler: Öykü'ye iyi bir arkadaş, 7.Oda'ya da iyi bir yandaş olmalı.

Çoban Salata için kriterler: Desteklediği takımı tarafsız eleştirmeyi deneyip dayanamadan çileden çıkabilmeli :)


ve son olarak kendi blogumuza gelelim. Sinema ve müzik konularında az çok zevkleri oturmaya başlamış minikler hoşgeldiler.

Biraz ciddiyeti artırırsak, uygulama çok iyi düşünülmüş. Kriter arandığı falan da yok, blogları takip eden çocuk varsa ve yazmak isterlerse kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Yazarlara ulaşsınlar yeter. Blog okuyan çocuk mail de atabilir, hem şimdiki çocuklar felaket, babasının arabasını sürekli kaçırdığı için arabayı elektrik direğine zincirlemek zorunda bırakabilecek kapasitedeler. Anne veya babalarına da yazdırabilirler söylediklerini tabi, o da mümkün. Ne diyelim 23 Nisan, çocuklara serbest! Sembolik olsa da...


AC/DC, Komşuda Pişen...

2009/04/15


AC/DC bu yaz Avrupa'yı gezecek. Komşu Yunanistan'a da uğruyorlar. Bir turizm şirketi de konser bileti, üç yıldızlı otelde bir gece konaklama ve otobüsle ulaşım dahil olmak üzere 249 Euro'luk bir tarife çıkarmış. İlgilenenler için bu konunun muhatabı link budur. Yalnız slogan garip, "onlar gelmezse biz gideriz" ne yahu. Aynı şey mi?

Turneye dahil olan ülkeleri ve bilet fiyatlarını da bu linkten görebilirsiniz. 9 Haziran Fransa Marseille ve 19 Haziran Danimarka Copenhagen konserlerine bilet şimdiden tükenmiş durumda.