Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Karşınızdaaa!.

2009/09/01


Sürpriz yazarımız kadroya eklenmiş bulunmakta. Film, müzik, kitap ve daha pek çok şey hakkında zevkine sonsuz güven duyduğum dicle artık Kağıttan Ayakkabılar için yazacak. Eminim pek çok takipçisi olacaktır.

Haftanın Beşlisi


Çok uzun bir aranın ardından Haftanın Beşlisi geri döndü!


* Sonbahar geliyor, Adagio mevsimidir. Albinoni'nin Adagio'su ile başlayabilirsiniz, dinleyin-dinletin.

* Citizen Kane ve Bridge on the Kwai River filmlerine vakit ayıralım bu hafta.

* NTV Yayınları'ndan çıkan dünya klasiklerinin çizgi roman uyarlamaları harika olmuş. Fırsat bulursanız edinin derim. Çoluk çocuk için arşivlemeli.

* Tatil bitti, evi-odayı şöyle bir toparlayalım (onlar kendilerini biliyorlar).

* Kriz biraz biraz azaldı gibi, öğrenci milleti sözüm size, part-time iş duyuruları artmaya başladı. Tecrübesiz mezun olmamalı.

Yol Arkadaşları - 10

2009/08/30


Dizinin 10. yazısına geldik ve bu kez tek bir grup üzerine yapacağız listemizi, Faith No More.

Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Be Aggressive
2- Epic
3- War Pigs
4- Introduce Yourself
5- From Out of Nowhere
6- King For a Day
7- I Started a Joke
8- Zombie Eaters
9- As The Worm Turns
10- Ashes to Ashes

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 11

2009/08/29


Eskişehir zamanı çok yaklaştı. Sadece bir yılımın geçtiği bu acaip ötesi yeri ne kadar özlediğimi anlatamam. Çok garip gerçekten. Havasından mı suyundan mı anlayamadım.

Bu arada trenle iş makinasının çarpışabildiği bir ülkede yaşıyoruz biliyorsunuz di mi? Her gece sağ salim evimize girebilmemiz şans eseri bu ülkede yemin ederim.

Ramazan geldi, pide ve hamur işine yüklenip kilo almayalım diyoruz ama bu ne arkadaşım yok mu bir çaresi? Nereye gözümüzü çevirsek bir şeyi canımız çekiyor. İyi ki kadın olmamışım diyorum her seferinde. Sabır, evet.

Yasemin Mori'nin yeni klibi yayınlandı birkaç gün önce, Mutsuz Punk şarkısına çekilmiş. Klibi beğendiğimi söyleyemem ama şarkı başladığı an klibi göz görmüyor zaten. Hayvanlar albümü Yasemin Mori'den sonraki albümler için beklentileri zirveye taşıyor. Yeteneğiyle üstesinden gelecektir muhtemelen.

Yazmamız gerekenler birikti, mass-post yapılabilir bir ara. Çok boşladık blogu.

Supernatural'ın beşinci sezon premieri için son 12 gün, Sam'e de beyazlar fena yakışmış ama çevresi kötü işte.

Sınavlara hazırlık denen kronik rahatsızlığa Öss ile giriş yaptı kardeşim. Bu çocuklara sabahtan akşama kadar kitap başında olmalarını gerektirecek kadar ödev veren dershaneleri ne yapmalı bilmiyorum. Fantastik rehberlik öğretmenleri de boş konuşmalara başladılar tabi, genelleme yapmayalım yine de, iyiler de var muhakkak aralarında. "Ben sana orayı yazdırmam ki" ne demek ya? Hedefi için çalışacak ve puanı alıcak, sen de yazdırmıycaksın, tabi...

Üniversitelerin açılışı bayramdan sonraya kaldığına hep katılmak istediğim bir aktiviteye koşacağım, veli toplantısı! Hep merak etmişimdir neler konuşulur, dedikodu falan da yapıyorlarmış sanırım, küçük tadellelerden de veriyolardır belki. Bir uğramak lazım. Bakalım kimin eli kimin cebindeymiş okullarda. Hem yeni insanlar falan...

Şu aralar gazetelerdeki köşe yazarları sanki yemin etmiş, akıl mantık sınırları dahilinde yazı yazmayacağız diyorlar, iyi ki varsın Ruşen Çakır, sayende bir tane de olsa köşe yazarını takip edebilmek için zorluyoruz kendimizi.

Öykü-Berk kardeşlerden ses yok, elleşmeyin uyusunlar, n'olur. Hande Yener de yok bak hazır. Biraz kafamızı dinleyelim.

Gelecekten pek çok beklentimiz olabilir; iyi bir iş, güzel bir aile kurmak, sağlık vs. fakat gerçek anlamda tek arzum İskoçya'yı boydan boya (pek uzun sürmese de) gezebilmek. Bunu gerçekleştirecek vakit veya fırsatı bulamadan ölürsem eğer, tabutumda ters dönerim, ciddiyim. Kayıtlara geçmesi açısından söyledim. Sonra bu ne diye sormayın.

Şekil ve yazı düzeni gözetmediğimiz bir şöyle oldu böyle oldu yazımızın daha sonuna geldik. 11 olmuş, daha gider bu.

Yaz Aksiyonları #2 - Sarhoş Taşıma Sanatı

2009/08/18


Yaz aksiyonları serimizin ikinci yazısında sıra, sarhoş taşıma sanatı. Sarhoş taşıma sporu da diyebiliriz aslında. Spordan öte bir de dil dökme var tabi işin içinde...


Akşam yemeğinden kalkılır, o vakte kadar dostlar haberleşmiş ve gecenin durakları belirlenmiştir. Yemeğin rehavetiyle 15-20 dakika kestirdikten sonra hazırlanıp atarsınız kendinizi dışarı. Anlaşılan saat ve mekanda buluşulur, hareketlenilir. Mekana vardığınızda siparişler dökülür ağızlardan, genellikle herkes ilk cümle kimden ne şekilde çıkacak bekler, bir 50'lik sözünü pek çok 50'lik siparişi takip ederken ilk söz dark olursa birden darka döner masa. Vodka, biraver, birahi, rakı, soda, meyve suyu vs. gelir bazen, onlar da masanın nazar boncukları olur aralarda sırıtarak. İlk yudumlarda sorun yoktur fakat gece ilerledikçe bazılarının ayarı hafiften kaçmaya başlar; çok konuşmak, gözlerin kısılması ve dalıp gitmek ilk belirtilerken ardından gelen sebepsiz gülmeler hangi yola girildiğini belli eder diğer arkadaşlar için, sarhoş taşıma sanatı.


Sahile sahip yerlerde bir ritüel olan kumsalda alkolle devam edilir (gitar yok bu arada, elimizden kaza çıkmasın). Pilot sayısı artmaya başlamışken, taşıyıcı sayısı ivedilikle azalmaktadır. Sarhoş idare etme sanatı girer burda devreye; "hıhı, haklısın, bence de, o kaybeder" gibi söz öbekleri yetişir yardıma, "olur öyle" ise en büyük kaçar yapma cümlesidir genelde, kim bulduysa sağolsun. Sarhoş idare etme sanatında ustalaşmaya başlamışken güneş doğar ve asıl hengame başlar, evlere nasıl gidilecektir? Kollara girilir ve yürümelerine yardım edilir, çevrede sadece köpekler kalmıştır size bakarak "cık cık" diyebilecek, onlar da genelde havlayarak rahatsızlıklarını belli ederler zaten. Kumsaldan sarhoş taşıma aksiyonu başlamıştır, kimisi dut yemiş bülbül gibi sessizken kimisinin çenesi düşmüş, kimisi başkalarına asılmakla meşguldür. En zoru ise kusmaya meyilli olan kişileri taşımaktır, gazını çıkartmak için kucağınıza aldığınız bir bebeğin üstünüze kusması kadar bilinçsizce yapacaktır taşıdığınız kişi bu eylemi, kızmak bir yana şefkat gösterirsiniz (kişiyi kenara atanlar da olabiliyor tabi). Bir çeşit sabır testidir aslında o gece alkolden etkilenmemiş kişiler için bu olaylar. Neyse, yarın normale dönecekler diyerek bırakırsınız evlerine, bir gece daha son bulmuştur, iyi başlayan ve kötü sonlanan bir gece daha...

10 Eylül 2009, Başlıyoruz...

2009/08/11


Supernatural'ın 5. sezon ilk bölümünün yayın tarihi belli oldu, 10 Eylül 2009.

FNM Konseri Detaylar

2009/08/06



Biletler bir süre için 67 liradan satılacak, konser günü yaklaştıkça artacaktır fiyat. Sahne önü ise 99 lira. Mekan Maçka Küçükçiftlik Park. Alt gruplar Kurban ve Nekropsi.

Yasemin Mori, Epic!

2009/08/01


Çok geç kaldık aslında Yasemin Mori hakkında yazmakta, biraz da üzerinden zaman geçmesini bekledik ki o başlardaki çarpıcı etkisi devamlı mıdır görelim...

Hayvanlar adlı ilk albümden bahsedelim. Dokuz parçadan ibaret ve son yılların en iyi albümlerinden biri kesinlikle. Öne çıkan parçaları Konuşmak, N'olur N'olur N'olur, Aslında Bir Konu Var, Kuzgun, Arjantin ve Mutsuz Punk olarak sıralayabiliriz. Tek nefeste dokuz şarkının altısını sıraladık dikkat ettiyseniz. Böyle bir albüm işte, tek bir kötü şarkı yok. Hatta Konuşmak adlı bir "eser" var ki, tekrar tekrar dinlemekten kesinlikle kaçınılmalı. İtiraf etmem gerekir ki Mavi Duvarın ardından beni en çok vuran yerli şarkı oldu şu güne kadar. Mutsuz Punk keza öyle. N'olur n'olur n'olur ise sabahtan akşama kadar mırıldanılıyor ister istemez. Arjantin ve Kuzgun'u muhakkak bir yerlerde duymuşssunuzdur, sabit durmaya çalıştıkça elleriniz kollarınız hareket ediyor, durdurulamaz etkileri.

Tüm bunlarla sınırlı değil vaadettikleri, Rock'n Roll ve indie arası gidip gelen sound ilk şarkıdan itibaren alıştırıyor sizi kendine, albüm ikinciye döndüğünde ise çoktan aşık oluyorsunuz Yasemin Mori'nin yeteneğine. Daha nice albümler bekliyoruz kendisinden, böyle birine gerçekten ihtiyacı vardı "piyasa"nın.

Ip Man

2009/07/31


Uzun zamandir izlenmeyi bekleyen bir filmdi raflarda duran. Ip Man, büyük Wing Tsun üstadı Yip Man'in hayatını konu alan ve Çinlilerin Japonlara karşı sergilediği direnişe kadar varan bir hikayeye sahip.

Konu Wing Tsun olunca bol dövüş sahneli bir film çıkıyor haliyle karşımıza, izleyiciyi filmden soğutacağına tam tersi filmin içine çekiyor bu sahneler. Özel efektlerden uzak, son derece iyi kurgulanmış kareler filmi sürükleyici kılıyor. Tabii ki film dövüş sahnelerinden ibaret değil, Ip Man'in eşi rolündeki Lynn Hung'ın oyunculuğunu es geçmemeli. Donuk sahnelerdeki mimikleri o kadar iyi veriyor ki filmi yaşıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Uzak Doğu'dan yükselen bu film, Çin direnişinin başlangıcına da göndermede bulunarak Ip Man'in cesaretinin halkı tekrar birlik olmaya motive ettiğini de ekliyor. Bir dövüş filmi olarak nitelemek doğru değil aslında, farklı ve kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Öğrencileri arasında Bruce Lee'nin de bulunduğu Ip Man'in hikayesi tek filmle sınırlanmayacak gibi görünüyor. Ip Man II için 2010 ortası söylentileri dolaşmakta ve merakla beklenen filmler arasında şimdiden yerini almış durumda. Kadronun korunduğunu da ekleyelim.

Yol Arkadaşları - 9

2009/07/27



Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Fleet Foxes - Mykonos
2- Texas - Summer Son
3- Supergrass - Mary
4- Faith No More - Be Aggressive
5- Nirvana - Breed
6- Sentenced - Noose
7 - Cake - Never There
8- Kid Rock - Bawitdaba
9- Kamelot - Ghost Opera
10- Siddharta - Napoj

Sürpriz!!!..

2009/07/25


Tatil modundayız halen, dönüşte çok güzel sürprizler var. Harika da bir yazar ekliyoruz kadromuza, hem birikimi hem de tarzı ile bloga çok şey katacak. Biraz da kadın eli değmiş olacak bloga.
Mailleri okuduğumdan da emin olabilirsiniz, hepsi dikkate alınıyor. Tatil dönüşü güzel olacak dediğim gibi, takipte kalınız.

Yazık...

2009/07/22


Blogu açarken kendime söz vermiştim siyasetle ilgili yazmamaya. Ne olursa olsun tuttum kendimi, satır aralarındaki küçük iğnelemelerle geçiştirdim sadece ama son olay artık bardağı taşırdı.

Münevver Karabulut cinayeti aylardır bir sonuca ulaşmadı biliyorsunuz. Epey bilgi kirliliği de yaratıldı konuyla ilgili, detaylar işi bilenlerin ve uzmanların elinde, bunlardan biri olmadığımızdan fikir yürütemiyoruz. Oysa bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın sanat haline getirildiği bir ülkede yaşıyoruz, bir yerde yanlışlık var ama...

Ortada bir cinayetin olduğu kesin, Celalettin Cerrah ettiği lafın ardından ortadan kayboldu. Şimdi biri daha çıktı, bu kişi de makamına saygım olan fakat nasıl bir kişilik ve mantık yapısında olduğunu gerçekten çözemediğimi, Başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan. Konuşmasından bir kesit de şu şekilde, tekrar ediyorum kelimeler bir Başbakan'dan;

"Eğer son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne-baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Acaba biz nerede hata yaptık? Dün tesisleri (İstanbul Harbiye Kongre Vadisi inşaatı) incelemeye gittiğimde maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördüm. Gerçekten üzüntü verici. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi gerçekten dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. Ailemiz, çoluğumuz çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemeyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya, ya zurnacıya... Davulcu zurnacı lütfen bana kızmasın, benim sanatkâr olarak davulcuya, zurnacıya saygım sonsuz."

Kızlarımızı eve kilitliyoruz bundan sonra. Yanlarına da daima bir GPS aygıtı, anlık rapor verebileceği faturalı veya bol kontörlü bir telefon koyuyoruz. On yıllarca önce fezaya çıkılmış, insanlık ayda yürümüş, atomu parçalamış, bizim tartıştığımız şey halen ahlaki erozyon. Nereye gidiyoruz diye bir söz vardı ya, yok artık öyle bir şey. İleriye doğru gidiyoruz ama yön kuzey mi, güney mi, doğu mu, batı mı belli değil... Hep de aynı sorun, ahlaksızlık. En iyisi kız çocuğumuzu-kardeşimizi okuyamadık diye üzülmemeleri için açıköğretime verelim hem evden de ayrılmamış olurlar. Diplomalarını da çekmecelerinde saklasınlar, iş-güç kadın işi değil. Dizimizin dibinde at gözlüğü takılmış bir şekilde seyretsinler hayatı. O zaman da ahlaki erozyona sebep olacak etmenler yok olur. Kızlardan vatandaş değil biat eden köleler yaratalım ki sonradan sorun çıkmasın. Toplumdaki ıslah edilemeyen "insan"lar saldıracak kişi bulamazlar böylece sokaklarda, bakın o zaman ahlaksızlık kalıyor mu...

Geçtiğimiz günlerde de bir Alman turist öldürüldü, öldüren kişi davulcu mu zurnacı mı bilemiyorum ama yetkililerin rahmetlinin ailesini arayarak "bu saatte neden oraya yolladınız?" diye sorup sormadıklarını merak ediyorum. Millet artık iyiden iyiye kafayı sıyırdı, bütçe açığı olmuş Everest kadar biz hala katsayı falan konuşuyoruz. Bütçe açığı işsizlik yaratmaz, işsiz ve aç kalan insan da para için sokakta öpücük dağıtırmış gibi. Yazık ya, bir tane ışık gösterin de ümitlenelim şu ülkede artık.

Özgür birey falan diyorduk, unuttuk bile...

Yol Arkadaşları - 8

2009/07/07




Spotify çalma listesi için tıklayın.

1- Nine Inch Nails - Starfuckers Inc.
2- Citizen Cope - Brother Lee
3- Creedance Clearwater Revival - Have You Ever Seen the Rain?
4- Bob Seger - Lucifer
5- Faith No More - War Pigs (Black Sabbath Cover)
6- Tito & Tarantula - After Dark
7- AC/DC - What Do You Do for Money Honey?
8- Kansas- Carry On Wayward Son
9- Joy Division- Dead Souls
10- Def Leppard- Rock of Ages

Yaz Aksiyonları #1 - Gece Atıştırmaları

2009/07/04


Bir serinin ilk yazısı oluyor bu... Erkeği dişisi, genci yaşlısı herkes dertli kilo olayından. Yazdan yaza gördüğünüz kişilerin ağzından çıkan ilk sözcüklerdendir "kilo almışsın-vermişsin". Peki yaza girerken biraz biraz dikkat ederek attığımız kiloları yazın nasıl geri alıyoruz? Bira göbeği demeyin, biranın yanındakilerin ve sonrasındakilerin göbeği demek daha etkin bir cevap.



Gece erken yatıp sabah erken kalkmak derdi olmayan tatil dönemi kilo almaya davetiyedir adeta. Gece çıkıp içkileri gayet güzel indirirken ardından gelen kumru, kokoreç, kumpir, midye tava-dolma gibi yiyecekler zaten daha boğazdan geçerken mideye haber yolluyor "şişiyoruz dostum" diyerek. İçeceklerin yanında gidenleri saymıyorum bile. Zaten alkolün kendisinin açlık katsayısını arttırdığını hatta mideniz dolu olsa dahi sanki bütün gün yemek yememişsiniz gibi hissettirdiğini biliyorsunuz, burada devreye gece atıştırmaları giriyor. Atıştırma doğru kelime olmuyor aslında çünkü oturup "adam gibi" yeniyor genelde. Sonra da "eve yürüyerek döneriz canım" kandırmacası giriyor devreye, 5-6 km yürüsek kumrunun yarısını yakamadığımızı bilerek. Sonra da mevsimin başına dönüyor vücut, daha sağlıksız versiyonu da diyebiliriz. Yüzmeyi sevenler daha az etkileniyor tabi.

Gece atıştırmalarının sonuçlarını azaltmanın yolları da en az bahsedilen aktivite kadar sağlıksız oluyor. Kahvaltıyı es geçmek, akşama kadar çok çok az yemek gibi. Sonra da vücut kasları yakıyor ve bum! sıfıra yakın bir vücut direnci ile tüm virüslere el sallayan bir bünye. Yazın getirdiklerinin yanında götürdükleri de var anlayacağınız. Dikkatli olmalı, dinlenip eğlenelim derken ömrü kısaltmamalı.

Lucifer?!

2009/06/29


Tatilimize devam ederken Supernatural 5. sezonda Lucifer'ı canlandıracak isim belli oldu, Mark Pellegrino. Allah iyiliğinizi versin diyorum. Gerçi Ghost Whisperer, Dexter ve Chuck gibi pek çok dizide konuk oyuncu olarak gayet iyi performanslarını izlemiştik, beklentilerin yüksekliğine kurban gitti sanıyorum. Epey tepki çekti çünkü bu seçim. Neyse, bekleyip görelim.

"Şehrin Şifreleri" Başlıyor

2009/06/19


Yeni bir program, Şehrin Şifreleri.


Levent Erden reklamcılık alanındaki en yetkin kişilerden biri. Markanın ismini sloganın içine sıkıştırmak da onun fikriydi (Hayat Maximumda). Pek çok konuda bilgisinin olmasının dışında harika da bir hitap tekniği var. Şimdi de İstanbul'u turlayacak ve cadde cadde bilgiler sunacak, İstanbul hikayeleri anlatacak. Sohbetini Sade Vatandaş programından hatırlayanlar ne kadar eğlenceli bir program olacağını tahmin edebiliyordur az çok. Her Cuma 21.15'de NTV'de.

Mevsimsel Değişimler - Yaz


Tatil moduna girdik, blog yazan arkadaşlarımızın çoğu da aynı şekilde kabuklarına çekilip tatilin tadını çıkarıyorlar muhtemelen. Ortalık biraz sakin, yazılar azaldı anlayacağınız. Futboliklerin gözü transferlerde, basketbolseverler halen final serisinin son maçındaki 3. Dünya ülkesi olaylarını tartışıyor. Facebook'dakiler her zaman olduğu gibi test çözüyor, Öykü-Berk Gürman da NTV'ye çıkmaya devam ediyor. Berk Gürman konuştukça daha da itici oluyor. Yekta Kopan ve Burcu Esmersoy'un yeni programı "Yaz Gecesi"nde gördük onları bu kez, sanırım Yekta Kopan kardeşlerin sıkı bir takipçisi. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Neyse, Hande Yener yok en azından.

Haberlerde rastlamıştım, lise mezuniyet törenlerine giderken botoks yaptırmak modaymış, mevsimlerden dolayı insanlar gariplikler yapmayı seviyor galiba. Tamam önümüz yaz, "özgür insan okulum yok hey yo" falan da botoks nedir yahu o genç bedene? Var mıdır zararı bilmiyorum da gidişat kötü.

Peki yaz bundan ibaret mi?

Okula gidenler için yaz mevsimi kurtuluş olmaktan çıkalı epey bir zaman geçti. Lise öğrencileri için ÖSS'ye yaklaşılan ve boş geçirilse umutları azaltan dönemleri ifade ediyor artık Yaz. Üniversite öğrencileri de staj veya yaz okulu ile uğraşır oldular. Çalışan kesimde de izin kullanma meselesi Kaf Dağı'nın ardında artık, gideni ucuzuyla yenileme peşinde patronlar. Yani eski yazlar yok gibi. İlkokul bittiği an yaz mevsiminin çekiciliği de gitti sanki. Karnen nasıl, kilo almışsın-vermişsin muhabbetleri, "senin boyun ne kadar da uzamış?" replikleri sıkıcı gelmiştir hep fakat bunların toplamına eklediğimiz eğlenceydi sanırım Yaz. Babanın yüzüne güneş ışığından dolayı tek gözü kısarak bakıp kağıt helva istemekti aslında tam olarak. Eskiden yani. Sonra ne oldu? Disco oldu, bar oldu evet. Baş başa kalmalar ve sessiz sakin yürüyüşler geride kaldı. Belki de biz geri kafalıyız bilemiyorum. Kızlar da büyüdükçe birbirlerinin kopyası olmayı seçtiler. Giyim kuşamdan karaktere kadar hepsi klonlanmış gibiler. Erkeklerde de durum farklı değil, yaz mevsiminden ne anlaşıldığını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur...

Halen büyüyüşümüzü ve çevremizdeki değişimleri en iyi anlayabildiğimiz zaman halinde bu mevsim, yeniden başlıyor...

Uni-Rock Fest 2009 #2

2009/06/14


Kamp alanı ayarlamayı başarmış organizatörler. Kapasite 1500 olsa da bir başlangıç sonuçta, artacaktır gelecek yıllarda. Bu arada indirimli (50 TL) biletlerin satışı 10 Haziran tarihinde bitmişti.

Bilet fiyatları şu linkte. 1 Temmuz'dan sonra fiyatlar artacak bu arada.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 10

2009/06/12


Finalleri bitirdik bugün itibariyle, geneliyle gayet iyi bir dönem geride kaldı. Eve dönüş? Hayır dostum hayır, hemen değil. Üstten ders alıp okulu kısaltmak için yaz okulu muhabbeti var, ne olur ne biter son gün karar vereceğiz. İbre Fenerbahçe'den yana.

Terminator Salvation, yoksa hala izlemediniz mi? Cık cık...

Göksel'in yeni albümü bana tüm laflarımı yedirdi. Cem Köksal'ın Masal albümünden beri aldığım ilk yerli albüm oldu. Cebimden çıkan her kuruşa değdi...

Havalar abartmaya başlamışken bahçe cafeler tekrar türedi. Arkadaşım sarmaşık falan yapıyosunuz çok güzel de ona bakmazsan böcek falan çekiyo o meret, düşüyo insanların orasına burasına. Raid mi alalım cafeye giderken?

Sokak Cafe Eskişehir terası harika, dönem sonu keşfettiğim için devamsızlıktan kalmaktan yırttık. Havelka bir, Taps iki, Sokak üçtür benim için bundan sonra. Hatta Taps'i atalım di mi, bence de...

Okuldaki kız! .... ki dönem bitti. Tekrar karşılaşırsak güzel olacak. Hatta harika olacak. Bir olay var ama dur bakalım... Boşluklar dolmalı cümle başındaki.

Facebook'da "yağmurdan sonra toprak kokusu" hayranı olanlar, psikolog masraflarınızı blog
okuyucuları karşılayacak, iyi olacaksınız...

Kriz var diye stajyer alımları düşmüş, "hehey ben sigortamı başlatıcam" insanlarına duyurulur. Zaten sigorta olaylarını da değiştirdiler. Kolay gelsin size.

Yazacağız bundan sonra, tatil resmi olarak başlıyor! Öykü-Berk ve Hande Yener'i görmeden güzel bir yaz geçirmenizi diliyorum.

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 9

2009/06/02


Ara vermiştik finaller dolayısıyla, bir süre daha öyle kalacağız fakat biraz boşluk bulmuşken bir şeyler karalayalım. Bunu da kalıp gözetmeksizin yazdığımız Şöyle Oldu Böyle Oldu serisi dahilinde yapacağız tabii ki.


Haftalar boyunca Paasche, Fisher, Laspeyres diyerek başımızda gezen İstatistik prof.u ve asistanı, bugünkü finalde sormadığınız sorularla çok ahımızı aldınız. Aslında kolaydı ama niye sorulur SEE-DEE geçiş soruları?


Okulumuzda ağır bir hava var şu aralar, malum uçak kazası sebebiyle Türkiye'nin yegane arp sanatçılarından, dünya çapında bir üne sahip değerli sanatçımız ve öğretim üyemiz Fatma Ceren Necipoğlu'ndan halen haber alınamıyor. Biliyoruz ki hayatta...


TNT Türkiye'ye bir çift lafım var, niye bölüyorsunuz filmleri de bize dizi gibi haftada bir bölüm halinde seyrettiriyorsunuz, ne bu şimdi?


Thick as Thieves, ülkemizde Son Oyun ismiyle gösterime giren Banderas-Freeman ortaklığını halen izlemediyseniz haftasonu 2 saatinizi ayırın derim.


Yaz geliyor, geliyor diyorum çünkü halen serin buralar, dolayısıyla arjantin bardakta soda-elma suyu karışımı da geri dönebilir kahvaltı masasına, tek öğün olarak... Cidden başka bir şey yemek veya içmek istemiyorsunuz onu tükettikten sonra ve uzun süre tok tutuyor. Sağlıklıdır (tamamen varsayım). Akşamdan kalmaları da ayağa kaldırır.


Geçtiğimiz günlerde arkadaşım olarak tanımlayabileceğim bir müzik market sahibiyle laflarken, Hande Yener müzik tarzını değiştirdiğinden beri albüm satışlarının ne kadar azaldığından bahsetti, teşekkürler Hande Yener, azalarak bit!


Öykü ve Berk, azalıyorlar ama bitmiyorlar, NTV'ye çıktılar yahu. Şaka mısınız? Zaten "Gece Gündüz" programının hayattaki gayesini çözemedim, umarım mutludurlar.


Reklamlar şaşırdı. Ata Demirer'in şarkı söylediği reklam saçmalıklar konusunda başı çekiyor. Gerçi bunlara da şükür diyor insan, biz "var mı Nazo gibisi?" reklamını izlemiş kişileriz.


Bu arada mail vardı hiperplatonik ile ilgili, o konu çözüldü ne mutlu. Nasıl çözüldüğü konusunda kitap yazsak memlekette en çok satan kitap olur. Entrikadan hoşlanan toplumlarda kanaat önderi oluruz. Bir sabah Seda Sayan'a ertesi sabah da Petek Dinçöz'e çıkarız. Esra Ceyhan'a çıkmak yok, standartları o kadar düşürmemek gerek.


Finalleri yarıladık, bir-iki haftaya devam ederiz yazmaya. Bağlantıyı koparmayalım.





Masstival'den Haber Var!

2009/05/22


Hem de ne haber... Mehmet Tez'in yazdığına göre Faith No More ve Keane kesinleşen isimler. Bu yıl gerçekleşen ilk dileğim olarak Faith No More'u yazıyorum kenara ve organizatörlere kocaman bir teşekkür yolluyorum. Eylül'ün üçüncü haftası Santral İstanbul'da yapılması planlanıyormuş festivalin. Detaylı bilgi için blogumuzu ve Mehmet Tez'in Hafif Müzik sayfasını takipte kalınız.

and... Lucifer Rises!

2009/05/17


Supernatural'de dördüncü sezon 14 Mayıs 2009'da yayınlanan bölümle noktalandı. Beşinci sezon için tek bir ipucu dahi bırakmadan bitirdi senaristler. Bölüm içinde Sam'in kararan gözleri ve bölüm sonunda Dean'in "gidelim" sözüne büyülenmişcesine verdiği "o geliyor" tepkisi, Ruby'nin beklenenden de güçlü ve sinsi çıkması, Sam'e en başından beri Lillith ve Ruby tarafından oynanan akıllıca oyun ve Dean'in asıl rolünün ortaya çıkması, Castiel'in de bir nevi Fallen Angel durumuna düşmesi... Tüm bunlar dördüncü sezon finalinde 15-20 dakikaya sıkıştırılmış olaylardı ve son derece sürükleyici bir final oldu diyebiliriz.

Hepsinden önemlisi çok kötü tongaya düşen Sam'in beşinci sezondaki rolü olacak. Ne olursa olsun Lucifer, kafesinden çıkmasında en büyük rolü oynayan kişiyi görmezden gelmeyecektir ve yaygın kanı da Sam'in doğası gereği Lucifer'a hayır diyemeyeceği. Yapımcılar Lucifer'ı diziye kuyruk ve boynuzdan ibaret bir "şey" olarak sokmazlarsa beşinci sezon televizyon tarihinin en iyi yapımlarından biri haline gelebilir. Tüm roller canlandıran kişilere cuk oturmuştu şimdiye kadar, Lucifer rolünü oynayacak kişiyi de başarıyla seçeceklerdir. Başka ihtimaller de var tabi, Sam'in Lucifer tarafından vessel olarak kullanılması ki bu ihtimal çok çok uzak, Lucifer'ın bir vessel'a ihtiyacı olacağını düşünen yoktur sanırım, belki ilk bölümlerde, henüz zayıfken olabilir ki bunun için de iki kardeşin en sevdiği kişileri yani Mary ya da John Winchester'ın bedenini kullanabilecegi düşünceleri var ortalıkta. Diğer ihtimal de Lucifer'ın görünmemesi ve senaryoya aktif bir güç olarak eklenmesi, sezon (büyük ihtimalle de dizinin) finaline doğru da konuk bir aktörce (Hugo Weaving ve Christian Bale adları geçiyor) canlandırılması. Nasıl olursa olsun tüm teoriler sağlam ve çok çok rahat iki seviye yukarıya alır diziyi.

Şimdilik bu kadar, Ağustos ayına doğru pek çok şey netleşmiş olur sanırım, bu arada bir gelişme olursa blogda yazarız.

Eurovision, Run Forrest Run!..



Eurovision 2009'du Cumartesi aktivitemiz. Akşam saat 6'ya kadar gece dışarı çıkarız hazır haftasonunu bulmuşken diye konuşuyorduk fakat Eurovision'un o nefretle birlikte gelen merak duygusunu aşamadık. Türk vatandaşı olan herkesin genlerinde muhakkak vardır Eurovision merakı, tü kaka desek bile "aa eblekler 10 puan verdi, bir de komşu olacaklar 8 ne ola ki" diye yorum yaparız televizyon karşısında.

2009 finalinde yarışacaklardan sadece bizim şarkıyı dinlemiştim her yerde çalmasına paralel olarak, Eurovision konsepti de az çok belli olduğundan diğer şarkıları dinlemeden "ilk beş olur sanırım" yorumunu yapabiliyorduk. Neyse program başladı, biz şarkıların ilk 10 saniyesinden sonra Real maçına geçer olduk. "X Faktörü"nden dolayı Estonya, İzlanda, Azerbaycan ve Ukrayna bizden tam puan aldı. Özellikle Estonya, direk Ayrık Vadi'den bir elfle katılmış gibiydi, bambaşkaydı gerçekten. En çok da Yunanistan'a güldük, yürüyüş bandı tarzı aletin üzerinde zıpladıkça "yan bassa da bileğini falan burksa, düşüp kafayı gözü patlatsa" diye bekledik ama nafile. Almanya'yı da bekledik tabi von Teese faktöründen dolayı ama oldum olası nefret ettiğim kişilik hakettiğini buldu, çok da güzel oldu. Şarkı daha fazla puan alabilirdi o da başka bir konu. Yarışmanın başından beri en çok beklediğimiz isim Alexander Rybak'dı diyebilirim. Shire'dan tez gelmiş bir hobbit edasıyla daldı sahneye, yanında kültür fizik hareketleri yapan kırıklar olmasaydı daha bile fazla puan alabilirdi. Beğenmeyen de çokmuş ama sözleri değil de müzik çok hoşuma gitti ne yalan söyliyim. Bunun ardından gelecek yıl İzlanda'dan Sigur Ros hamlesi bekliyoruz. Bu arada Patricia Kaas güzel bir güle güle dedi bu yarışmayla sanırım, daha fazla puan almalıydı kesinlikle.

İkinci olan ilk kaybedendir derler fakat İzlanda kendini birinci sayabilir, Norveç kategori dışı kalmış bir puan aldı çünkü. Bilmiyorum rekor kaç puan fakat bu sonucun ardından güzel kızlar kadar şirin erkeklerin kullanıldığı şarkılar sanırım daha da artacak gelecek yıllarda. Biz de yine oryantal temalı ve ezgili şarkılara devam ederiz, batı zaten gayet güzel yiyor bu konsepti. Neyse, bir yıl kafamız rahat artık.

Bambaşkaymışsın For Hot, "Begüm Hu"


Aziz Kedi'den muhteşem bir eser, en güzel Beggin' coverı, "Kalbim seni ignore etti".

video: Begüm@Kingo Disco

rapidshare

Ele Güne Karşı...

2009/05/12


Alakasız bir arkadaştan mesaj gelir, "bahadır trt'yi aç neler dönüyor bir bak". Ne alaka derken açılır tabi merakla. Kalinka Maya'nın ardından Kızılordu korosunu t.A.T.u ile birlikte izleme şansını yakaladık böylece. Abiler not gonna get us dedikçe komik sesler yükseldi ortamdan. Çok güzel Türkçe terimler var aslında durumu tanımlayabilmek için ancak "Holy crap" bu gibi durumlara cuk oturuyor. çok, ııı... acaipti... sadece bu kadar. Kızılordu'nun Kalinka Maya (uğurböceğim) ve not gonna get us performansı dış mihrakların iştahını kabartıyordur cidden. Off çok kötü çok. Bu arada bize ne oluyosa...

Vuelve

2009/05/06


Bir Ricky Martin albümünü tavsiye edeceğim kesinlikle aklıma gelmezdi. Geçtiğimiz hafta hediye edildi Vuelve albümü bana ve başta ciddi ciddi dalga geçiliyor falan sanmıştım. Ricky Martin'in henüz piyasanın kuklası olmadığı zamanlar, 1998 yılında çıkmış bir albüm. Şarkıların hepsi İspanyolca ve gerçekten boş bir tane şarkı yok. Bunları yazarken nasıl çelişkiler içindeyim bir bilseniz, biraz aşağıda AC/DC postu var...
Parçalara şöyle bir göz gezdirince Desmond Child ismi göze çarpıyor. Bon Jovi, Aerosmith, Dream Theater, Alice Cooper, Katy Perry, Kiss gibi isimlerle çalışmış ve Songwriters Hall of Fame üyesi bir kişiden bahsediyoruz. En iyi şarkı Casi un bolero, Asi es la vida ise tamamlayıcı. Fransa 98'in müziği Cup of Life da albüm dahilinde. Her şarkının kendine has bir güzelliği var. Bahsettiğim şarkılardan başlayıp bir deneyin derim.