Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Hadashi no Gen (Barefoot Gen)

2010/01/06

The Bombing Of Hiroshima As Seen Through The Eyes Of A Boy


Sene 1945. 6 Ağustos sabahı saat 08:15'te Amerikan pilotları, Hiroshima'ya bir atom bombası bıraktı. Bomba düştüğü anda 70.000-80.000 civarı insan (yani nüfusun yaklaşık %30'u) hayatını kaybetti. Bu rakam kadar insan da yaralandı. Gen ise şanslıydı. O ne ölmüştü ne de yaralanmıştı.

Film gerçek bir hikayeye dayanmıyor. Ancak filmde bombanın düştüğü an ve ardından oluşan mantar şeklindeki siyah bulut (ingilizce: mushroom cloud) o kadar gerçekçi çizilmiş ki animasyon filmi olmasına rağmen o anı izleyiciye hissettiriyor. Yönetmen Mori Masaki 1983 yapımı bu animasyon film ile tarihi bir çocugun gözünden izleyicilere yansıtıyor.

Konu olarak; baş karakter Gen'in atom bombası patladığı anda şans eseri kurtulmasını ve bomba patlamadan önceki ve sonraki toplumun halini işliyor. Ancak en can alıcı ve atom bombasının etkilerini anlayabilmek için görülmesi gereken sahneleri ise bombanın patladığı andan sonra, insanların aniden yanarak küle -hatta kül yerine toza- dönüşmesini göstereren sahnelerdir.

Küçük bir çocuk gözünden animasyon olarak anlatılan bu tarih konulu film, bombalamayı yaşayan bir insanın bakış açısını elde edebilmek için izlenmeli.



NOT: 1986 yapımı devam filmi olan Hadashi no Gen II (Barefoot Gen II) ile ilgili yorumlar daha sonra eklenecektir.

Soundgarden Yeniden!


Tam 12 yıl geçmişti dağılma kararı üzerinden ki grup bir araya geldiklerini açıkladı. Ayrıca Chris Cornell ve Kim Thayil de oluşumun içinde. Bir dünya turnesi hazırlığından da söz ediliyor, buralara da uğrarlar muhtemelen.

Son 10 Yılın En İyi Yabancı Albümleri

2009/12/31


Yine subjektif bir liste, son 10 yılın en iyi albümlerini sıralayalım.

1.Iron Maiden - The Dance of Death

2. Sentenced - Crimson

3. Morrissey - You Are The Quarry

4. Rufus Wainwright - Poses

5. The White Stripes - Elephant

6. Red Hot Chili Peppers - Californication

7. The Mars Volta - Amputechture

8. Rammstein - Mutter

9. Sigur Ros - Agaetis Byrjun

10. Pj Harvey - Stories From the City, Stories From the Sea

11. Nick Cave and The Bad Seeds - No More Shall We Part

12. Bruce Springsteen - Magic

13. Tiamat - Prey

14. Gorillaz - Demon Days

15. The White Stripes - White Blood Cells

16. Incubus - Light Grenades

17. Nine Inch Nails - Ghosts I-IV

18. Travis - The Invisible Band

19. Sigur Ros - Takk

20. Audioslave - Audioslave

21. AC/DC - Black Ice

22. Radiohead - Kid A

23. The Mars Volta - De Loused in the Comatorium

24. Morrissey - Years of Refusal

25. Interpol - Our Love to Admire

Son 10 Yılın En İyi Yabancı Filmleri


Şu günlerde bloglarda sıklıkla gördüğümüz bir listeye ben de bir alternatifle katılıyorum. 2000 yılından günümüze dek vizyona girmiş en iyi 10 filmi sıralıyorum. Tamamen subjektif bir liste olduğunu da belirtiyim.

1- Lord of The Rings : Return of the King

2- The Fountain

3- Das Leben Der Anderen

4- 25th Hour

5- El Laberinto del Fauno

6- The Lord of the Rings : The Two Towers

7- The Departed

8- The Lord of the Rings : The Fellowship of the Ring

9- V for Vendetta

10- The Prestige

11- Gran Torino

12- The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford

13- Memento

14- The Dark Knight

15- Oldboy

16- El Espinazo del Diablo

17- Bin-Jip (3-Iron)

18- Spirited Away

19- Donnie Darko

20- Valkyrie

21- Things We Lost in the Fire

22- El Orfanato

23- Eastern Promises

24- WALL-E

25- Sweeney Todd : The Demon Barber of the Fleet Street

Law Abiding Citizen, daha iyi bir finale sahip olsaydı kesinlikle ilk beşte yer alırdı diyerek bitiriyorum.

Eric Clapton & Steve Winwood, Konser Detayları

2009/12/23


13 Haziran 2010 tarihli konserin detayları belli oldu. Bilet fiyatları 99 TL (indirimli, kısa bir süre için) ile 370 TL (sahne önü) arası değişmekte. Mekan Santralİstanbul. Detaylar için biletix.

Mustafa Fehmi Kubilay


Yine bir 23 Aralık günü, borçlu olduğumuz kişileri unutmamak dileğiyle...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 12

2009/12/22


Eskiden yazdıklarımıza göz atarken, uzun zamandır "Şöyle Olmuş Böyle Olmuş" eklemesi yapmadığımızı gördüm. Kişisel olarak yazmaktan en çok zevk aldığım seridir bu. Bildiğiniz üzere yazıda biçim, imla kuralı gibi değerlerin gözetilmediği yegane birikintilerdir bunlar.

Her şeyden bahsediyoruz bu yazılarda, öyleyse şehrimizden başlayalım. Kar bekliyoruz uzun zamandır, her sabah uyandığımızda yaptığımız ilk iş oldu artık perdeyi aralayıp tek göz kapalı şekilde camdan dışarıya bakmak. Alıştığımız üzere de hüsrandır sonuç. Yağmurdan ise epey nasiplendik bu yıl. Havaya niye bu kadar takılıyorsun ki derseniz, siz hiç onlarca hatta belki de yüz kişiyle kar topu savaşı yaptınız mı derim, dakikalar öncesinde ışıl ışıl olan sokaklar tam anlamıyla Felluce'ye dönüyor. İnsan kafasını sağa sola çevirmekten paranoyak modunda geziyor bir kaç gün takiben. Anlattığım şeyi daha iyi anlayabilmek için futbol ile ilgili kişilere tavsiyem Sabri Sarıoğlu'nun saniye aralıklarla omuz üzerinden arkasına bakma hareketini hatırlatırım, boşluğu dolduracaktır. İşin özü, kar yağmalı...

Bir diğer konu da Morrissey'in son albümü Swords'ün ne kadar harika olduğu. Geçmiş albümlerde bulunan bazı "b yüzü şarkıları"nın oluşturduğu albümde en öne çıkan şarkı -bence- "Never Played Symphonies", en azından şimdilik. Albüm döndükçe değişir mi bilinmez, "Shame is the Name" en yakın rakibi.

Arşivimi kurcalarken Western filmlerin eksikliğini farkettim, kült westernlere sahibim fakat listeyi kabartmak hiç fena olmayacaktır. Mail veya yorum yardımcı olur bu konuda diye düşünmekteyim.

Bazı diziler çok konuşuluyor şu günlerde. Herkesin dilinde Six Feet Under, Oz ve Carnivale gibi dizilerin hangi saatte olursa olsun tekrar yayınlanması konusu var. Bu kadar istek varken görmezden gelinmesi de bir acaip gerçekten. Gerçi Sıdıka dizisinin DVD seti çıkmalı diyen ve hatta bunu yapımcılarla iletişime geçecek kadar ileri götürmelerine rağmen sonuç alamayan bir kitle de mevcut. Zaten Kaan Ertem'in "Moğollar geri dönsün"ü dışında başarılı olmuş bir kampanya da hatırlamıyorum bu tarzda. Neyse, bahsedilen dizilerden bazılarının DVD setleri ulaşılabilir durumda, isteyen başka şekillerde de edinebiliyor tabii.

Şimdilik bu kadar, bir Şöyle Oldu Böyle Oldu da bu şekilde sonlanıyor.

Rammstein, Slayer, Iggy Pop @ İstanbul, Haziran 2010

2009/12/15


Üç konser haberi daha. Haziran ayı sonunda Sonisphere kapsamında Rammstein, Slayer ve Iggy Pop'ı da ağırlayacak ülkemiz. İnanılmaz olacak bu festival.

Gagarin Sokağı

2009/12/14



İstanbul Halk Tiyatrosu'nın yeni oyunlarından Gagarin Sokağı adlı oyununun orjinali İskoç yazar Gregory Burke tarafından yazılmış olup, Mehmet Ergen tarafından da Türkçe'ye çevrilmiş ve İstanbul Halk Tiyatrosu oyuncuları tarafından 2009-2010 sezoununda sahnelenmeye başlanmıştır.


Tek perdelik bu oyun tek bir sahne dizaynıyla yaklaşık 80 dakika sürüyor. Oyun, İskoçya’nın fakir sanayi bölgelerindeki bir fabrikada geçiyor ve o fabrikada çalışan iki işçinin siyasi bir eylem gerçekleştirmek amacıyla, fabrikayı teftişe geleceğini tahmin ettikleri birini rehin aldıklarında aralarında geçen ekonomik ve komunist/kapitalist konular ağarlıklı diyaloglarını içeriyor. Dekor ve sahnelenme bakımında oldukça sade olan oyun, konu ve repliklerin ağarlığı ile dengeleniyor. Konuyu ve replikleri anlamaya uğraşan izleyicinin dekora dikkat etmeye pek zamanı kalmıyor. Sahnede dikkat çeken tek şey, dekorun üzerinde bulunan iç içe geçmiş çekiç/orak figürü oluyor.


Oyun boyunca Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Bahtiyar Engin ve Deniz Celiloğlu bütün oyunculuk yeteneklerini kullanıyor. Ancak, konu çok havada kalıyor ve espri olması amacıyla araya eklenen küfürler konuyu yumuşatmaya pek yeterli olmuyor. 90 sonrası dünyanın değişen küresel ekonomisine ağar eleştiriler savuran ve imgeler üzerinden pek çok dokundurma içeren oyun, sonlara doğru biraz izleyicisi sıkıyor.


Oyunculardan Yıldıray Şahinler ise oyun ile ilgili şöyle bir açıklama yapıyor: “Sıradan iki işçinin, çalıştıkları fabrikanın deposundan bütün dünyaya bir mesaj vermesi mümkün mü? Cevaplar olabileceğine inancımızı sürdürmemiz, bu düzeni değiştirmeyi hâlâ umut etmemiz mümkün mü? Nasıl? Bizim cevabımız evet ki ‘Gagarin Sokağı’nı yapıyoruz. ‘Nasıl? ’ sorusuna cevabı belki de ‘Nasıl yapılmaz? ’ üzerinden arayabiliriz dedik. ‘Gagarin Sokağı’ için belki şöyle diyebiliriz: Kendimizi de düzeni de tiye alarak, matrak geçerek yeni bir dünyaya inancımızı pekiştirmeye çalışıyoruz.”

Ondskan

2009/12/11




İnsanın izlemekten sıkılmadığı filmler vardır. Kimisi Yüzüklerin Efendisi'ni onlarca kez izlemiş olmasına rağmen sanki ilk defa izliyormuşcasına oturur başına, keza Hababam Sınıfı da bu kategoride. Zevke göre Kemal Sunal, Şener Şen, Hugh Grant'in romantik komedileri vs. vs. örnekler çoğaltılabilir. Ondskan da bu kategoride yer alan filmlerden biri.

Erik Ponti, annesi ve üvey babası ile birlikte yaşayan bir gençtir. Sorunlu davranışları okuldan atılmasına neden olup dosyasını da karartınca, geleceğini belirleyecek son sınıf öncesi annesinin fedakar davranışıyla özel bir yatılı okula gönderilir. Bu hareketle Erik hem yeniden başlamak hem de pek çok sorunun kaynağı olan üvey babasından uzaklaşma şansını yakalar. Tek yapması gereken bir yıl boyunca beladan uzak durmak ve gereken notları alarak okulu bitirmektir.

Erik'in eğitim alacağı kurum olan Stjarnsberg, geleneklerine son derece bağlı, okul içi disiplin kural ve cezalarının üst sınıflarda okuyan öğrencilerce oluşturulmuş konsey tarafından sağlandığı bir yatılı okuldur. Okula geldiğinde Erik'i karşılayan ve son derece dost canlısı görünen konsey başkanı Otto Silverhielm ve arkadaşlarının uyguladığı geleneksel kurallar ortaya çıkmaya başladıkça işler kontrolden çıkacaktır. Stjarnsberg'deki hayatı biraz da olsa çekilir kılan dostu Pierre Tanguy ve kız arkadaşı Marja da ondan uzaklaştırılınca Erik, iyi bir çocuk olup şirinleri beklemekten vazgeçer.

Küçük bir bakışın ardından filmdeki oyunculuklara bakarsak, başrollerde 1981 doğumlu Andreas Wilson ve Silverhielm rolündeki 1980 doğumlu Gustaf Skarsgard döktürmekteler. Özellikle filmin finaline doğru oyunculuklar giderek iyileşiyor. Sonuç olarak kitaptan uyarlanan bu film kişisel arşivde bir yeri kesinlikle hak ediyor.

Iron Maiden?!


Sonisphere Festival dahilinde Iron Maiden Türkiye'ye uğrayabilir dedikodusu var, belki de Metallica'nın yerine. Kesin olan bir şey var ki bu iki efsaneden birini canlı olarak izleme fırsatı geçecek ele. Her türlü Iron Maiden'ı tercih ederim o ayrı. Durun atmayın o taşı...

Lady GaGa @ Kuruçeşme Arena, 15 Haziran 2010

2009/12/10


Konser haberleri yağmaya devam ediyor. 15 Haziran 2010 Salı gecesi Lady Gaga Kuruçeşme Arena'da olacak. Ayrıntılar sonra.

Edit: Konser iptal.

Eric Clapton @ Santralİstanbul, 13 Haziran 2010

2009/12/09


Konser haberleri yağıyor bugün. Eric Clapton, Steve Winwood ile birlikte 13 Haziran 2010 Pazar gecesi Santralİstanbul sahnesinde olacak. Detaylar netleşince yeni bir yazı gelecek.

Metallica Yeniden, Haziran 2010


Metallica 2010 yılı Haziran ayının sonlarına doğru tekrar uğrayacak ülkemize. Mekan ve tarih belli değil fakat ayın 25'inden sonra olacağı kesin gibi. Detaylar netleştikçe yazarız yeniden.

Okan Bayülgen Devrimi

2009/12/08


Devamsızlıktan kalırsam ya da programlarının ertesi günlerde tek gözüm açık derse girmek zorunda kaldığımdan bazı dersler boğazımı sıkarsa tek sebebidir Okan Bayülgen. Bundan şikayet ettiğim falan yok tabii ki, al eline kumandayı tek tuşla karart ekranı ve uyu.

Uzun yıllardır gözümüzün önünde Okan Bayülgen, telefonu milletin yüzüne kapattığı günlerden haftada üç geceyi kaplayan, özellikle pazar ve pazartesi geceleri tadından yenmeyen programlara imza attığı günlere geldik. Programa hakimiyeti "uçurduk!"dan "cahilliğimi bağışlayın ama bu nedir, ne değildir?" kıvamına geldi. Evlilik ve çocuk sahibi olmak onu daha da olgunlaştırdığı fikri yaygın olsa da; bu tavırların Flash TV'nin gün boyu, diğer kanalların da günün dörtte üçüne yaydığı absürd yayınlar ekolünün kışkırtmasıyla ortaya çıktığı aşikar. Arada bir yıl da kafa dinledi -en azından biz öyle sandık- dönüşüyle de işe koyuldu. NTV'deki program formatının aklındaki pek çok şey için fırsat yarattığı da görülüyor tabi. Yolun başında Beyazıt Öztürk, Cem Yılmaz gibi isimlerle karşılaştırıp "komedyen, çoook koomikk, şakacı" yakıştırması yapanlar da şimdi fok balığı gibi tavana bakıyorlardır sanırım durumun geldiği noktayı görünce.

Gelelim bu yazıyı yazma sebebi olan konuya... Bu gece yayınlanan programın konusu "pedofili". İnce bir çizgi üzerinde gidecek diye bekliyor insan, tek hatada ipin ucu kaçacak gibi. Program ilerledikçe de geriliyor televizyon başındaki güruh, dünyanın çivisi çıkmış arkadaş diyor kendi kendine, stüdyodaki konunun uzmanları duruma hakimiyetlerinden dolayı sakinler fakat Okan Bayülgen hepsinden daha sakin. Kontrolü kaybetmemesinin yanında ekstra hakimiyete geçiyor, telefon başında sesi titremeye ve hatta ağlamaya başlayan bir kadın izleyiciyi sakince susturarak hatta bekletiyor ki rahatlasın, kadın biraz daha iyi duruma geldiğinde de konuşmasına devam etmesine gerektiğinde sorularıyla yön vererek yardımcı oluyor. Büyük çaplı bir psikolojik destek veriyor bu gece. Dahası mı, telefonda uzun süredir tedavi aldığını ve artık maddi durumunun bu eylem için uygun olmadığını UTANA SIKILA belirten kişinin konuşmasını bölüp yüksek sesle size destek vereceğiz demek yerine rejiden stüdyonun sesini kapatmalarını isteyerek muhtemelen stüdyodaki konunun uzmanlarına akıl danışıyor. Doğrusunu yapıyor fakat yanlışa o kadar alıştırılmışız ki... Sonrası mı, pedofilinin işlendiği konuya pedofili suçu işlediği iddia edilen kişiyi diğer taraftan da bir ses duyurmak için yayına alıyor ve bu program gecenin bir yarısı başlıyor, programdaki akademisyen dersine yetişmek için uykusuz kalmak yerine son derece istekli sorun çözmeye çalışırken ekran başındaki bir kaç saat sonra işine okuluna gidecek bünyeler de program bitmesin istiyor.

Bu ülkede artık böyle programlar yapılıyor, miladı da Okan Bayülgen'in hafta sonu üçlemesi. Gerisi yayın yönetmenlerinin cesaretine kalmış, şu yayınları biraz daha erkene çekip daha fazla süre vermek veya daha fazla kişiye ulaşabilmek konusunda onların yardımı gerekiyor.

3. Palto Film Günleri - Program

2009/12/03


8 Aralık 2009, SALI

12:00 Departures - 15:00 İki Dil Bir Bavul - 18:00 Rumba - 21:00 Kıskanmak

9 Aralık 2009, ÇARŞAMBA

12:00 Man On Wire - 15:00 Nord - 18:00 Hunger - 21:00 Bornova Bornova

10 Aralık 2009, PERŞEMBE

12:00 İki Dil Bir Bavul - 15:00 Kıskanmak - 18:00 Departures - 21:00 Rumba

11 Aralık 2009, CUMA

12:00 Nord - 15:00 İki Dil Bir Bavul - 18:00 Bornova Bornova - 21:00 Man On Wire - 24:00 Hunger

12 Aralık 2009, CUMARTESİ

12:00 Rumba - 15:00 Bornova Bornova - 18:00 İki Dil Bir Bavul - 21:00 Departures

13 Aralık 2009, PAZAR

12:00 Nord - 15:00 Man On Wire - 18:00 Kıskanmak

Ayrıca 8 Aralık Salı günü, İki Dil Bir Bavul filminin yönetmenlerinden Özgür Doğan ile filmin hemen ardından bir söyleşi gerçekleştirilecek. Etkinliklerin tümü Sinema Anadolu ev sahipliğinde yapılırken biletlerinizi de sinema gişesinden istediğiniz zaman edebilirsiniz. Bilet işini hemen film öncesine bırakmak bazen can sıkıcı olabiliyor, bunu da belirtelim.


The Crying of Lot 49

2009/11/28


Postmodern edebiyatın en iyi örneklerinden biri olan Thomas Pynchon'un The Crying of Lot 49 adlı romanı, beyninde olay örgüsü oluşturmadan, karakter gelişimi beklemeden, ancak absürd temalara hazırlıklı olarak okunabilecek bir kitaptır. Kitabı altını çizecek cümle arayarak ya da bir ders çıkarmak amacıyla okumak bu kitabın doğasına ters kaçar. Çünkü kitabın ana karakteri dediğimiz Oedipa adlı kızın bırakın görsel olarak aklınızda tipini canlandırabilmeyi, yer yer cinsiyetinden bile şüphe edebilirsiniz.

Tersine ilerleyen bir dedektif hikayesi olan kitabın en büyük eleştirisi, yazarın en önemli sahnelerin hemen hemen hepsine bir televizyon eklemesiyle ortaya çıkmaktadır. Kitabın yazım yılı 1963'tür ki o zamanın Amerika'sını incelersek neden bu kadar televizyon kültürüne karşı yazıldığını anlayabiliriz.

Aslıdna kitap, çoğu okurun "kafa yorucu" ve "bunaltıcı" gibi etiketlemelerinin tam aksidir. Postmodern edebiyat okumasını bilene eğlenceli bir 2-3 saatlik zaman geçirtip, "Bu da böyle bir kitap demek ki!" dedirtebilen müthiş bir kitap, müthiş bir yazar...

Slavoj ZIZEK ve Udi ALONI konferansı

2009/11/17

Slavoj ZIZEK ve Udi ALONI, 3-4 Aralık 2009 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesinde POST-İDEOLOJİK DÜNYADA İDEOLOJİ başlıklı muhteşem bir konferansa katılacaklardır.






Konferans programı:

  • 3 Aralık 2009 Perşembe

    13:00 - 15:00 - Slavoj Zizek: 'Post-İdeolojik Dünyada İdeoloji: Hollywood'

    15:30 - 17:00 - Tartışma & Soru-Cevap

  • 4 Aralık 2009 Cuma

    10:00 - 12:00 - Film Gösterimi: Local Angel (Yerel Melek: 70 dak.). Yönetmen Udi Aloni ile soru & cevap

    14:00 - 16:30 - Film Gösterimi: Forgiveness (Bağışlama: 110 dak.). Yönetmen Udi Aloni ile soru & cevap

    17:00 - 18:30 - Slavoj Zizek ve Udi Aloni: Post-ideolojik Dünyada İdeoloji: İsrail-Filistin Sorunu

NOT: Konferans ücretsiz olmasına rağmen katılabilmek için rez@encoreistanbul.com adresine mail atarak rezervasyon yaptırmak gerekmektedir.

3. Palto Film Günleri - Filmler


Filmler açıklandı, geriye sadece programı açıklamak kaldı. O da yakındır diye düşünüyorum. Kulüp sağlam çalışıyor her zamanki gibi.

* Man on Wire

* İki Dil Bir Bavul

* Rumba

* Kıskanmak

* Hunger

* Nord

* Bornova Bornova

* Departures

Özellikle İki Dil Bir Bavul, Kıskanmak, Hunger, 2009 En İyi Yabancı Film Oscarlı Departures ve Nord kaçırılmamalı. Bornova Bornova'yı da çok merak ediyordum, şans geldi kapıya.

2012 - Yeni Bir Hayal Kırıklığı

2009/11/14


Olacak iş değil...

3. Palto Film Günleri

2009/11/13


Adını Rus yazar Gogol'un edebiyata kazandırdığı Palto romanından alan Palto Film Günleri'nin üçüncüsü 8 Aralık 2009'da ilk gösterimini yapıyor. Beş gün boyunca bağımsız sinemadan örneklerin Sinema Anadolu'da gösterimde olacağı etkinlik geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da büyük ilgi çekecek gibi görünüyor. Programa önümüzdeki günlerde Kağıttan Ayakkabılar Blog ve Anadolu Üniversitesi Sinema Kulübü Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz. Geçen yıl düzenlenen 2. Palto Film Günleri ile ilgili yazılarımıza da etkinlik konusunda fikir vermesi açısından aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.




Beklenen Gün!

2009/11/12


Beklenen gün geldi. Bu yıl beklentilerin yüksek olduğu filmler arasında yer alan 2012, yarın (13 Kasım 2009 Cuma) vizyona giriyor. İzliyoruz, fakat yazısı vizeler nedeniyle ertelenebilir bir hafta kadar.

Kasım 10

2009/11/10


Yapmamız gerekip de yapmadığımız, söylememiz gerekip de söylemediğimiz her şey için senden özür dileriz. Huzur içinde yat atam, ne kadar rahatsız etmeye çalışsalar da...

Creed Geri Döndü!

2009/11/08


Creed üyeleri yeniden bir arada.

2004 yılı Nisan ayında resmen dağıldığı açıklanan ve sadece Amerika'da 26 milyondan fazla albüm satmış olan rock grubu Creed, 27 Ekim'de çıkan yeni albümleri Full Circle ile birlikte beş yıllık araya son veriyor. Aslında 2009 yılı Mayıs ayından beri bir dedikodudur gidiyordu grubun bir araya gelmesi konusunda ve dedikodular Ağustos ayında doğrulandı, belki de albümün biraz yol almasını bekledi üyeler açıklama için. Ardından Amerika'da gerçekleştirdikleri bir reunion turnesi ile tekrar selamladılar hayranlarını.

Yeni albüm Full Circle, vokalde Pearl Jam'den Eddie Vedder'ı andırması nedeniyle eleştiri alan Scott Stapp'in tarzının da biraz değiştiği ve Creed'in müzikal anlamda daha da olgunlaştığı bir albüm olarak dikkat çekiyor. Özellikle Bread of Shame ve On my Sleeve öne çıkan parçalar.

Geçmişte çoğunlukla vasatın biraz üzeri olarak nitelendirilen Creed, ikinci çağında nasıl yorumlanacak merakla bekliyoruz...

Bir 5 Kasım Hikayesi

2009/11/05


Kraliçe 1. Elizabeth 1603 yılında ölene dek sürekli onun baskısı altında yaşamış olan İngiliz katolikler, varisi 1. James'in inançlarına karşı daha toleranslı olacağını düşünürler çünkü James'in annesi de bir katoliktir. Fakat olaylar katoliklerin dilediği gibi gelişmemiş, 1. James sorunun sadece şiddetle çözüleceği fikrini benimsemiştir. Çok sayıda katolik katledilir (Kral 1. James'in katolik olduğu halde tüm bunlara izin verdiğini belirten bilgiler mevcut olmakla birlikte kendisinin katolik olduğunu ortaya koyan net bir bilgi yoktur).

İngiliz Katolikler de buna karşı Robert Catesby önderliğinde gruplaşırlar. Planları Parlamento binasını havaya uçurmak, böylece katoliklere hayatı zindan eden Kral 1. James ve parlamento üyelerini öldürmektir. Planlarını gerçekleştirmek üzere 36 fıçı barutu Lordlar Kamarası'nın kilerine yerleştirirler.

Tekrar düşündüklerinde hareketlerinden masum sivillerin hatta katoliklere yardım eden kişilerin dahi zarar göreceğinin farkına varırlar. Eylemci grubun içindeki bir kaç kişi, isimsiz mektuplar aracılığıyla dost isimleri 5 Kasım günü parlamentodan uzak durmaya çağırırlar.

Mektuplardan biri Kral 1. James'e yakın kişilerin eline geçer ve eylemcilerin planının bozulması amacıyla derhal harekete geçilir. 1605 yılı 5 Kasım gününün erken saatlerinde, fitili ateşlemekle görevli olan Guy Fawkes Lordlar Kamarası kilerinde ele geçirilir, işkence edilerek öldürülür ve parçaları ülkenin dört bir yanına dağıtılır. Bu şekilde yakalanması Fawkes'un adını hareketle bağdaşlaştırır. Devrim hareketinin simgesi haline gelmiştir.

Fawkes başarılı olsaydı şu an katolik bir İngiltere ile karşı karşıya olabilirdik. Din üzerinden gelişen fakat parlamenter sisteme karşı bir eyleme dönüşen bu hareketin başarısız oluşu belki de pek çok dengeyi değiştirdi. Sadece tarih kitaplarında anacağımız bir sistem haline dönüşecekti belki de parlamenter sistem...

Tüm bu olayların ardından her yıl 5 Kasım günü, Kralın ve Krallık makamının güvende oluşunun kutlandığı, onlara sadakatin sunulduğu gün haline gelir. Ülkenin her yanında Fawkes maketlerinin yakılması, havai fişekler ve bol gürültü ile kutlanan bu gece, Bonfire Night adını almış, pek çokları için yeni neslin türlü şaklabanlıklar yaptığı zaman dilimi olarak kabul ettikleri bir günden öteye gidememiştir.

You May Call Me V


V for Vendetta

Remeber remember the 5th of November…

4 Kasım gecesi, saatler 12’yi geçip gün 5 Kasım’a dönünce bu filmi izleyenler bir değişik hissedecektir. Çünkü bir 5 Kasım gününü o duygular ile geçirenler asla ama alsa eskisi gibi olamayacaktır.

Pek çok şeyi eleştiren ve tek bir açıdan alınıp yorum yapılamayacak olan V for Vendetta, izleyicilerin aklına 5 Kasım gününü duvarlara kazınan V işareti gibi isyanın/umudun/haykırmanın/korkmamanın aslında korkulmaması gereken şeyler olduğunu kazımaktadır. Ancak, günümüz şartlarında bu mümkün değildir. Sokaklarda herkese şüpheci yaklaşıp, her telefonda konuştuğumuza/konuştuğumuz konuya, her hareketimize/bakşımıza, her yazdığımıza/okuduğumuza ve ya desteklediğimize/savunduğumuza çok ama çok dikkat etmemiz gereken bir zamanda yaşıyoruz. Filmin savunduğu gibi devletin halkında korkması gereken bir durumun aksine korku ve süpheyle ümitsizce yaşıyoruz. Bu nedenle, 5 Kasım gününü bu filmin etkisinde yaşamak lazım. Böyle geçirilen bir 5 Kasım’ın ardından geriye dönüş yoktur. Unutmayalım, korkularımızın esiri olmadığımız an özgürleşiriz.

Gün içinde bir yazı daha gelecek konunun detayları ile ilgili.

Ünlü replikle bitirelim,

Voila! in view, a humble vaudevillian veteran, cast vicariously as both victim and villain by the vicissitudes of fate. This visage, no mere veneer of vanity, is it vestige of the vox populi, now vacant, vanished. However, this valorous visitation of a by-gone vexation, stands vivified, and has vowed to vanquish these venal and virulent vermin vanguarding vice and vouchsafing the violently vicious and voracious violation of volition. The only verdict is vengeance; a vendetta, held as a votive, not in vain, for the value and veracity of such shall one day vindicate the vigilant and the virtuous. Verily, this vichyssoise of verbiage veers most verbose so let me simply add that it's my very good honor to meet you, and you may call me V.



U2 İstanbul Konseri Biletleri Satışta

2009/11/02


6 Eylül 2010 tarihli U2 konserinin biletleri bugün (2 Kasım 2009) satışa çıkmış durumda. İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadında sahneye çıkacak grubu izlemenin bedeli 50 TL ile 550 TL arasında değişmekte. 550 TL'lik Red Zone biletleri ise ilk günden tükenmiş durumda. Yedi kategori ve bir de Red Zone olarak bölmüşler stadı bilet konusunda. Yedinci kategori sahneye en uzak kısım.

Sahnenin dönerek tüm stada hükmedebileceği gibi tasarlandığı ve sahne hazırlıklarının bir hafta önceden başlayacağı konser ayrıca bir rekor denemesine de sahne olacak. Tek günde en yüksek seyirci çekme potansiyelli mekan seçilmiş durumda ve yanılmıyorsam 90.000'in üzerinde seyirci çekilebildiği takdirde rekor İstanbul'a geçmiş olacak. Tek şehirde en çok izleyici rekoru ise grubun Fransa'da üç gün art arda Stade de France'da verdiği konserler sonucu 270.000 kişi.

Şimdi tüm bunları yazınca Facebook'daki bir milyon üyeli grup kurucuları gibi hissettim kendimi. Tüm arkadaş listenizi davet edin falan. Neyse, biletler satışta efendim.


TRT Saçmalıkları vol. 39656

2009/11/01


Biraz konu dışında yazıyorum bugün. Bir süredir dikkatimi çikiyordu TRT'de yayınlanan para ödüllü yarışmalar.

Bir bilgi yarışmasında yanılmıyorsam 150.000 TL verdiler ve her gün de saçma sapan, mizahtan kilometrelerce uzak ne olduğu belirsiz bir programda para ödülü dağıtıyorlar. Cep telefonlarından aldığımız mp3 çalarlara, otomobillere ve hatta küçük teknelere kadar kesilen TRT vergisinin tahmin edilen dağılımı şu şekilde,

Cep telefonlarından 100 milyon euro,
Kara taşıtlarından 50 milyon euro,
Mp3 çalarlardan 10 milyon euro,
Yat ve uçaklardan 400 bin euro,
Diğerleri 20 milyon euro.

Bunlar kuruma devletin her yıl ayırdığı ve yıl içinde de ekstra çıkardığı ödeneklerden bağımsız olan gelirler. Cebimizden 180 milyon euro'yu aşan paralar kuruma gidiyor, reklam gelirleri hariç.

Sonraları da vatandaşın cebinden çıkan ile ödüllü yarışmalar çekilip bol bol "ödül" dağıtılıyor vatandaşa. TRT özel bir televizyon değil. O kuruma giren her kuruşun hesabı verilmeli, "şuraya bu kadar harcadık, teknolojiye ayak uydurmak için bu kadar harcama yaptık" gibi ama mümkün değil tabi. İspanya Basketbol Ligi, Bundesliga, Formula 1 gibi yayınları almaları şaşkınlıkla ve sevinçle karşılanmıştı ancak görüyoruz ki aslında evimizden iki-üç decoder parası zaten çıkıyormuş her yıl. Şimdi de hangi ürüne ödediğimiz tutarın ne kısmı kuruma gidiyor değişik örneklere bir bakalım bakalım,

%8 Alınan Ürünler

* Cep telefonu, ışıldak, saat, kulaklık, fotoğraf makinesi, adımsayar, kalem, banyo sistemleri, koşu bandı, navigasyon cihazı, buzdolabı, internet radyo cihazı, DVD/VCD Oynatıcılar

%16 Alınan Ürünler

* Mp3 ve Mp4 çalar, TV ve FM kartları, uydu cihazları, ev sinema sistemleri.

Yazıyı yazarken tek bir kaynağa bağlı kalmadım. Ülkenin kutuplarının takip ettiği iki yayın organını kullandım özellikle, Hürriyet ve Haber 7. Eminim ki bu haber de kıyıda köşede kalmış, bazı yazarların köşesinde tek gününü ayırmasından öteye de gitmemiştir. Alıştık yahu kazıklanmaya.

Eskfest'de Öne Çıkan İsimler - Adrian Belew Power Trio

2009/10/28


Dahi gitarist Adrian Belew 2006 yılında kurduğu Power Trio'suyla Eskfest 2009'un konuğu oluyor.

Davulda Eric Slick ve bas gitarda Julie Slick ile birlikte dünyayı dolaşan King Crimson gitaristi Adrian Belew aynı zamanda çok iyi bir vokalist olduğunu King Crimson'ın 1981 tarihli Discipline albumuyle de kanıtlamıştır. Solo çalışmaları da bulunan ünlü gitarist ayrıca Frank Zappa, NIN ve Danny Carey ile de pek çok kez aynı sahneyi paylaşmıştır.

Bilet fiyatları tam 12 TL, öğrenci 6 TL. Kasım ayı başında biletler tükenmiş olacaktır muhtemelen.

Eskfest 2009 kapsamında 12 Kasım Perşembe gecesi 21:15'de Anadolu Üniversitesi Spor Salonunda çalacak grup -vize haftasına rağmen- kaçırılmamalı. 13 Kasım gecesi İstanbul Ghetto'da sahne alacaklarını da ekleyelim. Orada fiyatlar tam 45 TL, öğrenci 35 TL. Biletler Biletix.

Aptallık Çağı (The Age of Stupid)




' Why didn't we save ourselves when we had the chance? '

Küresel ısınmanın sonucu olarak iklim değişikliklerini konu alan belgesel film, durumun ciddeyetini anlamak açısından herkesin mutlaka görmesini gerektirmektedir. Gün geçtikçe durum dahada ciddileşmektedir ve insanlar duyarlı olma bilincini kazanmadığı sürece de durum daha ciddi bir hale gelecektir.

Filmde belirli bir kaç markaya çok fazla dikkat çekilmesi kısmen rahatsız etmektedir. Çünkü bir kaç şirket ya da belirli kişiler doğanın bu hale gelmesinden sorumlu değildir. Dünya üzerinde yaşayan ve tüketimin bir parçası olan her bir birey durumu bu hale getirmiştir.

Yapmamız gereken, en hızlı şekilde tüketicilikten çıkıp korumacı olmaktır.