Yeni Bir Üçleme: The Hobbit
2012/07/30
The Hobbit: An Unexpected Journey vizyon için gün sayarken, Gandalf rolünden tanıdığımız Ian McKellen şahsi Twitter hesabından The Hobbit serisinin üç filmden oluşacağını duyurdu. Bu gelişmenin hemen ardından Peter Jackson da Facebok sayfasında girdiği bir yazı ile haberi doğruladı. Kesinlikle çok iyi haberler bunlar.
Açıklamanın tam metnini linkte bulabilirsiniz.
The Dark Knight Rises'ın Ardından
2012/07/27
Efsanenin sonuna geldik. Ben de seriyi, hafta içi olmasına rağmen boş koltuğun olmadığı bir salonda izleyerek sonlandırdım. Film öncesi yaratılan beklentilerin karşılanmış olduğu düşüncesi ile koltuğa rahatça kurulmuş bu yazıyı yazıyorum.
Spoiler kesinlikle vermeyeceğim çünkü alışıldık komplike Nolan yapımlarının tersine, sonuç filmi olduğundan pek çok detay birbirine bağlanır kendinizi durduramaz filmin sonunu söylemiş bir şekilde bulabilirsiniz kendinizi.
Hikaye örgüsü önceki filmlerden iyi. Evet, Ledger öncülüğünde Joker'ın yıldızlaştığı The Dark Knight'dan dahi iyi buldum diyebilirim. Bu fikrimin gelişmesinde filmin sonunun tek açık kalmayacak ve "bu ne şimdi saçmalığa bak" dedirtmeyecek şekilde bağlanmasının da büyük etkisi var. Cgi'dan ve yapaylıktan mümkün olduğunca kaçınan Nolan, kendine has numaralarını yaparak, yine aksiyon tarafını çok iyi kotarmış.
Bunların hepsi, iyi yönetmenlerin yüksek bütçeler ve başarılı oyuncularla birleştirildiğinde elde edilmesi sürpriz olmayan, zaten beklentilerin dahilinde olan şeyler. Dolayısıyla yönetmenin ve serinin son filminin farkını ortaya koyan en önemli detay; sekiz yıldır suçtan temiz şekilde yaşayan; hatta filmde Blake ve Gordon'ın çatı sahnesinde vurgulandığı derecede suçtan temizlenen Gotham şehrinin müthiş tasviriydi. Önceki filmlerdeki kasvetli ve karanlık Gotham atmosferi tamamen canlı ve yaşayan bir şehrinkiyle değiştirilmiş ve bu izleyiciye net şekilde hissetirilmiş. Bunu hissedişiniz sayesinde de Bane'in yaptıkları sizi daha fazla etkileyip, önceki filmlerin ötesinde bir şekilde atmosfere dahil olmanızı sağlıyor. Filmin bende yarattığı en önemli etki buydu. Yoksa hepimiz aşağı yukarı ne derece harika bir filmle karşılaşacağımızı biliyorduk.
Sonuç olarak, tekrar tekrar dönüp oynatacağımız sahnelerle dolu bir film daha armağan etti bu sektör bize.
Yol Arkadaşları - 12
2012/07/09
Bu seferki "Yol Arkadaşları" listemiz, kesinlikle sürücüler için hazırlanmamıştır. Gayet sakin bir liste oldu. Frances the Mute'ün cover artı ile verelim yazıyı.
Spotify çalma listesi için tıklayın. (Remy Zero - Fair listede yer almamıştır.)
1 - The Mars Volta - İlyena
2 - Slash ft. Beth Hart - Mother Maria
3 - Remy Zero - Fair
4 - Interpol - Stella was a Diver and She was Always Down
5 - Foo Fighters - The Pretender
6 - Faith No More - Evidence
7 - Othar Turner - Shimmy She Wobble
8 - The Mars Volta - Since We've Been Wrong
9 - Die Toten Hosen - Hier Kommt Alex
10 - Matt Uelman - Rogue
11 - Chris Isaak - Blue Spanish Sky
Play it again Sam!
2012/07/06
Öyle bir çaba, öyle bir koşuşturma... Herkes bir şeylerin peşinde; elinde çantalar, aklında sorular. Konuşurken gözleri kaçırmalar, akılda seksen sekiz düşünceyle boş bakışlar...
Evet, bugünlerde insanlar... Yanındaki kişinin statüsü ne olursa olsun, aile-eş-dost-arkadaş-bir yabancı, değerinin her daim azaldığı zamanlar. Nereden çıktı peki durup dururken bu sözler?
Zaman yaratamıyoruz. Peki neden? Kendi kafesimizdeki tekerlekle çok fazla meşgulüz. Bu yüzden de değil aslında. Kurduğumuz o tekerlekle çok fazla meşgulüz.
Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz ve bir bakmışız ki yine kendimizi kandırmışız. Tekerleğe çıkmadan neysek şu anda da o'yuz. Tekerleğin tepesindeyken öğüttüğümüz kişiler de hayal meyal görünür olmuşlar. Herkes kendi kafesinin hakimi. Bellidir ki kapısı dışarıdan kilitli, sanıyoruz içerisi bizim dünyamız.
Uzun zamandır görmediğiniz, göremediğiniz biriyle tekrar karşılaştığınızda niye iki kişi de numaralarını kaybetmiş veya "çok yoğun" oldukları için birbirlerini arayamamış olurlar? Çünkü kafes yeniden dizayn edilmiş. Her yıl belki de her ay dekorasyon masrafına ruhu dayanmamış.
Bence biz bu kafes işini biraz fazla abartıyoruz. Yeni başlangıçlar için ortamı aynı bırakıp tekerleğimizi değiştiriyoruz.
Sonuçta somutlaştırıyoruz.
Back in Town
2012/06/04
Uzun bir aradan sonra yazıyorum. Askerlik bitti. Aslında şu günden itibaren yeni "asker"lik başlıyor gibi geliyor. İş-güç, evlilik, çoluk-çocuk, torun-tombalak ooh baby...
Şimdi de geçmiş zamanın özeti...
Altı aylık askerliğim boyunca en iyi dostlarım Lana del Rey, Iron Maiden (ikisi ne alaka demeyin, o zamanlarda çok çok normal böyle esintiler) ve şehir içindeki nöbet kulübelerini ziyaret eden; Fenerbahçe'ye dair hatırlamadığı konu olmayan lakin hayata dair hiçbir fikri kalmayan hafif kırık abimizdi.
Fenerbahçe dediğimde sabaha kadar konuşurdu tabii. Hele bir Mirsad Türkcan sevgisi var ki, sadece Alex sevgisi ile yarışırdı.
-ve bir de yalnızlık vardı.
Günün sekiz saatini kendi kendine geçirince, insanın düşünecek çok şeyi oluyor. Saçma salak şeyler beyninizi meşgul ediyor. Çoğu zaman "ne işim var burda ya" dediğiniz de oluyor tabi, yeni askere gidecekler varsa ümitsizlik içine düşmesinler o hale gelince.
Altı ay hakkında pek çok şey de hatırımda tabii ki. Askerlik anılarını anlatan arkadaşlara "ne sıkıcı yermiş" dediğimi de hatırlarım haliyle. Şimdilerde hak veriyor muyum, hayır. Fikrim değişmedi. Bu yüzden sadece filmin akışını devam ettirmeme yardım edecek bir tanesini paylaşıyorum;
Öğle saatleri, muhtemelen okulların dağılış zamanı. İlkokul bir ya da iki öğrencisi iki çocuk... Kız ve erkek el ele tutuşmuş, yürüyorlar. Kar da onların haline ayak uydurur gibi o kadar tatlı yağıyor ki, ben de yerimden çıkıp o tabloya yaklaşma gereği hissediyorum. Tam onlarla konuşmak için laf atmak üzereyken;
"Kız: On yıl sonra da burada, bu şekilde yürüyeceğiz değil mi?
Erkek: ımm.. ney?"
Bu an, o günün müthiş keyifli geçmesine neden oluyor. Sebebiyse erkeklerin her yaşta aynı olabileceği gerçeği. Odunluk doğamızda var sanıyorum. Fransızları ayrı tutuyorum tabii ki. Gerçi onların askeri başarıları (!) hakkında çokça fıkralar dinledim lakin iyi bir asker olmak mı; iyi bir aşık olmak mı?.. Yerine göre sanırım. Aslında... Neyse popülist takılıyorum şu aralar.
Bu yazının konusuna daha yeni gelebildik. Bazı şeylerden uzun süre uzak kalınca eski tadı tekrar alabiliyor muyuz?
Bu sorunun benim için cevabı kocaman bir hayır oldu...
Gözlerimi kapatıp müzik dinlemekten, arkadaşlarımla sinemaya gitmekten veya hatun kişisiyle piknik yapmaktan aldığım tad, eskisinin çok çok uzağında.
Her olguyu basite indirgemekten kaynaklanıyor sorun. "Aman ya, zaman geçsin"e geliyor düşünceleriniz çünkü kendinizi uzun süre sadece zamanı geçirmeye yoğunlaştırdınız.
Filmde bir sahne olur, "bu ne şimdi". Yeni bir grup dinlersiniz, "bu ne böyle".
Tahammül sınırlarınız, yaşlı-huysuz ihtiyar kıvamındadır çünkü.
Ama ama...
Askerlik veya başka bir konu... Bu Erasmus veya uzun bir iş-proje bitirme süreci de olabilir. Uzak kalmak kötü şey. Tadı başka.
Daha derinden bakalım,
Uzak kaldığınız kişileri tanıyalım;
Aile: Sık sık konuşsanız da, döndüğünüzde çoğu şey eskisi gibi olmuyor. Önceleri de nadiren birlikte olabiliyordunuz, bu sefer farklı. Bir bariyer var arada. Hani uzaklık akılda artık. Yabancılık gibi de değil, çok başka bir şey. Çoğu şey dokunmaya, resmen batmaya başlıyor iki tarafa da. Uzaktan da olsa.
Sevgili: Burası biraz daha zor. "İlla ki yanımda olsun"culardansanız iş zaten bitiyor. "Uzaktan da severim"cilerdenseniz de biraz daha geç bitiyor. "Aman olsun, idare etsin. Gittiği yere gider"cilerdenseniz ise bitmiyor. Gözlemlerim sonucu itibariyle emin olabiliyorum bundan.
Arkadaş: İyiyle kötüyü ayırt edebiliyorsunuz. Sizi arayıp sormalarından değil, sizinle konuşurken onların içindekileri çok iyi hissedebildiğinizden. Sizin için özel olan insanları gayet iyi ayırt edebiliyorsunuz, hem süreç içerisinde; hem de süreç bittiğinde.
Peki uzak kaldığınız dünyaya ne kadar yabancılaşıyorsunuz?
- Çok fazla değil.
Sorun şu ki, kendinizi belli bir olgudan soyutlamak isterseniz uzağa gitmenize gerek yok. Duymak istediğinizi duyabiliyor, görmek istediğinizi görebiliyor oluşunuz; duyuların eski etkilerini yarattığını da kanıtlamıyor. Açıkçası, argo tabir olacak belki ama biraz salağa bağlıyorsunuz kendinizi. Kavramada zorluklar oluşuyor lakin alışıyorsunuz. Belli çerçevede sohbet etmeye ve insanlarla belli konular dahilinde iletişim kurmaya alıştığınız için; kavrayışınız direk o çerçeve ile ilişkilendiriyor yeni her konuyu.
Belli bir çerçevede kalmak sizi, düşüncelerinizi ve mimiklerinizi basitleştiriyor; tek düze hale getirmekle kalmayıp rahatsızlık verici biri yapabiliyor.
Siz siz olun, sevdiğiniz şeylerden -bunlar soyut da olabilir somut da- uzak kalmayın. Fiziki olarak değil, mental olarak...
Wir Sind Die Nacht [We are the Night] (2010)
2012/01/02

Askerlik ve Dahası...
2011/12/24

Bir 5 Kasım Hikayesi - Reloaded
2011/11/05

All For Van
2011/11/04

The Hall Urban Style, Van depreminde zarar görenlere yardım eli uzatmak amacıyla 4 Kasım Cuma akşamı “the hALL for VAN” etkinliğiyle, 3 mekanda (The Hall, Bubble, Blow), ünlü isimleri dj kabininde ağırlıyor.
“the hALL for VAN” etkinliğine katılan isimler DJ setleriyle performans göstererek VAN’da yaşanan felaketin yaralarını sarmaya çalışacak.
Etkinliğin amacı, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu zamanda bir araya gelerek geceden toplanan tüm geliri Van şehrine ve depremzedelere en ivedi desteği veren AKUT Arama Kurtarma Derneği’ne ulaştırmak.
Etkinlikte çalışan, destekleyen, sahne alan, satış yapan herkes gönüllüdür, performans sahipleri ücret talep etmemiştir. Gecede elde edilen tüm gelirler AKUT Arama Kurtarma Derneği’ne bağışlanacaktır. Bu özel geceye performansları ile katkı sağlayacak isimler:
Ashkan, Aslı Köse, Aylin Aslım, Badmonkey, Barış Bergiten, Bee Project, Berna Öztürk, Can Ergün, Cem Özel (WUFI), David Seboy, Disco Log, Discomen, Dyg, Elif Tanrıbilir, Haykmusic, Kıvanç K, Mehmet Teoman, Murat Uncuoğlu, Oben Budak, Oz-e, Öykü Serter, Özgür Bay, Sarp Dakni, Tan Tunçağ (Portecho), Yasemin Kozanoğlu,
Kapı açılış : 22:00
Giriş : 10 TL
http://www.thehallistanbul.com/
http://www.urbanbugtr.com/
http://www.solarbeach.org/
www.twitter.com/thehallevents
www.twitter.com/urbanbugoffical
Hesher
2011/10/11

Drive - Yeni Nesil Film Noir
2011/10/03

Başrollerini Ryan Gosling ve Carey Mulligan'ın oynadığı Drive; bir stunt aktörünün geceleri yaptığı "beş dakikalık" sürüşleri ile başlıyor.
Edebiyatın Ülkemiz Kurumları ile İmtihanı
2011/09/30

Animal Kingdom (2010)
2011/09/26

The Strokes'dan Geometri Dersi
2011/05/15

Yeni Başlayanlar için Mana
2011/04/20

Büyük Ev Ablukada @ Eskişehir - 3 Nisan 2011
2011/03/30

The King of Limbs için Geri Sayım
2011/02/14

Whitesnake @ İstanbul, 10 Temmuz 2011
Bon Jovi ve Judas Priest ile birlikte, Kazlıçeşme'de bir dev daha sahneyi patlatacak. Whitesnake, 10 Temmuz 2011'de İstanbul'da.
Judas Priest @ İstanbul, 10 Temmuz 2011

8 Temmuz 2011 Bon Jovi İstanbul Konseri ile aynı festival dahilinde gerçekleşecek Judas Priest Konseri'nin kesin tarihi belli oldu. 10 Temmuz 2011 yani Whitesnake ile aynı gün, 2008 yılının ardından bir kez daha bu topraklarda izleyebileceğiz kendilerini. Sonisphere'da line-up kesinleşmeden bir diğer festivalin Bon Jovi ve Judas Priest gibi isimler açıklaması, herkesin bütçesini derinden sarsacak gibi :) Ayrıntıları ilerleyen günlerde aktarmaya devam edeceğiz.
One Mean Holiday Ballad

Son aramızı verdik okuldaki, kışlaya yaklaştıkça tansiyon artıyor haliyle. Bir yandan iş görüşmesi yapılan şirketler için hazırlanan deneme projeleri, diğer yandan körelmeye doğru giden İspanyolcanın tekrar belinin doğrultulması derken nasıl geçti anlamadık Eylül-Şubat maratonu. Bahsi geçen işleri rayına oturtmak ne kadar zor olsa da bir o kadar zevkliydi. Uğraştıkça daha fazla tat aldığım pek fazla şey hatırlamıyorum bunun gibi...
IAMX İstanbul'da
2011/01/29

IAMX, 5 ve 6 Mayıs 2011 geceleri Babylon'da olacak. Chris Corner'ın harika sahnesine tanıklık etmek isteyenler kaçırmamalılar.
Matrix IV ve Matrix V Yolda!
2011/01/24

Keanu Reeves, London School of Performing Arts'da katıldığı söyleşide Matrix IV ve Matrix V için hazırlıkların başladığını açıklamış. Aralık 2010 sonlarına doğru Wachowski biraderler ile buluşup iki film için de gerekli senaryo materyalinin hazır olduğunu öğrenmiş ve filmlerin 3D çekileceğini de eklemiş. Ayrıca Wachowski biraderler James Cameron ile buluşup, o çılgın teknolojisinin filmde nasıl kullanılabileceğini, avantajlarını ve dezavantajlarını dahi konuşmuşlar. Keanu Reeves, ilk buluşmaların ardından yeni Matrix filmlerinin aksiyon türünde bomba etkisi yapacağı izlenimi edindiğini belirtiyor.
Charlie St. Cloud - Bir Kaza Olur...
2011/01/21

Ben Sherwood'un The Death and Life of Charlie St. Cloud kitabından uyarlanan, başrolleri Zac Efron, Charlie Tahan ve Amanda Crew tarafından paylaşılan 2010 yapımı Charlie St. Cloud filminden bahsetmek istiyorum bugün...Zugarramurdi
2011/01/11

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 15
2011/01/06

Son yazımın üzerinden altı ay kadar geçmiş. Dönüşü en sevdiğim seriyle yapmak istiyorum ve şekil gözetmeksizin yazdığımız bir "Şöyle Oldu Böyle Oldu" yazısına daha giriş yapıyorum. Bu arada blog görünümünü de değiştirmiş bulunuyoruz. Görüşlerinizi yorum kısmına iliştirebilirsiniz.
Olan Biten - 03
2010/12/17










