Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Santana @ İstanbul, 6 Temmuz 2009

2009/03/28


Mekan Kuruçeşme Arena.

Rock 'n Coke 2009

2009/03/26


Bir yıllık aranın ardından yurdumun en tartışmalı müzik organizasyonu R'nC geri dönüyor, tarih 17-18-19 Temmuz, yer Kurtköy. Tarihin önceki yıllara göre öne çekilmesinin nedeni muhtemelen Ramazan Ayı.


Festivalin 6. ayağına yine pek çok "duyum" ile start verildi. Yine ortaya atılan grup isimleri ve spekulasyonlar olacaktır muhakkak fakat ilk kesinleşen grubu açıklayalım, Linkin Park... Organizatörlerden resmi bir açıklama gelmese de grubun resmi sitesi 19 Temmuz'da Rock 'n Coke sahnesinde olacaklarını müjdelemiş. İlk isim böylece belli oldu.


Önceki etkinliklerine nazaran bu yıl R'nC sahnesinde görülmek istenen sanatçıların oylandığı anket yok, ankete verilen cevapların pek işe yaramadığı düşünülürse isabet olmuş. Ankette çıkan kimseyi getirememişlerdi zaten. Bu yıl biraz daha farklı olacak gibi, bozulan imajı yenileme gayesi var ortada. Yeniden bir araya gelmiş bir Faith No More ve Interpol imajı düzeltir ve artıya çıkarır. Queens of the Stone Age de olabilir, Sigur Ros da... Çok şey istiyoruz sanırım. Rihanna falan gelmediği sürece sorun yok. Malum 50 Cent gördü bu festival geçmişte.

Kerem Beyit

2009/03/21






all copyrighted

...And Justice For All

2009/03/20


Şu ekran görüntüsü tüm bölümü özetlemeye yeterli. Henüz izlememiş olanlar vardır belki, o yüzden yazıyı erteliyorum. Hevesler kaçmasın.

Creedence Clearwater Revival

2009/03/16


Iron Butterfly, Jefferson Airplane gibileri... Eskiden çok daha iyi müzik yapılıyormuş, arada sadece bir nesil olmasına rağmen neler dönmüş... Nasıl değişmiş müzik. "Evrim" doğru kelime mi, emin değilim.

Creedence Clearwater Revival, kısaca CCR, bir country müzik efsanesi olarak yaşıyor. Who'll stop the rain ile giriyorlar evlere, şöyle bir esip 2 dakika civarı, çıkıyorlar karamsarlığı alıp. Günümüzde 50li yaşlarının sonlarını yaşayanlarda o zaman bıraktıkları etki şimdinin 20lilerinde de devamlı. Yıllar geçtikçe daha da değerlenmişler aslında. Proud Mary halen çalıyor, Walking on the water takip ediyor, hatta ve hatta Rolling Stones'dan dinleyince dahi burun kıvırmaya başladığımız Sussie Q var ortada. Büyüyle kompoze etmişler sanırım müziklerini.

Bir de "I heard it through the grapevine" coverları var tabii. Değinmeden geçmemeli. Yolu uzattırır insana sonunu getirebilmek için. Böyle gruplar pek yok artık, çabuk tükeniyor şarkılar. O dönemde yaşamadığım için pek karşılaştırma yapamıyorum lakin ayırt etme yetisine sahip her insan bir iki şarkıdan sonra dahi karar verebilir, teknoloji müziği bozmuş sanki...

Hope Sandoval


Supernatural Superserious


Dördüncü sezon 16. bölüm yayın tarihi Amerika'da 19 Mart. TNT Türkiye'de 2010. S04.E10'da Alastair "potestas inferna, mi confirma" ile az daha Castiel'i harcıyordu. Perşembe Alastair avı olasılıklar dahilinde.

Dizi 4. sezonda iyice rayına oturmuş durumda, cennet ve cehennemin büyük oyuncuları çıkmaya başladılar sahneye. Bu arada 5. sezonun çekileceği bilgisi de verildi, final sezonu olup olmayacağı hakkında bir haber yok. Böylece tüm mühürlerin kırılacağını da doğrulamış oldu yapımcılar. Aslında hikayenin şu gidişatından dahi 7 sezonluk iş çıkar hiç zorlamadan. Neyse, iyidir...

Yol Arkadaşları - 7

2009/03/14




Spotify çalma listesi için tıklayın.

1. Quiet Riot - Bang your Head
2. Rush - Working Man
3. Boston - Peace of Mind
4. Foreigner - Hot Blooded
5. Filter - Hey Man Nice Shot
6. Fall Out Boy - Sugar We're Going Down
7. AC/DC - Shoot to Thrill
8. Billy Squier - Too Daze Gone
9. Ratt - Round and Round
10. Bad Company - Movin' On

Üçleme, Değişiklik


Son dakika aksiliği olmazsa olmaz tabii ki. Cumartesi gecesi 00:00 ve 04:00 seanslari iptal olmuş, etkinlik boylece pazar gunune uzamis gorunuyor. Açıklama şöyle,
"Arkadaşlar, üniversite yönetiminin aldığı karar doğrultusunda etkinliğimizin gece 24:00'da sonlandırılması istendi. Tüm çabalarımıza rağmen üniversite bu kararından vazgeçmedi. Bu sebepten ötürü gece 24:00 ve 04:00 seanslarını çok üzülerek iptal etmek zorunda bırakıldık. Gösterim takviminin ilk iki gününde bir değişiklik olmayacak. Cumartesi günü ise öğlen 12:00 ve gece 24:00 arasında üçlemeyi göstereceğiz. Ayrıca festivali 1 gün daha uzatıp pazar günü de öğleden gece yarısına dek üçlemeyi sizlerle buluşturmayı planlıyoruz. Anlayışınız ve desteğiniz için şimdiden teşekkürler."

Üçleme, Tanıtım

2009/03/13


Sinema Anadolu, Üçleme Günleri


Bir Sinema Anadolu klasiği haline gelen üçleme yayınları bu yıl Karayip Korsanları serisi ile devam ediyor. Klasik haline gelmiş film serilerinin gösterimlerinden oluşan etkinlik üç gün sürecek. Son günün gösterimleri ise gece sona erecek ve kapanışı yapacağız. Diğer yandan, bu yılki en güçlü aday Geleceğe Dönüş (Back to the Future) serisiydi fakat son anda değişiklik oldu sanırım...

Sinema kulubunun etkinlikleri hızla devam edecek. Yavaştan Uluslararası Film Festivali de yaklaşıyor zaten. Şimdi etkinliğin Facebook sayfasındaki açıklamayı aynen yapıştırıyorum,

"Karayip Korsanları üçlemesi 19 - 20 - 21 Mart tarihlerinde Sinema Anadolu'da seyirci ile buluşuyor!

21 Mart gecesi sabaha dek 3 filmin art arda gösteriminin yanısıra barbeküde sucuk ekmek ve patlamış mısır keyfi de Sinema Anadolu önünde sizlerle olacak. Gösterim programı ve filmler hakkında bilgi Sinema Anadolu'da ve tüm şehirde! Ayrıca, 21 Mart Cumartesi gecesi için kombine daviyetiyelerinizi salı gününden itibaren Sinema Anadolu gişesinden temin edebilirsiniz."

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 6

2009/03/08


Tatile fazla kaptırdık kendimizi, adapte olmak zor oldu okula yine, yeni, yeniden... İkinci haftadan başlayan tokatlar uyandırdı bünyeyi, neler olur bilinmez, ilk dönemki performans yakalanmalı bir şekilde.

Uzun arayışların ardından kafamdaki gibi bir İspanyolca kursu bulabildim. Zamanımızı da ayarlayabilirsek çok güzel olacak. Sonraki evre de Hollanda'ya gidip Dutchman'den Hollandaca öğrenmek olacak umarım. Kovmazsa tabi. Kovarsa da ne yapalım, kısFmet...

Türk sineması 2009'u harika geçirecek gibi. İvedik harici filmler çok iyi gerçekten, bir tane boş yok aralarında. İvedik'i tartışmayacağım, gidin gülün amaçsız, zaten yegane gayesi filmin.
Watchmen şu aralar almış başını gitmiş durumda. Herkesin diline pelesenk olan bu filmi henüz izleme fırsatı buldum ve fikrim şudur ki; "olmuş"...

Öykü-Berk kardeşlere rastlayamıyorum uzun süredir, malzeme çıkmayacak sanırım artık. Ne yapalım, ona da kısfmet.

Hadise'nin şarkısı ile ilgili blog mail adresine iki mail gelmiş, yani amaç nedir anlayamadım. Hakkında yazamam, Eurovision bilgim sıfır tabanlı olmak üzere Hadise ile ilgim gazetede gördüğüm Eurovision kıyafetiyle sınırlıdır. fıstıkyeşili'ni takip edin arkadaşlar.

Soda ve elma suyu karışımı geri döndü! Arjantin bardakta 200'er mL'lik karışımlar halinde yutulan bu iksir tüm gün diri tutuyor... -yalan tabii ki- Rahatlatıcı diyebiliriz.

Eski dostlarla karşılaştık kısa kaçamakta, evlenip çoluğa çocuğa karışalım diyorlar 85li halleriyle, kendilerinden minimum 12 ay uzakta olan "ben" ise korkarak yudumladım kahvemi, biramı, kahveli biramı, Efes Dark Brown güzel olmuş gerçekten. Çekirge misali atlayalım.

Havelka Eskişehir, servis hızlanınca çok daha iyi olacak sanki. Nargile çok iyi fakat en iyi değil -Özkan, Erdek, Selamlar-

Kettle'da kireç çözücü kaynattım ve yaklaşık 15 kez durulamama rağmen halen köpürüyor. Çözümü olan yorumlara iliştirsin.

İmla ve şekil kurallarının önemsenmediği yegane serimiz olan geniş kapsamlı ve çoktan saçma bir şöyle olmuş, böyle olmuşun daha sonuna geldik. Bu arada tekrar bıraktık kelebekleri. Dönmesinler daha geri. Pls, ltf, tskrler.

-----

Photo, copyrighted, artlavart

Yol Arkadaşları - 6

2009/02/26





Spotify çalma listesi için tıklayın.

1. Interpol - Take you on a Cruise
2. Rush - Tom Sawyer
3. Pearl Jam - Even Flow
4. Poisonblack - Nail
5. Chiasm - Isolated
6. Bad Religion - Epiphany
7. Jefferson Airplane - Somebody to Love
8. Chris Isaak - Life will Go On
9. Strata - Coma Therapy
10. Terence Blanchard - 25th Hour Final Theme

Faith No More Yeniden


Resmi açıklama geldi ve grubun birleştiği açıklandı. Hatta çok uzun süre geçmeden yeni bir albüm patlatacakları haberi salındı ortalığa Amerikan grup tarafından...

Tam 11 yıl sonra geldi birleşme. Nisan 1998'de dağılan grubu birleşmeye iten en büyük nedenin Mike Patton'ın ısrarları olduğu söyleniyor. Metallica ve Guns N Roses üyelerinin dahi favori grupları arasında saydığı, Interpol, Incubus ve Tool gibi grupların ilham kaynağı olmuş Faith No More, bu dönüşüyle yeni birer Ashes to Ashes, Epic, Digging the Grave sunmaya çalışacak. Rock müzik kültürünün gün geçtikçe değişik hallere büründüğü dünyada neler yapabileceklerini göreceğiz.

The Unbearable Lightness of Being

2009/02/25




"...until God split them in two, and now all the halves wander the world over seeking one another. Love is the longing for the half of ourselves we have lost."

Bir benzeri daha gelir mi, sanmam...

Convention Anadolu - Con An V

2009/02/23


Anadolu Üniversitesi FRP Topluluğu'nun her yıl Mart ayında düzenlediği buluşmanın 5. ayağı 14-15 Mart tarihlerinde gerçekleşecek. Etkinlik hakkındaki tüm bilgiler henüz netleşmese de Yunusemre Kampüsü Öğrenci Yemekhanesinde gerçekleşecek bilgisi var elde. Mekan gayet iyi. Programın netleşen çerçevesini facebook grubundan aynen aktarıyorum, hazırlayan arkadaşın ellerine sağlık. Harika bir program olmuş. Sponsorlar da gayet iyi seçilmiş.

--1. Gün 13.03.2009 CUMA--

Katılımcıların Karşılanması ve Yerleştirilmesi

--2. Gün 14.03.2009 CUMARTESİ--

09:30 – 10:00 Açılış Konuşması

10:00 – 12:00 Oyunların İlk Yarısının Oynanması

12:00 – 13:30 Öğle Yemeği

13:30 – 18:00 Oyunların İkinci Yarısının Oynanması

18:45 – 19:45 Akşam Yemeği

20:15 – … Akşam Eğlencesi

--3. Gün 15.03.2009 PAZAR--

09:30 – 12:00 Oyunların İlk Yarısnın Oynanması

12:00 – 13:30 Öğle Yemeği

13:30 – 18:00 Oyunların İkinci Yarısının Oynanması

18:00 – 18:30 Kapanış Konuşması

Etkinliğimizin genel programı yukarıda belirtildiği gibidir. Bu sene öğle yemeklerimiz DOMİNOS'tan. Ve iki gün boyunca sabah ücretsiz açık büfe poğaça servisimiz bulunmaktadır. Ayrıca D&R ve NEZİH açacağı standlarda kitap, figür, kart oyunları ve zar setlerini indirimli olarak sergileyecekler.

14 Mart Cumartesi günü oyunlar bittikten sonra yine indirimli olarak akşam yemeği yemeye gideceğiz. Ardından SOKAK KAFE/BAR'da indirimli içkilerimizi yudumlarken bolca sohbet etme fırsatı bulacağız. Daha sonra saat 11.30 civarında dileyen arkadaşlar ile GLOW da 333 konserinde kafa dağıtacağız. Şehir dışından gelen katılımcılar için ücretsiz kalacak yer sağlanmıştır.


1 Ağustos 2009, Fatboy Slim @ İstanbul

2009/02/17


2009 yılı da konser çılgınlığıyla geçeceğe benzer. Fatboy Slim 1 Ağustos 2009 gecesi Turkcell Kuruçeşme Arena'da. Detaylar daha sonra netleşecek. Konser tarihi muhteşem yalnız, Brimful of Asha ve Weapon of Choice harika olacaktır o havalarda.

Years of Refusal Çıktı

2009/02/16


Albümden çıkan ilk single I'm Throwing My Arms Around Paris'in üzerine bir yazı yazmış, devamını albümün tamamı elimize geçince yazacağız diyerek noktalamıştık. Aşağı yukarı bir hafta geçti ve albümün tamamını yeterince dinleme fırsatını bulduk. Yurtdışında bugün satışa sunulmasına rağmen sanırım epey zaman geçecek Türkiye'de bulabilmek için. Neyse diyor albüm hakkındaki görüşlerimize başlıyoruz...

Şarkıların sıralanışının albümü daha da güzelleştirdiğini belirtmeden geçmemeli. Morrissey ise bildiğimiz havasından biraz uzakta, karamsarlık dağılmış. "Vazgeçmişlik" durumu seziliyor şarkılarda. Sanki bazı şeylerden uzak olmaya alışmış, kararsız istekler ve sonu belirsiz anılardan oluşan lirikleriyle albüm genel Morrissey tarzını tam olarak yansıtmasa da gerçekten güzel olmuş. İlk başlarda beğenmeyerek dinlediğiniz şarkılar sabah yataktan kalkınca mırıldandığınız sözler olabiliyor. Mama Lay Softly on the Riverbed ve When Last I Spoke to Carol albümün öne çıkan parçaları, aynı zamanda Morrissey tarzına en uzak şarkılar olarak dikkat çekiyorlar. Sorry Doesn't Help ve It's not your Birthday Anymore ise bildiğimiz alıştığımız tarzdan. Evet bu albüm başka, ayrı güzel. Hakkında son bir söz söylemek gerekirse "olmuş". Yine de bir You are the Quarry beklenmemeli.

19 Nisan 2009, Opeth @ İstanbul

2009/02/11


Opeth 19 Nisan 2009'da Maçka Küçükçiftlik Park sahnesinde. Detaylar ise ilerleyen günlerde netleşecekmiş. Bu arada, Maçka Küçükçiftlik Park neresi ola ki?

Years of Refusal

2009/02/04


Morrissey son bir albümle veda etmeye karar verdi müzik hayatına. Years of Refusal, 16 Şubat 2009'da piyasaya çıkıyor. Yayınlanan ilk single I'm Throwing my Arms Around Paris, Morrissey'in fark yaratan tarzından uzaklaştığı eleştirisini de beraberinde getirdi. Malum sitelere albümün full versiyonu düşmüş, beğenmeyenler çoğunlukta. Dinlemediğim için bir yorum yapamıyorum fakat şarkıların geneli single örneğindeki gibi ise Morrissey kendisinin de dediği gibi en iyi albümünü yapmış olabilir. You are the Quarry gibi bir albümden sonra büyük bir söz söylemiş fakat mümkün görünüyor öngörüsü. "Bildiğin Morrissey şarkıları işte" gibi bir albümle veda etmektense üzerinde biraz sos gezdirmiş gibi görünüyor Morrissey, en azından single izlenimi bu şekilde. 16 Şubat'ı izleyen tarihlerde albümle ilgili daha geniş bir yazıyı sizlerle paylaşırız, bakalım neymiş ne değilmiş...

Das Experiment

2009/02/01




Üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen hatırladıkça gerildiğiniz olaylar vardır muhakkak. Onu hatırlatan en ufak detay bile yüz ifadenizi değiştirir, "iyi ki bitti gitti ya" der insan kendi kendine, uzamamalıydı bu olay... Das Experiment de bu kategoride, hayatta sadece bir saat elli dakikalık bir dilimi kaplamasına rağmen...

Adı üstünde, bir deneyi anlatıyor filmimiz, yapay bir hapishanede geçecek 14 gün karşılığında 4000 Mark vaadeden bir deney. Denekleri bulmak için verilen gazete ilanı, başvuru, geçmişin incelenmesi ve mulakat derken denekler bulunur ve görev dağılımı yapılır. Deneklerden bazıları mahkum olurken diğerleri de gardiyan rolündedirler. Deneyin sonuçlarının tutarlılığı açısından hapishane "yapay" sıfatını gazete ilanında bırakmıştır. Mahkumlar gardiyanların emirlerine ve hapishanenin kurallarına uydukları sürece sorun çıkmayacaktır fakat aksi ruhlu bir mahkuma son derece düşük özgüvenli bir gardiyanın da eklenmesiyle deney amacından çıkar ve kişisel egoların çarpışmasına döner, ayrıca hikaye boyu gerilim vaadeder. Sürprizi bol bir ürün sunar ortaya, bitmesini istemediğiniz fakat sonu geldiğinde gevşediğiniz bir yapıt çıkarır karşınıza. Günler sonra hatırladığınızda, ne kadar beğendiyseniz de tekrar izlemek istemediğinizi tekrarlarsınız çevrenize. Das Experiment'in gerilimi tamamen sosyolojik tabandadır, içinize işlemesi olasıdır...

Kısacası Das Experiment sonunu bilerek başladığınız bir aşk gibidir. Zevkle yaşar, kaçarcasına uzaklaşırsınız...

Kaldığımız yerden...

2009/01/31


Bazı filmler insanı içine çeker; kimi zaman mekanı, kimi zaman oyuncuları, kimi zaman konusu, kimi zaman ise filmin kötü karakterlerine duyulan intikam duygusu sayesinde filmi yaşarız. Anlatıldığı gibi değil anlamak istediğimiz gibi yürüsün, istediğimiz şekilde sonu gelsin isteriz çoğu zaman bu yansımaların. Filmdeki karakterlerin sadece bir kısmı üzerinde yoğunlaştığımız zamanlarda ise tepkilerimiz anlaşılmaz bir hal alır; en yakın dostlarımız, eşlerimiz, sevgililerimiz oluverir perdedekiler, onlarla birlikte yaşarız hikayeyi; yeri gelir geriliriz, yeri gelir onlardan çok seviniriz işlerin yolunda gittiğine. Sinema böyledir işte, hayali dostlar ve düşmanlar yaratır kimselerde...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 5

2009/01/18


Final dönemindeyiz, çoğu bitti azı kaldı. Şimdilik sıkıntı yok gibi fakat hukuk türevlerinden sinsi olanı bekler haftanın sonuna doğru, ardından çok kısa bir tatil hediye ediyoruz kendimize...

Deep Purple Konseri haberini vermiştik blogda, örgütlenme amaçlı bir iki mail gelmiş durumda, belki bir şeyler ayarlayabiliriz topluca gitmek gibi. Başka başka; Underworld'ün gelişi yakın, Vicky Cristina Barcelona ve The Wrestler kesinlikle izlenmeli. Sanırım The Wrestler henüz ülkemize gelmedi fakat bilinen sitelerden temin edilebilir. Tatil sırasında Das Experiment ve La Antena yazılarımız var, bunların dışında mail yoluyla ulaşan bir arkadaşımız Nuovo Cinema Paradiso yazısı istemiş, sanırım bunun için de vaktimiz olacak. Müzik olayından da pek uzakta kalmış değiliz, sınav dönemini Notre Dame de Paris müzikleriyle ve Sigur Ros ile geçiriyoruz. Bunlardan iyi terapi yok sanırım. Strata ve Sarah Brightman da şimdilik yandaşlık yapıyorlar diğerlerine, final döneminden sonra bir süre görüşmeyiz sanırım bu arkadaşlarla...

Yeni yıl ve getirdiklerine değinirsek, önceki yıla göre çok büyük farklar içereceği kesin. Kriz sıkıntısını saymazsak ki akıldan pek de kolay çıkmıyor, güzel bir yıl olacağa benzer. Bu yıl mezun olacak kişilere de iş sıkıntısı yaşayacaklarını belirtmeye gerek yok sanırım, bu sıkışık durum 2009 Kasım-Aralık aylarına dek sürecek gibi fakat yazın kısa süreli imkanlardan yararlanılabilir tecrübe anlamında. Bir iki yıl daha okul süresi olan arkadaşlar biraz daha şanslılar iş imkanı açısından. Erkekler bu dönemi askerlikle değerlendirebilir fakat kızlar için aklıma kısa dönemli kişisel gelişim imkanlarından başka bir şey gelmiyor. Bu arada ÖSS sistemiyle yine oynamışlar, gelecek yıl kardeşim de bu sınava girmek durumunda ve sanırım ona sıra gelene kadar daha çok kurcalayacaklar bu sistemi...

Çoktan seçmeli paragraflardan oluşan yazımıza devam edelim, NTV Tarih adlı dergiden bahsedelim. Sanırım ilk sayısının yayın tarihi de 17 Ocak 2009, okul dönemlerinde tarih dersinlerinden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmış kişilere özellikle tavsiye edilir. Canınız sıkılmadan baştan sona okuyabilirsiniz. Tarihle ilgili kişiler için ise derginin gayet ilginç yazılar barındırdığını da ekleyelim.

Bir yazıda pek çok şeyden bahsettik, şöyle olmuş böyle olmuşlar da bir seri haline geldi blogda, amacı olmadan seri yarattık.
***
Kullanılan resim, David Ho, Copyrighted.

20 Temmuz 2009, Deep Purple @ Parkorman

2009/01/13


Deep Purple 20 Temmuz 2009 saat 20:00'de Kuruçeşme Arena sahnesinde. Bu yaz bir konser çılgınlığı daha yaşanacağa benzer, yavaştan biriktirmeli paraları.

Öykü - Berk Gürman

2009/01/09


Daha önce Gürman kardeşler hakkında yazmıştık. O yazıdan bir kesit sunalım öncelikle, "güzel ülkemde kaset ve cd satışlarındaki durum ortada. Hal böyleyken gördükleri ilginin suni kalacağını söyleyebiliriz sanırım. Dileyelim ki öyle olmasın ve yaptıkları işin karşılığını tam olarak alabilsinler..."

Yapmaya çalıştıkları işin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmışız. İnsanların çok iyi bildikleri siyahı, beyaz yaparak onlara sunuyorlar. Öyle ki, yapmaya çalıştıkları şey aslında çıplak vücudun üzerine hırka almak gibi bir durum, kendileri benzerliklerin çok fazla olduğunu iddia etseler de tamamen alakasız motifleri kaynaştırmaya çalışıyorlar.

Ellerinde öyle bir kaynak var ki, tükenmesi imkansız... Muazzez Ersoy'un nostalji serisini örnek verebiliriz, en son kaçıncısının yayınlandığını hatırlıyor musunuz? İnsanlar zaten sizin amacınızın orijinale bir alternatif sunmak, bir değişiklik yaratmak olduğunu biliyorlar. Gürman Kardeşler ise Play-Doh kıvamını alarak boyalı direkleri ile birlikte kanal kanal gezmeye devam ediyorlar. Boyalı direk dışındaki şarkılarını o kadar isteksiz söylüyorlar ki aslında ne halt yediklerinin farkındalar, "biz tek şarkı grubuyuz, kasmaya gerek yok"...

Böyle bir kaynağı o kadar kötü kullandılar ki, yüzleri eskimeden bir parça daha atamadılar ortaya, eriyip gidiyorlar. Ayrıca Disko Kralı'ndaki antipatik tavırları da eriyip gitmelerinin o kadar da kötü olmadığını düşündürüyor insanlara. Bu kadar sınırsız kaynak ile verimsiz olabilmek ise açıklanabilecek bir şey değil, kendilerini piyasaya kaptırdılar diyelim. Tren henüz kaçmış değil fakat onlar treni yakalama derdindeler mi, belli değil, hem bize ne ki?..

Nuri Bilge Ceylan Filmleri Cnbc-e'de

2009/01/03


Ülkemizde hak ettiği değeri göremeyen yönetmen Nuri Bilge Ceylan, Ocak ayının dört Çarşambası Cnbc-e ekranlarında izleyiciyle buluşuyor.

7 Ocak 22:00, Koza/Kasaba

14 Ocak 22:00, Mayıs Sıkıntısı

21 Ocak 22:00, Uzak

28 Ocak 22:00, İklimler

Zor Film Derken?

2009/01/02


Haziran ayının sonlarıydı yanlış hatırlamıyorsam, bir gazetedeki haftanın filmleri tanıtımında geçen cümle dikkatimi çekti; "izlemesi zor olan bir film". Çok garipsemiştim bu cümleyi. "Zor" film ve kitaplarla iç içe kullanılabilecek bir kelime değildi gözümde. Neye göre zor, kime göre zor ve ne anlamda zor? Senaryo mu karışık, diyalog mu fazla, gereğinden fazla mı uzun?...

Genelde sinemadır, kitaptır konuşulmaz arkadaş ortamlarımızda. Kimse çıkıp Nosferatu : Eine Symphonie des Grauens filmindeki "chiaroscuro"dan bahsetmez. Benzer zevklere sahip insanlar da yoktur pek fazla. Merak ettim, sinemaya ilgisi Yüzüklerin Efendisi ve Matrix çizgisindeki arkadaşlarımdan birine anlattım yazıyı. Nedir senin için zor film dediğimde yanıtını tek nefeste verdi, "abi sağ kulağı sol elle tutmaya ne gerek var?"... Zor film örnekleri de Seven Years in Tibet ve Kubrick'in 2001 a Space Odyssey'i oldu. Yavaştan anlaşılmaya başlandı arkadaşın zor kavramı... Bendeki de öylesine bir merak, sinemayla biraz biraz ilgili insanlarla karşılaştığımda sorarım bu soruyu, zor film nedir senin için, anlatırlar ve verdikleri örneklerin içinde genelde Space Odyssey ve The Fountain geçer. Stanley Kubrick tamam, her filmi için bazı etiketler bulabilirsiniz ve Darren Aronofsky'nin ünü Pi ve Requiem for a Dream kurgularından geldiğine insanlar sürekli bir arayış içinde filmlerinde; sahneleri karıştırırlar, kişilerin kim olduğu birbirine girer vs vs... net bir cevap yok haliyle. Bir noktaya varamıyoruz. Yine de insanların zor diye niteledikleri filmleri favori listelerinde üst sıralara koyduklarını da görüyoruz. İzlemek için kendilerini zorladıkları filmlerden zevk alıyor insanlar. Kafalarının içindeki çeşitli senaryoları defalarca değiştirmek zorunda kaldıkları filmlerden haz alıyorlar. Şaşırtılmayı seviyorlar diyeceğim ama tam kelimenin "şaşırtılmak" olduğu noktasında kararsızım...
***
Sonuçta küçük çaplı merak konumu bloga da aktarmak istedim, belki çok daha farklı düşüncelere rastlayabiliriz...

Twilight

2008/12/29



Bir seri daha beyaz perdeye taşındı. Amerikan yazar Stephanie Meyer Twilight serisini kaleme alırken muhtemelen bu kadar ilgi uyandıracağını tahmin etmemiştir. Yüksek satış rakamları ve hızlı tüketim ile gelen serinin yeni kitapları derken; 2005 yılında yazdığı, serinin ilk kitabının beyaz perdeye aktarılışı 2008'i buldu. Ülkemizdeki gösterim tarihi ise -eğer yeni bir erteleme gelmezse- 20 Şubat 2009. Şimdi biraz hikayeden bahsedelim...


Annesi ve babası bir süre önce ayrılmış olan Isabella Swan, birlikte yaşadığı üvey babası ve annesinin yanından ayrılıp bir süreliğine, Forks adında ülkenin belki de en az güneş gören yerleşim biriminde polis şefi olan babasının yanına yerleşir. Yeni bir şehir, yeni yüzler ve yeni bir hayatı beraberinde getirir, belki de daha fazlasını...


Isabella, Forks şehrinde yaşayan, insanlar ile aynı ortamda bulunmaya uyum sağlamış ve kendilerini kontrol edebilen, açlıklarını hayvan kanıyla dindirebilmeyi başarmış olarak tanımlayabileceğimiz Cullen ailesinin bir mensubu olan Edward ile tanışır. Forks'da geçen her gün Bella için bir başka sırrın ortaya çıktığı zaman kesitleri olmuştur. Edward ile yakınlaştıkça aslında hayatından uzaklaşmaktadır fakat ikisi de sonuçları göze almıştır, bir vampir ve bir insanın karşı koyamayacakları bir aşka sürüklendiklerine tanık oluruz. Cullen ailesinin de Bella'yı aileden biri olarak kabul etmesiyle gerçekten farklı bir hikaye çıkar ortaya, vampirler dünyasında bir ölümlü...


Kitaba gayet sadık kalınarak uyarlanan filmde, kitaptaki vurucu diyalog ve monologların çoğuyla yeniden karşılaşıyoruz. Ayrıca vasatın altında kalan Isabella Swan oyunculuğu dışında film yeni bir yıldız kazandırabilir. Harry Potter and the Goblet of Fire'daki Cedric rolüyle akıllarda kalan Robert Pattinson, Edward Cullen rolüyle, beyaz perdeye yeni bir buz adam geldiğinin sinyallerini veriyor. 1986 doğumlu İngiliz aktör yıllar geçtikçe adından çok daha fazla söz ettirecek.


Son olarak diğer kitapların da film haklarının satın alındığını belirtmekte fayda var. Bütçesine göre gayet güzel iş çıkaran Twilight, daha uzun yıllar önümüze sunulacak gibi.

"365'de 1" Haller

2008/12/26


Tüm günün yorgunluğu üzerine bir de Havelka hamlesi gelince bünye yorgun düştü ve gece tekrar uğramam gereken okula yürüyemedi ayaklarım. Buzlu yolda mesafe katetme çabaları başarılı sonuç verince sağ salim eve attım kendimi. Strahd'a selam edemeden, güzel kapağı açamadan bir gün daha geçirdik...

Eldekileri bir kenara atınca televizyonun düğmesine bastım amaçsız, evde sürekli gürültü olmalı diyenlerdenmişim meğer. Televizyon açıldığı an "Enjoy mate!", neler oluyor demeye kalmadan The World is Full of Crashing Bores girer... Morrissey'dir. Üzerimi değiştiremeden dalarım sese, gerçekten başka dünyadan gelen vokalistler olduğuna inanırım bazılarının. Aklımdan geçer hızlıca isimler; Bruce Dickinson, Glenn Danzig, Freddy Mercury, Jeff Buckley ya da bir Rob Halford... Morrissey ise başka. Şarkı sözlerinde klişeye pek takılmayan biriyseniz gayet güzel gelir kulağa... Jeff Buckley yarışabilir onunla karanlık ruh halleri konusunda belki de, yine de başka bir şey var. Konsere dönersek, öyle bir setlist var ki; Irish blood English heart, I have forgiven Jesus, Let me kiss you, Everyday is like sunday... Kırk dakika kadar izleyebildim, ona üzülürüm. Sonlarına ancak yetişebilmiştim belli ki. Yine de o dakikalar yetti yorgunluğumu almaya. Tekrar gelse Türkiye'ye, koşup gitsek, "close your eyes, and think of someone you physically admire" dese, cevaplasak "but then you open your eyes, and you see someone that you physically despise"... Nerelere gitti aklım gece gece. 365 günde bir girebiliyorum bu ruh haline, affınıza sığınarak...

Burçlar ve "Burçsal"lar

2008/12/23


Akşamın bombası Cansu'dan, "Baha ya senin yükselenin ne?".... Selamın ardından bu soruyu almak konfüze etmedi değil lakin cevabını bilmediğimden pek de ilgi çekici bir soru değildi hani... Kurtuluş yok tabi, ben de biraz katkıda bulunarak yükselen burcumu nasıl öğrenebileceğimi sorduğumda, içinde doğum saati geçen bir cümlenin sonundaki soru işareti belirdi ekranda, söyledim saati ve diyalog giriş bölümünü aştı...

Oğlakmışım... Kahretsin ki ne anlama geldiğini bilmiyorum, bir akrep ve bir oğlak var, biri yükselenim, oğlak yükselenim olmalı... Evet yükselenim oğlak, artık biliyorum!

Aslında burçlar ve fallarla aram o kadar da kötü değil, Erdek'de kumsalda otururken her gelen über bakla falcısının anlattığı iki kez evlenip üçer çocuk sahibi olacağımız hikayeler de halen aklımda. Kahve yudumladığım nadir anlarda ortamda beliren "aa falına bakalım kapat!" kişileri ile de karşılaşmadım değil. Onlar da sürekli yollar ve bir kapı çıkarırlar sohbetin kıyısına, merkezine de bir hayvanı oturturlar. Kedi, kuzu, leylek, hatırlayamıyorum... Muhtemelen hepsinin farklı anlamları vardır bilmediğim.

Burçların bazı insanların psikolojisine nasıl etki ettiğini anlamam ise lise hayatımın ortalarına denk gelir. Yeni tanıştığım bir kızdan gelen "Ne!! Akrepmisin?!" repliği halen o anki şiddetiyle aklımda, ne menem şey anlamasam da kendimi kötü hissetmiştim nedensiz. Etkiye tepki durumları netteki bilimum astroloji sitelerinde vardır, eve koşup emektar 56k'mızı bağladık, okuduk... Kıza hak vermiştim. Tüm sitelerde yazanlar da birbirinin kopyası sanki, bir tane iyi huyu olmaz mı bu burcun, olmazmış...

Gel zaman git zaman burçlarla alakalı kızlardan uzak durmuştum çok iyi hatırlarım, nasıl işlemişse bilinçaltıma artık. Bu vesile ile öğrenmiştim akrep nedir, ne değildir. Bugün de yükselenim oğlak burcunun akrep burcunu dengelediğini öğrendim. Neye yarar bilinmez...