Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

Yazarlar

Ip Man

2009/07/31


Uzun zamandir izlenmeyi bekleyen bir filmdi raflarda duran. Ip Man, büyük Wing Tsun üstadı Yip Man'in hayatını konu alan ve Çinlilerin Japonlara karşı sergilediği direnişe kadar varan bir hikayeye sahip.

Konu Wing Tsun olunca bol dövüş sahneli bir film çıkıyor haliyle karşımıza, izleyiciyi filmden soğutacağına tam tersi filmin içine çekiyor bu sahneler. Özel efektlerden uzak, son derece iyi kurgulanmış kareler filmi sürükleyici kılıyor. Tabii ki film dövüş sahnelerinden ibaret değil, Ip Man'in eşi rolündeki Lynn Hung'ın oyunculuğunu es geçmemeli. Donuk sahnelerdeki mimikleri o kadar iyi veriyor ki filmi yaşıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Uzak Doğu'dan yükselen bu film, Çin direnişinin başlangıcına da göndermede bulunarak Ip Man'in cesaretinin halkı tekrar birlik olmaya motive ettiğini de ekliyor. Bir dövüş filmi olarak nitelemek doğru değil aslında, farklı ve kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Öğrencileri arasında Bruce Lee'nin de bulunduğu Ip Man'in hikayesi tek filmle sınırlanmayacak gibi görünüyor. Ip Man II için 2010 ortası söylentileri dolaşmakta ve merakla beklenen filmler arasında şimdiden yerini almış durumda. Kadronun korunduğunu da ekleyelim.

Yol Arkadaşları - 9

2009/07/27


1- Fleet Foxes - Mykonos

2- Texas - Summer Son

3- Supergrass - Mary

4- Faith No More - Be Aggressive

5- Nirvana - Breed

6- Sentenced - Noose

7 - Cake - Never There

8- Kid Rock - Bawitdaba

9- Kamelot - Ghost Opera

10- Siddharta - Napoj

Sürpriz!!!..

2009/07/25


Tatil modundayız halen, dönüşte çok güzel sürprizler var. Harika da bir yazar ekliyoruz kadromuza, hem birikimi hem de tarzı ile bloga çok şey katacak. Biraz da kadın eli değmiş olacak bloga.
Mailleri okuduğumdan da emin olabilirsiniz, hepsi dikkate alınıyor. Tatil dönüşü güzel olacak dediğim gibi, takipte kalınız.

Yazık...

2009/07/22


Blogu açarken kendime söz vermiştim siyasetle ilgili yazmamaya. Ne olursa olsun tuttum kendimi, satır aralarındaki küçük iğnelemelerle geçiştirdim sadece ama son olay artık bardağı taşırdı.

Münevver Karabulut cinayeti aylardır bir sonuca ulaşmadı biliyorsunuz. Epey bilgi kirliliği de yaratıldı konuyla ilgili, detaylar işi bilenlerin ve uzmanların elinde, bunlardan biri olmadığımızdan fikir yürütemiyoruz. Oysa bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın sanat haline getirildiği bir ülkede yaşıyoruz, bir yerde yanlışlık var ama...

Ortada bir cinayetin olduğu kesin, Celalettin Cerrah ettiği lafın ardından ortadan kayboldu. Şimdi biri daha çıktı, bu kişi de makamına saygım olan fakat nasıl bir kişilik ve mantık yapısında olduğunu gerçekten çözemediğimi, Başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan. Konuşmasından bir kesit de şu şekilde, tekrar ediyorum kelimeler bir Başbakan'dan;

"Eğer son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne-baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Acaba biz nerede hata yaptık? Dün tesisleri (İstanbul Harbiye Kongre Vadisi inşaatı) incelemeye gittiğimde maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördüm. Gerçekten üzüntü verici. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi gerçekten dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. Ailemiz, çoluğumuz çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemeyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya, ya zurnacıya... Davulcu zurnacı lütfen bana kızmasın, benim sanatkâr olarak davulcuya, zurnacıya saygım sonsuz."

Kızlarımızı eve kilitliyoruz bundan sonra. Yanlarına da daima bir GPS aygıtı, anlık rapor verebileceği faturalı veya bol kontörlü bir telefon koyuyoruz. On yıllarca önce fezaya çıkılmış, insanlık ayda yürümüş, atomu parçalamış, bizim tartıştığımız şey halen ahlaki erozyon. Nereye gidiyoruz diye bir söz vardı ya, yok artık öyle bir şey. İleriye doğru gidiyoruz ama yön kuzey mi, güney mi, doğu mu, batı mı belli değil... Hep de aynı sorun, ahlaksızlık. En iyisi kız çocuğumuzu-kardeşimizi okuyamadık diye üzülmemeleri için açıköğretime verelim hem evden de ayrılmamış olurlar. Diplomalarını da çekmecelerinde saklasınlar, iş-güç kadın işi değil. Dizimizin dibinde at gözlüğü takılmış bir şekilde seyretsinler hayatı. O zaman da ahlaki erozyona sebep olacak etmenler yok olur. Kızlardan vatandaş değil biat eden köleler yaratalım ki sonradan sorun çıkmasın. Toplumdaki ıslah edilemeyen "insan"lar saldıracak kişi bulamazlar böylece sokaklarda, bakın o zaman ahlaksızlık kalıyor mu...

Geçtiğimiz günlerde de bir Alman turist öldürüldü, öldüren kişi davulcu mu zurnacı mı bilemiyorum ama yetkililerin rahmetlinin ailesini arayarak "bu saatte neden oraya yolladınız?" diye sorup sormadıklarını merak ediyorum. Millet artık iyiden iyiye kafayı sıyırdı, bütçe açığı olmuş Everest kadar biz hala katsayı falan konuşuyoruz. Bütçe açığı işsizlik yaratmaz, işsiz ve aç kalan insan da para için sokakta öpücük dağıtırmış gibi. Yazık ya, bir tane ışık gösterin de ümitlenelim şu ülkede artık.

Özgür birey falan diyorduk, unuttuk bile...

Yol Arkadaşları - 8

2009/07/07


1- Nine Inch Nails - Starfuckers Inc.

2- Citizen Cope - Brother Lee

3- Creedance Clearwater Revival - Have You Ever Seen the Rain?

4- Bob Seger - Lucifer

5- Faith No More - War Pigs (Black Sabbath Cover)

6- Tito & Tarantula - After Dark

7- AC/DC - What Do You Do for Money Honey?

8- Kansas- Carry On Wayward Son

9- Joy Division- Dead Souls

10- Def Leppard- Rock of Ages

Yaz Aksiyonları #1 - Gece Atıştırmaları

2009/07/04


Bir serinin ilk yazısı oluyor bu... Erkeği dişisi, genci yaşlısı herkes dertli kilo olayından. Yazdan yaza gördüğünüz kişilerin ağzından çıkan ilk sözcüklerdendir "kilo almışsın-vermişsin". Peki yaza girerken biraz biraz dikkat ederek attığımız kiloları yazın nasıl geri alıyoruz? Bira göbeği demeyin, biranın yanındakilerin ve sonrasındakilerin göbeği demek daha etkin bir cevap.



Gece erken yatıp sabah erken kalkmak derdi olmayan tatil dönemi kilo almaya davetiyedir adeta. Gece çıkıp içkileri gayet güzel indirirken ardından gelen kumru, kokoreç, kumpir, midye tava-dolma gibi yiyecekler zaten daha boğazdan geçerken mideye haber yolluyor "şişiyoruz dostum" diyerek. İçeceklerin yanında gidenleri saymıyorum bile. Zaten alkolün kendisinin açlık katsayısını arttırdığını hatta mideniz dolu olsa dahi sanki bütün gün yemek yememişsiniz gibi hissettirdiğini biliyorsunuz, burada devreye gece atıştırmaları giriyor. Atıştırma doğru kelime olmuyor aslında çünkü oturup "adam gibi" yeniyor genelde. Sonra da "eve yürüyerek döneriz canım" kandırmacası giriyor devreye, 5-6 km yürüsek kumrunun yarısını yakamadığımızı bilerek. Sonra da mevsimin başına dönüyor vücut, daha sağlıksız versiyonu da diyebiliriz. Yüzmeyi sevenler daha az etkileniyor tabi.

Gece atıştırmalarının sonuçlarını azaltmanın yolları da en az bahsedilen aktivite kadar sağlıksız oluyor. Kahvaltıyı es geçmek, akşama kadar çok çok az yemek gibi. Sonra da vücut kasları yakıyor ve bum! sıfıra yakın bir vücut direnci ile tüm virüslere el sallayan bir bünye. Yazın getirdiklerinin yanında götürdükleri de var anlayacağınız. Dikkatli olmalı, dinlenip eğlenelim derken ömrü kısaltmamalı.