Uyarı!

Bu blogda sinema, kitap ve müzik ile ilgili yazılar bulabileceğiniz gibi; deli saçması üretimlerimizle de karşılaşabilirsiniz.

11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali

2009/04/24




Festival programı açıklandı. Festivalde yer alacak filmler kategorilendirilmiş şekilde aşağıda mevcut, başlıklara tıkladığınızda filmler hakkında detaylı bilgileri görebilirsiniz.

Dünya Sinemasının Genç Yıldızları: Pingpong Kralı (Yön. Jens Jonsson), Açlık (Yön. Steve McQueen), Kar (Yön. Aida Begic), Moskova Belçika (Yön. Cristophe van Rompaey), Wendy ve Lucie (Yön. Kelly Reichardt), Donmuş Irmak (Yön. Courtney Hunt).

Luis Bunuel Seçkisi: Gündüz Güzeli (1967), Özgürlük Hayaleti (1974), Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği (1972), Samanyolu (1969), Arzunun O Belirsiz Nesnesi (1977).

Ingmar Bergman ve Kadınları: Bekleyen Kadınlar, Monika'yla Bir Yaz, Kadın Düşleri, Yaşamın Eşiğinde, Persona, Bütün O Kadınlardan Söz Etmeden, Çığlıklar ve Fısıltılar, Güz Sonatı.

Dünya Festivallerinden: Gomorra (Yön. Matteo Garrone), Sınıf (Yön. Laurent Contet), Ricky (Yön. François Ozon), The Wrestler (Yön. Darren Aronofsky), Daima Mutlu (Yön. Mike Leigh), Kıyamet : Yeniden (Yön. Francis Ford Coppola), Düşüş (Yön. Tarsem Singh), Kontes (Yön. Julie Delphy), Somers Town (Yön. Shane Meadows), Kerkenez (Yön. Ken Loach).

Freddy Olsson'un Seçtikleri: Yalnız Bir Adam (Yön. Enrique Rivero), La Salamander (Yön. Alain Tanner), Bu Senin Hayatın (Yön. Jan Troell).

Türk Sineması 2008-2009: Kız Kardeşim Mommo, Gitmek, Gölge, Hayat Var, Nokta, Pandora'nın Kutusu, Pazar-Bir Ticaret Masalı, Üç Maymun, Vicdan, Sonbahar, Sıcak, Gökten Üç Elma Düştü, Güneşin Oğlu, Dilber'in Sekiz Günü, Ali'nin Sekiz Günü, Usta.

Geceyarısı Sineması: Gir Kanıma (Yön. Tomas Alfredsson), Ölüm Çığlığı (Yön. Paco Plaza, Jaume Balaguero).

Hayatımız Belgesel: Man on Wire, Omuz Omuza, Devrimci Gençlik Köprüsü, Unmistaken Child.

Amerikan Belgeselleri Kuşağı: Akış:Su Aşkına, Halkın Başkanı:İnsan, Efsane ve Medya, Sputnik Çılgınlığı.

Canlandırma Sineması: Beşirle Vals, Küçük Deniz Kızı Ponyo, Ahmaklar ve Melekler, 9.99 Dolar.

Petra Dolleman'ın Seçtikleri: Anna ve Bella, Sientje, Arles'de Yatak Odası, Johannes Vermeer'in İncili Kızı, Yumurtayı Öldürmek, Baba ve Kızı, Pas A Deux, Müze.

Kısa Filmler: Hoşgeldin Bebek, Temas, Hangi Savaş, Buzlar Kırılınca, İşkenceye Tolerans, Zor, Kasapoğlu, ID, Sinope'nin Yolculuğu, Büyükannem, Sapak, Kurban Bayramı, İki Kişilik Birliktelik, Benim Ağacım, Sessiz Kızlar.

Ayrıca "Sinema Dersleri" bölümünde Tevfik Başer, Handan İpekçi, Işıl Özgentürk; atölye çalışmasında da Özay Fecht festivalin konuğu olacak isimler. Seminerlere bir göz atarsak, "Siz Hangi Taraftasınız? Ken Loach'un Yaşamı ve Yapıtları" ile John Cunningham, "Asya'da Film Yapmak" ile Fran Borgia, "Kişisel Anlatı" ile Cecilia Condit, "Bir Belgesel Film Yapmak" ile Ethem Özgüven ve Petra Holzer isimlerini görüyoruz.

Yazıyı 1 Mayıs Programıyla sonlandıralım,

Sinema Anadolu

10:30: Kısa Filmler

12:30: Üç Maymun

15:30: Güz Sonatı

18:30: Monika'yla Bir Yaz

21:30: Daima Mutlu

CineBonus Espark (Salon A)

12:30: Gitmek

15:30: Kar

18:30: Kıyamet : Yeniden

21:30: Gomorra

CineBonus Espark (Salon B)

12:30: Yaşamın Eşiğinde

15:30: Kadın Düşleri

18:30: Ahmaklar ve Melekler

21:30: Ricky
****

Hiperplatonik - Bölüm 2

2009/04/22


Lise yıllarında tanıştığım iki müzik grubunu hep diğerlerinden ayrı tutmuşumdur; REO Speedwagon ve Iron Maiden. "En asil duyguların" gruplardır bunlar. "Onu dinlemem, şunu dinlemem, öyle müzik olmaz" insanları için Iron Maiden bir "Metalika" grubudur. Fazlası da olmasın zaten. REO Speedwagon ise başka bir şey. Bambaşka hem de... Zamanın birinde Erasmus nedeniyle Türkiye'de olması vasıtasıyla tanıştığım ve ardından "sevgili olmak" aşamasına geçebildiğimiz bir kişi REO Speedwagon'dan "self updater" olarak söz ederdi. İlk duyduğumda gülmüştüm ama düşününce hak verdim.

Müzik konusunda olduğu gibi, diğerlerinden ayrı tuttuğum filmler, kitaplar, televizyon programları, gazeteler ya da ne biliyim parfüm markaları da oldu. Herkesten başka olan arkadaşlar da oldu hep, hani dostum demezsin ancak zor zamanında yanında bitiverirler. Bunların hepsi somut şeyler yani nedene bağlayabiliyorsunuz sevginizi, bağlılığınızı veya saygınızı. X harika bir film çünkü....... ya da Z çok iyi bir arkadaş çünkü..... gerçi arkadaşlıkları karşılıklı çıkara dönüştürmek gibi oldu bu söylem ancak anlatmak istediğim kesinlikle nedenlere bağlı olduğu çoğu duygunun. Durup dururken kimseyi/herhangi bir şeyi sevemezsiniz sonuçta. Bunları neden mi anlattım,

çünkü platonik izlenimlerimiz devam ediyor...

Bu kez sorun, her şarkıdan anlam çıkarmak ile ilgili. Öyle bir durum ki, evde Teoman'ın rüzgar gülünü bile dinleyemez olduk. Kendi evimizde misafir muamelesi görür durumdayız, ev işleri dışında tabi. Çünkü platonik arkadaşımız ölene kadar yemek değil depresyon butonuna basan laboratuar farelerinden. Uzun zaman oldu bir de, hani doktorluk falan mı bu olay çözemiyorum. Ne acaip şeymiş anlamadım gerçekten. Aylar oldu yahu...

Geçtiğimiz hafta ciddi ciddi konuşma fırsatı buldum kendisiyle, bu yazının ilk iki bölümünü aynen olmasa da aşağı yukarı bu şekilde kendisine anlattım. Aynı şeyler değil tabii ki, ilişkiler bu bahsettiklerimden çok daha fazla sorumluluk gerektiriyor. Konuştuk, bir neden aradık ama bulamadık, pek çok şey saydık tabi. Sık sık göz göze gelmeler ya da sürekli aynı yerlerde bulunuluyor ve bir süre de olsa gözden uzak kalınamıyor gibilerinden. Acaip bir cümle olmuş bu arada. Neyse, sonuca gelelim, kocaman bir hiç. Neden yok, sonuç yok, bir plan bir düşünce yok. Öyle gidiyor işte. Sonradan, sen anlat ben hiç kesmiycem diyince açıldı kapı, bizim fare başka butonlara da gitmeye başladı,

"Abi zaten nedenini bilsem engelliycem, kaç yaşına geldik sonuçta tanıyorum kendimi o kadar ama bir nedeni gerçekten yok. Salak gibi gülüyorum onu görünce, gittikten sonra da kendime kızıyorum neden bu kadar eziyet ediyorum kendime diye."

Tam bunları söylemese de benzer şeyler. Cidden çocuk değil bahsi geçen insan ve bu olaya kadar da istediği şeyleri genelde elde etmiş biriydi. Belki de sorun ilk defa reddediliyor olmanın ezikliğidir hı? Kendi self updaterını arıyordu belki de.

Düşündük tabi bunu da,

Engellenebilecek bir şey değil gibi görünüyordu. Ben de artık daha kötüsü olamaz nasılsa diye düşünüp platoniğe maruz kalan (caanım Türkçe) kız ile konuşmaya gittim.

"Böyle böyle bir durum var ve sen de farkındasın. En azından karşına alıp da bir konuşsan. Dinlesen bir şunu... Kız ne desin, her şeyin en başından beri farkındayım ama olaylar biraz karışık :) "

Bizarre Love Triangle diye bir şarkı vardı çok da eski değil. Meğer kız da platonikmiş ama hedefi farklı, bizim platonik arkadaşımızın bu yıl tanışmış olmasına rağmen çok çok iyi tanıdığı birisi.

Bunu öğrenen platonik arkadaşımız şimdi çok daha rahat. Somebody Else's Lover şarkısı da en çok eğlendiği şarkı oldu bu arada. Alarm melodisi yaptı bunu arıza kişi. Böylece imkansız olgusu somut bir düşünce olarak belirdi önünde. Kendisi için bir fırsat yarattı böylece atabilmek için aklından.

Sonra ne mi oldu, artık benim sorunum sanırım. Biraz uzaktan da olsa....

-(Umarım) SON-



The Fighter, Cast Kaosu


2010 yılında gösterime girmesi planlanan Robocop ile uğraşan Darren Aronofsky'nin isminin geçtiği diğer projenin adı The Fighter. Boksör "Irish" Micky Ward'un hayatının beyaz perdeye uyarlamasında boksörü canlandıracak isimin Mark Wahlberg olacağı açıklanmıştı. Kardeşi Dicky'yi canlandıracak kişinin ise Bradd Pitt olacağı konuşuluyordu fakat 21 Nisan itibariyle Darren Aronofsky'nin projeden çekildiği açıklandı. Ayrıca kadroya Christian Bale ve David Russell eklendi. Yani Aronofsky yönetmen koltuğunu David Russell'a devretti diyebiliriz.

Projede yapılan değişiklikler bununla da sınırlı değil. Christian Bale'in katılımıyla birlikte Mark Wahlberg'in canlandırması planlanan Micky Ward karakteri de Bale ve Wahlberg'den birine verilecek, henüz netleşmemiş. Sanırım Aronofsky'nin projeden ayrılmasının nedenleri arasında bu kadar karmaşa ve plansızlık da büyük yer kaplıyordur.

Bir detay daha vermek gerekirse Mark Wahlberg, yönetmen David Russell ile üçüncü kez çalışma fırsatını yakalamış durumda. Aslında Russell bu şansı üçüncü kez yakaladı desek daha iyi olur. Bu ikili, Three Kings ve izlediğim en berbat filmlerden biri olan I Heart Huckabees'in ardından The Fighter'da da aynı takımda.

Filmin konusuna gelirsek; kardeş ilişkileri, suç, uyuşturucu gibi konuların yoğunluğunda bir boksörün sıfırdan zirveye tırmanışının işleneceğinden bahsediliyor. 2009 Temmuz ayında işe başlanması planlanıyor. Gösterim tarihi ise 2011 olarak planlanmış ancak bu projede planlara sadık kalındığını söylemek pek mümkün değil.

Festivale Doğru...

2009/04/20




11. Uluslararası Eskişehir Film Festivali yaklaşıyor. Festival programını açıklandığı an verelim, detaylı bilgi için link budur. Site güncellenme aşamasında fakat siteyi gezerek geçen yıl yapılanlar hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. SinemaAnadolu, CineBonus Espark ve CineBonus Neo sinemalarının tüm salonlarında gösterim yapılacağını da ekleyelim. Gösterimler workshop ve söyleşilerle desteklenecek. "Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri" adı altında yapılacak yarışmada, "En İyi Sinema Kitabı", "En İyi Sinema Makalesi" ve "Televizyonlarda Yayınlanan En İyi Sinema Programı" kategorilerinde verilecek ödüllerle sinemanın düşünsel boyutunun zenginleşmesi konusunda araştırmalar yapan yazarlar ve sinema kültürüne destek olmaya çalışan kişiler ödüllerini alacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, UPS, ESPark ve Sony gibi firmaların sponsorlar arasında bulunduğu etkinlik bu yıl da gerek filmler, gerekse konuklarıyla harika geçecek gibi görünüyor. Bu yıl üniversitenin 50. yılı kutlandığından sürprizler de sıkça yaşanacak gibi. Merakla bekliyoruz...

Gelecek Blogger Jr.'da!

2009/04/19


Geowyns yazmış. 23 Nisan'da miniklere de bir köşe veriyoruz blogumuzda. Kendini minik hissedenlere de verebiliriz tabi. Sorun olmayacaktır.

Şimdi, yakından takip ettiğimiz bloglarda yer almak için belirlenmesi muhtemel kriteleri verelim, kaynak ise yoğun sallama metodu;

Flying Dutchman için kriterler: Taraftar gruplarını iyi bilmeli, sağlam bir midesi olmalı ve pek çok konuda ortalamanın üzeri bilgi sahibi olmalı, Korpiklaani'yi köy düğünlerinde kullanmayı akıl edebilmeli.

Pigmelerle Dans için kriterler: Sanırım Türkçe bilmesi yeterli olacaktır :)

Geowyns için kriterler: Çabuk sinirlenmeli, fotoğrafçılığı sevmeli, Galatasaraylı olmalı.

Hubble Bubble için kriterler: Sanırım en çok bunda zorlanacak minikler. Fotoğraf çekmeyi seven ve Online oyunu bırakabilen bir ufaklık yoktur.

Borges için kriterler: Almanya futbolunu iyi bilmeli ve kendinden en az 30 yıl öncesinin müziklerine ilgi duyan biri olmalısın minik.

Artemio Franchi için kriterler: En önemlisi menekşeleri sevmelisin. Yolculukları da.

Salsa Basket için kriterler: Kulağı delik olmalı, pek çok isme ulaşabilmeli. En önemlisi ise basketbola "aşık" olmalı.

7.Oda için kriterler: Öykü'ye iyi bir arkadaş, 7.Oda'ya da iyi bir yandaş olmalı.

Çoban Salata için kriterler: Desteklediği takımı tarafsız eleştirmeyi deneyip dayanamadan çileden çıkabilmeli :)


ve son olarak kendi blogumuza gelelim. Sinema ve müzik konularında az çok zevkleri oturmaya başlamış minikler hoşgeldiler.

Biraz ciddiyeti artırırsak, uygulama çok iyi düşünülmüş. Kriter arandığı falan da yok, blogları takip eden çocuk varsa ve yazmak isterlerse kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Yazarlara ulaşsınlar yeter. Blog okuyan çocuk mail de atabilir, hem şimdiki çocuklar felaket, babasının arabasını sürekli kaçırdığı için arabayı elektrik direğine zincirlemek zorunda bırakabilecek kapasitedeler. Anne veya babalarına da yazdırabilirler söylediklerini tabi, o da mümkün. Ne diyelim 23 Nisan, çocuklara serbest! Sembolik olsa da...


AC/DC, Komşuda Pişen...

2009/04/15


AC/DC bu yaz Avrupa'yı gezecek. Komşu Yunanistan'a da uğruyorlar. Bir turizm şirketi de konser bileti, üç yıldızlı otelde bir gece konaklama ve otobüsle ulaşım dahil olmak üzere 249 Euro'luk bir tarife çıkarmış. İlgilenenler için bu konunun muhatabı link budur. Yalnız slogan garip, "onlar gelmezse biz gideriz" ne yahu. Aynı şey mi?

Turneye dahil olan ülkeleri ve bilet fiyatlarını da bu linkten görebilirsiniz. 9 Haziran Fransa Marseille ve 19 Haziran Danimarka Copenhagen konserlerine bilet şimdiden tükenmiş durumda.

Hiperplatonik - Bölüm 1

2009/04/14


Gerçekleşmesini isteyip bir türlü bunun imkansız olduğunu anlayamadığınız hayalleriniz olmuştur muhakkak . Erkekler söz konusu olduğunda bu hayallerin içinde en çok yer kaplayan da platonik aşk, en azından hayatın ilk çeyreği için durum böyle. Platonik aşk ise ne tek taraflı, ne de çift taraflı bir duygu. Evet, platonik aşk EN AZ üç kişiyi etkiliyor. Niye üç, çünkü arkadaşlar, platonik aşka maruz kalan (tanıma gel) kişiden daha fazla etkileniyorlar. Yanınızda X kişisinin adını sayıklayan ve durmadan onu anlatan bir birey. Muhtemel replik,


-Abi baktım sayfası boş, anladım ki geçen ders yokmuş not veriyim dedim, bir sevindi ki... Sonra da, olur ama sana bir kahve borcum olsun dedi!

-Sakin ol, önce kahveyi iç. Yavaş yavaş...

-Gözlerimin içine baktı kahve borcum olsun derken!

-Abi kalçana mı bakıcak?..


Bunun gibi abuk "ümit vak'aları" haftada iki veya üç kez görülebilir. Sabır gerek, hatta sabır taşı olmak gerek. Arkadaşlar hangi günler içindi?

Bir de platonik aşkın farkında olan bir X durumu varsa ve bunu kullanmaktan ciddi anlamda haz alıyorsa hapı yuttuğunuzun resmidir çünkü X arkadaşınızı dağıtır, o da gelir sizi dağıtır. X güldüyse bilirsiniz ki arkadaşınız bir süre ağlayacaktır. Günlerinizi gecelerinizi arkadaşınızla geçirir olursunuz, bazen parçalandığını görürsünüz ama elinizden bir şey gelmez. Medusa etkisi gibi, lanet gibi sanki, kadim lanetlerden..


DEVAM EDECEK...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 8

2009/04/12


Gece güzelce eğlenmişiz eve doğru yürüyoruz tramvayın izinden. Herkesi ayıran sokağa geldiğimizde yollarına gidiyor ahali, ben de kendi yolumda ilerliyorum, evin kapısını açıp direk pijama moduna geçmek için hızlanıyorum haliyle. Yatağa doğru zıplayıp, havada uyuyarak yatağa düşme fantazisi...

Göz televizyonun pilot ışığına takılıyor, ne vardır ki bu saatte? Bastık tuşa getirdik teknolojiyi odaya, bir de ne görelim; HANDE YENER!?!?!? hadddi cannn..(wtf) demeye kalmadan acaip hareketler eşliğinde dansına başlıyor, gözlerimi ovuşturuyorum, hala orda... Neyse televizyonun sesini biraz daha açınca Romeo falan dediğini anlıyorum lakin vücut her an The Exorcist filmindeki merdiven sahnesi gerçekleşecekmişcesine hareket ediyor. O an anlıyorum ki Öykü-Berk voltranı ardından listemde ikinci sıraya çoktan yerleşmiş Hande Yener. Bu durumun onun umrunda olacağını pek sanmıyorum tabi, fare dağ misali.

Biraz zorluyorum kendimi neler olacak bakalım, yayına ayna getirip soru soruyorlar, cevaplara göre inceltip kalınlaştırıyorlar sanırım kendisinin ekrandaki görüntüsünü. Neyse konuşmayalım "bir tarafımıza girebilir" maddesi işlemesin sonra.

Kral TV'de biri vardı diyince ilk akla gelen isim kimse, o da album yapmış sanırım. Şarkı söyleyecekmiş bekliyoruz. Hande Yener konuştu bir seyirci için "çok hassaslaşmış" dedi. Yapma etme otur kenarda sen, mizacına uymuyor bir kere ciddi konuşmak, konuşmaya çalışmak. Bu arada Luxus'un şarkıları çok güzel, Gogol Bordello kıyaslamasını yapacak ilk kişiye de ıslak odun ısmarlayacağız.

Bir başka konu da kulakları biraz büyük olan insanları, ellerini kulaklarının arkasına koyup biraz öne doğru Fil Jumbo hareketi yapmak suretiyle geyik malzemesi yapan toplumumuzdan bir kişinin yüzünü siyaha boyayıp Obama taklidi yapması. Niye garip gelmiyor acep, hı? Bunu yaparsanız insanlar güler, izler, takip edilirsiniz.

Zeytinyağlı karnabahar ne yahu, Mesut Yar? 1980-1990 yılları arasında doğmuş ve karnabahar ile bamya seven bir kişi tanımadım şu ana kadar, çocuğunun zeytinyağlı karnabahar yemesini nasıl beklersin? Eziyet bu. Hamburger yiyor diye şikayet etme, haklısın tabi ama çocuk yahu yemez bol şekilli şeyleri. Bol sebze koyarsın içine olur biter. Vegi-burger. Onu da istemez çocuklar ya neyse.

Çocuk ve yemek demişken, ufaklıklara yemek beğendirme-yedirme eziyetini bir komşumuzun çocuğu sayesinde yaşamıştım. Küçüklüğümde heykel ve şemsiye çikolatalardan sonra en sevdiğim yiyecek olan Tadelle king size'ı beğenmeyip ağzından şap diye halının ortasına bırakıverirdi, öndeki iki dişin sempatikliğinden dolayı ağzınızı açamıyorsunuz tabi. Bilgisayar başında duran ofis koltuğunu "nönü" olarak isimlendiren bir çocuktur kendisi. En büyük eğlencesi de nönüye tırmanarak gezdirilmeyi beklemesi. Gezme işlemi saatlerce sürebiliyor. Onun için tam olarak bir Disneyland evimiz nönü sayesinde. Nönü! Hell yeah!

Yine Hande Yener çıktı, gaçhayım...

Lazarus Rising...

2009/04/10


Dijital sanatta yavaş ama derinden ilerlemiş ve artık şaheser kıvamında eserler üretmeye başlamış bir isim David Ho. 1999 yılında ciddi anlamdaki ilk eserlerini üretmeye başlayan sanatçı günümüze dek yayınlanmış yedi "dijital sergi" kitabıyla under-rated isimler arasında yerini alıyor.

Sosyoloji eğitimine güzel sanatlar ve sanat tarihi gibi alanlardaki derecelerini ekleyip aklın derinliklerindeki karanlıkları yontmaya başlıyor David Ho. Aile köklerinden gelen Uzakdoğu mitleri ve gençlik yıllarının başında geri döndüğü Amerikan rüyasının izlerini de karanlığın izin verdiği ölçüde karıştırıyor resimlerinde. Bazıları ise ince çizginin delilik kısmında durduğundan bahsediyor sanatçının.

Sanatçıyı tarif ederken gelebildiğimiz nokta bu kadar lakin dijital eserler veren, sınırları olmayan bir isimden bahsediyoruz. Aklından geçen pek çok şeyi resmedebilen, günahın dahi resmini çizen...

Şöyle Oldu Böyle Oldu - 7


Yine bir şöyle olmuş, böyle olmuş ile karşınızdayım. Son durum bildirisinin üzerinden biraz zaman geçti, yeniledik pek çok şeyi...

Başlayalı aşağı yukarı bir ay olan İspanyolca derslerinde bir a-acaiplik hakim şu aralar. Bir haftalık ara dahi nasıl kopukluk yarattı bilemezsiniz. Yeni bir dil öğrenmek gerçekten öncekinden daha fazla çaba istiyormuş bunu anladım, üçüncü dilini alan kişilere saygım daha da artmış durumda, adamlar yapmış diyorum...

Blog olayı inanılmaz ilerledi, kaliteleri günden güne artıyor. Tepe kutucuktaki blogları takipte kalınız, hepsi alanlarında "olmuş" kişilerdir.

Bizim alanımıza dönersek yorumlarda inanılmaz bir "adsız" artışı var. Hesabıma her giriş yaptığımda selamlıyor isimsiz yorumlar, çoğu tek kelime, fikirler de gayet net ortaya konuyor. Durumdan şikayet ediyor değilim fakat yorum sonuna bir isim sıkıştırılsa hiç de fena olmaz hani.

Bir diğer konu blogda verilen adrese gelen film yazılarının artması ve haftanın beşlilerinin geri dönmesi ile ilgili mail. Vizeler nedeniyle uzak kaldım pek çok şeyden, sabah bir süreliğine uyanıp sınava gitmek ve gece geç saate kadar not toparlamak ile geçti şu 10 gün. Yarın son vizeme girip bir Uzakdoğu masaj salonu arayacağım kendime. Gerçi Çinliler onu da imite etmişlerdir, uzak durmalı. Losyon diyerekten makine yağı ile yağlayabilirler insanı. Çıkınca da şehrin en parlak insanı oluverirsiniz gece-gündüz yanan ışığınızla, aman diyim. Şaka bir yana masaj güzel bir şey, yapın-yaptırın.

Bir de havalar ısındıkça hasta olan insan sayısı artıyor, prematüre arkadaşlarımız kısa kollu gezmeye başlayınca üşütüyorlar haliyle. Çevrelerine de bulaştırıyorlar ayrıca. Bizde ise durum aynı, yarın Eskişehir'e kar yağsa bir kişi çıkıp "n'oluyoruz abi?!" demez. Sabah sıcak gibi gecenin ise bir ayarı yok. Norveçli balıkçılar gibi gezen insanlar mevcut halen.

Şekil ve düzen kaygısı gözetmeksizin yazmaya devam ettiğimiz serinin bu ayağını da sonlandıralım. Haftasonu görüşürüz diyerekten ateşleyelim sağdan sağdan...

****

kullanılan resim, copyrighted, David Ho.

Uni-Rock Fest II

2009/04/09


Hakkındaki yazılar parça parça olmasın diyerek Uni-Rock Fest II haberlerini hep ertelemiştik. Arch Enemy ve Paradise Lost ikilisi dahi organizatörlerin gittiği yolu belirtmeye yeter. Çok güzel olmuş diyor, bu tarz isimlerin yurdumuzdan sıklıkla geçmesini diliyoruz. Festivallerin tam programı ve bilet fiyatları da açıklandığında her açıdan karşılaştırmalarımızı yaparız.

Rock'n Coke 2009, Kesinleşen İsimler

2009/04/08


Kesinleşen isimleri verelim, ayrıca eklemeli ki Yüxexes programında koparılan Foo Fighters yaygarası yalan çıktı.


Linkin Park

The Prodigy

Juliette Lewis and The New Romantiques

Kaiser Chiefs

Nine Inch Nails

Santigold

Jane's Addiction


Bir yıl ara verip yukarıdaki listeyi sunmaları nasıl bir olaydır anlaşılamaz gerçekten. Gerçi kriz ortamında yapılabilecek bir şey yok. Rock Werchter listesine ise bakmayın, orada kriz yok, muhtemelen bilet fiyatları arasında pek fark da olmayacak. Neyse, en iyi seçim Jane's Addiction gibi duruyor, Nine Inch Nails ve Juliette de var. Bir tane indie grubu barındırmayan bir festival yapıyorlar ne kadar güzel. Kaiser Chiefs demeyin sakın, ıslak odunla bekleyenler varmış. Gidecek kişilere şimdiden iyi eğlenceler. Bize de Masstival'in line-up'ını beklemek düşer...

Rock'n Coke 2009 #2

2009/04/07


Sanırım bu habere benden fazla sevinen çok az kişi vardır, Juliette & The New Romantiques 18 Temmuz 2009'da Rock'n Coke sahnesinde! Canlı performansı en çok övülen gruplardandır kendileri. Şimdi imaj düzelmeye başladı işte...

Freddy Krueger Geri Dönüyor

2009/04/05


İlki 1984 yılında gösterilen ve 2003 yılındaki Freddy vs. Jason rezaleti ile noktalandığı düşünülen Elm Sokağında Kabus serisinin rahatsız kahramanı Freddy Krueger, rüyalara geri dönüyor. Projeyi diriltme görevi edinmiş yapımcı ise Armageddon, The Island ve Transformers filmlerinden hatırladığımız usta yönetmen Michael Bay. Yönetmen koltuğunda da genelde reklam filmleri ve klip çekimleri ile tanınmış, aynı zamanda Iron Maiden'ın 1992 tarihli Donington Live video kaydının da yönetmenliğini yapmış olan Samuel Bayer oturacak.

Freddy karakteri ile özdeşleşen Robert Englund'un kırmızı çizgili kazağını yeni filmde Watchmen filminin Rorschach'ı Jackie Earle Haley giyecek. Wes Craven kaleminden çıkmış bir efsanenin yeni senaryosu ise projeye hafif kalacak bir isim olan Wesley Strick tarafından yazılıyor.

Proje ile ilgili netleşen bilgiler şimdilik bu kadar. Unutmadan gösterim tarihinin 2010 yılı olarak planlandığını da ekleyelim. Freddy Krueger, en sevdiği aktiviteye geri dönmek için uzun süre bekledi ve dönüşü epey "kanlı" olacağa benziyor.

Penthousy Prophet

2009/04/04


4. sezon 18. bölüm itibariyle kartlar açık oynanmaya başladı desek yalan söylemiş olmayız. Cehennem tarafının elit kuvvetlerinin savaşta baskın taraf olduğunu görmeye alışmışken cennet tarafı masaya yumruğunu -biraz geç de olsa- vurmaya başladı. Gerçi zorunlu bir durum sayesinde görebildik yüksek meleklerden birini ancak hikayenin derinleşmesine yetti. Prophet meselesi işin biraz suyunu çıkarsa da Dean'in prophet için yaptığı "bundan olsa olsa penthouse forum üyesi olur" yorumu yardı geçti. Lillith ise yavaştan tırsmaya başlamış durumda, kıyamet gününü getirmeyi başarabilse dahi gerek Sam, gerek sağlam melekler ki Dean de o zaman bazı güçler edinmiş olacak, nedeniyle sağ çıkamayacağının farkında. Neyse, sezon finali olan 4x22'ye kadar bir-iki çerez bölüm izleriz sanırım, sezonun son bölümünde de Sam, Dean, Castiel, Anna ve yeni katılacak melekler son mühürü savunacaklarmış. Bölümün özetini ortaya atıp 3-4 hafta bekleyin demiyorlar mı...